Ekonomi2 Kasım 2005 00:00

Dış Ticaret Büyümeyi Destekliyor mu? - Korkut Boratav

Geçen hafta bu köşede “ihracat patlaması” üzerine dayalı başarı söylemlerini eleştirel bir mercek altına aldık. Ve gösterdik ki, ihracat giderek artan boyutlarda ithal girdilere bağımlı hale gelmektedir. Böylece ihracat artışları, ulusal ekonomiye değil, Türkiye'ye girdi satan dış dünyaya bir büyüme ivmesi taşımaktadır. Bu tartışmayı bugün de sürdürmek istiyorum. Önce, yukarıdaki savları destekleyen birkaç ek bilgi verelim: naproxennatrium go naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenarenovation vejle renovation skive renovacialis walgreen coupon site cialis coupondiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

IMF verilerine göre 1997-2004 döneminde “yükselen pazarlar ve gelişmekte olan ekonomiler” grubunda (veya kestirme bir terimle “Güney” de), yıllık ortalamalar olarak milli gelir yüzde 5.1, ihracat ise yüzde 9.1 oranında büyümüştür. İlk oranı ikincisine bölerek elde ettiğimiz değer, basit bir tanımlamayla “ihracat artışlarının milli gelire yansıma oranı” olarak yorumlanabilir. Bu oran, “Güney” ülkelerinin tümü için yüzde 56'dır. Yani, yüzde 10'luk bir ihracat artışı, milli gelirde yüzde 5.6'lık bir büyümeyle birlikte gözlenmektedir. Bu katsayıyı (belli bir yorumla) ihracatın yol açtığı gelir artışları olarak da değerlendirebilirsiniz.

Aynı yıllar için Türkiye'de ihracatın yılık ortalama artışı yüzde 13.4'ü bulmuş; milli gelirin ortalama büyüme hızı ise yüzde 1.6'da kalmıştır. Bu iki büyüme hızı arasındaki oran sadece yüzde 12'dir. Türkiye ihracatı büyük ölçüde sanayi ürünlerinden oluştuğuna göre, imalat sanayiinin büyüme hızı ile kurulan bağlantı da yüzde 17'lik bir katsayı verecektir.

Görülüyor ki, ihracat ile milli gelirde (veya sanayi kesiminde) yaratılan katma değerler arasındaki bağlantı Türkiye'de, “Güney” ülkelerinin tümüyle karşılaştırıldığında çok zayıftır. Türkiye için “büyümeyi sürükleyen ihracat” söylemi, bu nedenle yanıltıcıdır.

****

Geçen hafta göstermeye çalıştım ki, imalat sanayiinin ara-mal ithalatına bağımlılığı artmaktadır ve bu koşullarda gerçekleşen ihracat artışları da, dış dünyaya talep taşıyarak büyüme hızını aşağıya çekmektedir. Bu işin maliyetini çoğunluğu KOBİ'lerden oluşan ara-mal üreticileri ve yan sanayii çekmektedir. Geçen haftalarda İstanbul, Ege, Adana ve Gaziantep Sanayi Odaları'nın başkanlarının bu durumdan açık seçik yakınmalarını izledik.

Değerli meslektaşımız Mustafa Sönmez , geçen hafta Türkiye İhracatının İthalata Bağımlılığı, 2000-2004 başlıklı bir araştırma yayımladı. (Bu çalışmaya, “Bağımsız Sosyal Bilimciler”in web sitesinden ulaşabilirsiniz) Sönmez, bu araştırmasında, ihracatın ithalata artan bağımlılığına katkı yapan bir politika öğesi olarak “dahilde işleme rejimi” adını taşıyan bir teşvik sistemini de mercek altına alıyor. Bu uygulama, yurtiçinde işleyerek belli bir süre içinde ihraç etmek şartıyla, sanayicilerin gümrüksüz ithalat yapmalarına imkân veriyor. Sönmez'in belirlemelerine göre toplam ihracatın yarısını aşan bir bölümü “dahilde işleme rejimi”ne girmektedir ve daha da önemlisi, bu amaçla yapılan gümrüksüz ithalatın, teşvikli ihracata oranı, zaman içinde artarak üçte ikiyi geçmiştir.

****

Bu koşulların sancısını çeken üretim kolları, imalat sanayiinin emek-yoğun özelliği ağır basan kesimleridir. Bunlarda daralan istihdamın yerini (örneğin Çin, Hindistan kökenli) ithal girdiler doldurur. Bu “ikame” olgusu, imalat sanayiinin tümünde emek verimliliğini arttırmış olur. Ancak bu, teknik ilerleme, teknolojik atılım yoluyla sağlanan dinamik, kalıcı bir verim artışı değildir. İhracatçılarımıza ucuz girdi sağlayan Asyalıların emeğinin Türkiye''deki emekçilerin yerine geçmesi anlamına gelir. Yani istihdamı baskı altında tutarak, belli konjonktürlerde işsizlik yaratarak sağlanan bir verim artışından söz ediyoruz.

Rekabet gücü baskısı altında bunalan sanayiciler ise, bir yandan “Aman, ucuz dövize son verin” diye ağlaşırken, emek maliyetlerini daha da aşağıya çekmeye çabalamaktalar. İmalat sanayiinde 2004'te işçi başına reel ücretler, 2000'in hâlâ yüzde 16 altındadır. 2002-2004 yıllarında çalışma saatleri arttığı için saatlik ücretler daha da fazla aşınmıştır.

Emek-yanlısı bir iktisat politikası, Türkiye'de ücret maliyetlerini Asya düzeylerine yaklaştırma saplantısına yönelen ihracat öncelikli bir “sözde strateji” ile bağdaşamaz.

İç talep önceliğine dayalı bir büyüme perspektifini savunma zamanı gelmiştir. Böyle bir perspektif, dışa dönük ekonomik bağlantıların da tümüyle yeni baştan oluşturulması anlamına gelecektir.