Siyaset7 Kasım 2005 00:00
Darbelerin Yapamadığını Kur ve Gümrükler Yaptı - Erol Manisalı
Kur politikası, dış ticaret politikasının en önemli dişlisidir. Dış ticaret politikası ise “ulusal iktisat politikasının en etkili aracıdır”. - Kur politikası, dış rekabeti, dış ticaret dengesini, cari dengeyi, sermaye hareketlerini, dış borçları yönlendirebilir. - Kur politikası ayrıca içerde, “sanayinin, tarımın ve hizmet sektörlerinin yapısını ve katma değerin oluşumunu” etkiler. Ve bütün bunlar iktisatta iç ve dış yapılanmanın, katma değerin, istihdamın, bölüşümün üzerinde önemli değişiklikler yaratır. İş çok daha karmaşıktır, ancak en basitinden, bu ana başlıklar sıralanabilir. claritin mazilo claritinekombo claritin mazilodiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
Türkiye'de kur (ve dış ticaret) politikaları ulusal bir iktisat ve siyaset anlayışının sonucu olarak ortaya konmamıştır. Aksine, “siyasi amaçların bir aracı ve yönlendiricisi olarak düşünüldüler”. Sanki “masum, teknik, nötr” bir unsur gibi gösterilmiştir.
Soğuk savaş sonrasında kur ve dış ticaret politikaları, “iç ekonomi üzerinde daha etkili duruma geldi”.
ABD'nin kur ve dış ticaret politikası, onun ulusal iktisat politikasının ayrılmaz bir parçasıdır. AB'de ise Avrupa Para Sistemi, sisteme dahil olan üye devletlerin ulusal çıkarlarını korumak için birlikte oluşturdukları bir düzendir.
İngiltere, “ABD ile olan özel ilişkileri” ve “İngiliz Milletler Topluluğu içindeki özel ulusal çıkarları” yüzünden, Avrupa Para Sistemi dışında kalmak istedi. Çünkü ulusal İngiliz politikası ve dış ilişkilerdeki ulusal iktisat politikası, AB üyesi olan bu ülkenin Avrupa Para Sistemi dışında kalmasını gerektiriyordu.
Kemal Derviş'ler ve Ali Babacan'lar ise “AB dışındaki Türkiye'nin, gümrüklerinden sonra, parasını ve kur politikalarını da AB yönetimine terk etmesini” savunabiliyorlardı. Bu, mutlak siyasi sonuçlar doğuran “tam bir teslimiyettir”.
Gümrüklerden sonra kur da siyasal amaçların bir aracı haline getirilmek istendi.
'Hariciler' ve 'kur'lar...
Türkiye''de kur politikaları, ulusal iktisat politikaları dışında; sanki bir “otoyol yapımı gibi” özellikle sunulmaktadır. Oysa Türkiye'nin tek yanlı bağlanması açısından, tamamen politik sonuçlar doğuran bir meseledir.
Kurları IMF ve Türkiye'nin içinde olmadığı AB kurumları belirlediği zaman neler olur?
1) Ekonomi tamamen dışa açık hale getirilir. Aynen Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşması ve IMF ile yaşamakta olduğu süreç gibi.
2) Dış ticaret açıkları dev boyutlara ulaşır. İthalat büyümesi, ihracatın hep üzerinde seyreder. Aynen bugün yaşandığı gibi, yılda 40 milyar dolar boyutuna varır, dış açık büyür; 2005 başından beri 20 milyar doları aştı.
3) Dış borç hızla artar. AKP'nin 3 yıllık döneminde dış borç artışı 116 milyar dolar oldu.
4) İç piyasada şirketler, dış dünya ile rekabet edemez hale gelirler. Şirketler kapanır veya dev tekellerin eline geçer. Aynen bugün yaşadığımız gibi.
Kur politikaları ve dış ticaret politikaları
”Yeni-liberal” ekonominin araçları haline getirildiğinde ortaya yukarıdaki Türkiye tablosu çıkar.
- 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye'de siyasi sonuçlar doğuran çok önemli iki olay şudur:
1) 6 Mart 1995'te Türkiye'nin dış ticaret politikası, tek yanlı olarak “AB'ye, özellikle devredildi”.
2) Serbest (ve açık) ticarete, “kur politikası IMF''ye devredilerek, özellikle düşük tutuldu”.
Pazarın yabancı mallar ve şirketlerle doldurulması ve denetim altına alınması için bunlar gerekiyordu.
Turgut Özal hükümeti döneminde başlatılan süreç, AKP hükümeti döneminde de tüm hızı ile yürütülmektedir.
Arada Tansu Çiller ve Kemal Derviş'in de bu süreçte oynadıkları rolleri inkâr edemeyiz.
Türkiye'nin dış ticaretinin ve kur politikalarının AB ve IMF eline bırakılma süreci, son üç yılda derinleşerek devam etti.
Kur ve dış ticaret tamamen siyasi sonuçlar doğuran aletlerdir. Dün de bugün de... ABD tarihte İngiliz'e karşı bağımsızlığını, onun çayını denize dökerek, gümrük rejimini tanımayarak elde etti; İtalya içerde, gümrükleri birleştirerek ülkeyi kurdu; Osmanlı 1838 Baltalimanı imtiyaz anlaşması sonucu parça parça dağılma sürecine sokuldu.
Ulusal bir devlet ve onun iktisadi ve siyasi yaklaşımları yoksa ortada ne Cumhuriyet ne demokrasi ve ne de laiklik kalır.
Siyasallaşan gümrükler ve kurlar, tarikatların egemenliğini yavaş yavaş getirmeye başlarlar. Kur ve tarikatlar: Sakın, ne ilgisi var demeyin... Bunlar Türkiye''de iç içe geçmişlerdir.
Dubai kuleleri, Tayyip'ler, Tansu'lar, Kemal Derviş'ler, Özal'lar, Bush'lar aynı vagonun yolcuları değiller mi? 'Kur'lar, gümrükler, Soros'lar diye uzayıp giden bir yolun yolcuları...
Soğuk savaş sonrasında kur ve dış ticaret politikaları, “iç ekonomi üzerinde daha etkili duruma geldi”.
ABD'nin kur ve dış ticaret politikası, onun ulusal iktisat politikasının ayrılmaz bir parçasıdır. AB'de ise Avrupa Para Sistemi, sisteme dahil olan üye devletlerin ulusal çıkarlarını korumak için birlikte oluşturdukları bir düzendir.
İngiltere, “ABD ile olan özel ilişkileri” ve “İngiliz Milletler Topluluğu içindeki özel ulusal çıkarları” yüzünden, Avrupa Para Sistemi dışında kalmak istedi. Çünkü ulusal İngiliz politikası ve dış ilişkilerdeki ulusal iktisat politikası, AB üyesi olan bu ülkenin Avrupa Para Sistemi dışında kalmasını gerektiriyordu.
Kemal Derviş'ler ve Ali Babacan'lar ise “AB dışındaki Türkiye'nin, gümrüklerinden sonra, parasını ve kur politikalarını da AB yönetimine terk etmesini” savunabiliyorlardı. Bu, mutlak siyasi sonuçlar doğuran “tam bir teslimiyettir”.
Gümrüklerden sonra kur da siyasal amaçların bir aracı haline getirilmek istendi.
'Hariciler' ve 'kur'lar...
Türkiye''de kur politikaları, ulusal iktisat politikaları dışında; sanki bir “otoyol yapımı gibi” özellikle sunulmaktadır. Oysa Türkiye'nin tek yanlı bağlanması açısından, tamamen politik sonuçlar doğuran bir meseledir.
Kurları IMF ve Türkiye'nin içinde olmadığı AB kurumları belirlediği zaman neler olur?
1) Ekonomi tamamen dışa açık hale getirilir. Aynen Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşması ve IMF ile yaşamakta olduğu süreç gibi.
2) Dış ticaret açıkları dev boyutlara ulaşır. İthalat büyümesi, ihracatın hep üzerinde seyreder. Aynen bugün yaşandığı gibi, yılda 40 milyar dolar boyutuna varır, dış açık büyür; 2005 başından beri 20 milyar doları aştı.
3) Dış borç hızla artar. AKP'nin 3 yıllık döneminde dış borç artışı 116 milyar dolar oldu.
4) İç piyasada şirketler, dış dünya ile rekabet edemez hale gelirler. Şirketler kapanır veya dev tekellerin eline geçer. Aynen bugün yaşadığımız gibi.
Kur politikaları ve dış ticaret politikaları
”Yeni-liberal” ekonominin araçları haline getirildiğinde ortaya yukarıdaki Türkiye tablosu çıkar.
- 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye'de siyasi sonuçlar doğuran çok önemli iki olay şudur:
1) 6 Mart 1995'te Türkiye'nin dış ticaret politikası, tek yanlı olarak “AB'ye, özellikle devredildi”.
2) Serbest (ve açık) ticarete, “kur politikası IMF''ye devredilerek, özellikle düşük tutuldu”.
Pazarın yabancı mallar ve şirketlerle doldurulması ve denetim altına alınması için bunlar gerekiyordu.
Turgut Özal hükümeti döneminde başlatılan süreç, AKP hükümeti döneminde de tüm hızı ile yürütülmektedir.
Arada Tansu Çiller ve Kemal Derviş'in de bu süreçte oynadıkları rolleri inkâr edemeyiz.
Türkiye'nin dış ticaretinin ve kur politikalarının AB ve IMF eline bırakılma süreci, son üç yılda derinleşerek devam etti.
Kur ve dış ticaret tamamen siyasi sonuçlar doğuran aletlerdir. Dün de bugün de... ABD tarihte İngiliz'e karşı bağımsızlığını, onun çayını denize dökerek, gümrük rejimini tanımayarak elde etti; İtalya içerde, gümrükleri birleştirerek ülkeyi kurdu; Osmanlı 1838 Baltalimanı imtiyaz anlaşması sonucu parça parça dağılma sürecine sokuldu.
Ulusal bir devlet ve onun iktisadi ve siyasi yaklaşımları yoksa ortada ne Cumhuriyet ne demokrasi ve ne de laiklik kalır.
Siyasallaşan gümrükler ve kurlar, tarikatların egemenliğini yavaş yavaş getirmeye başlarlar. Kur ve tarikatlar: Sakın, ne ilgisi var demeyin... Bunlar Türkiye''de iç içe geçmişlerdir.
Dubai kuleleri, Tayyip'ler, Tansu'lar, Kemal Derviş'ler, Özal'lar, Bush'lar aynı vagonun yolcuları değiller mi? 'Kur'lar, gümrükler, Soros'lar diye uzayıp giden bir yolun yolcuları...