AB’de İnsan Hakları ; Kopenhag Kriterleri Sadece Tam Üye Olmadan Gümrük Birliğine Giren Şark Kurnazları İçin
Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki Schiphol Havaalanı'ndan sınır dışı işlemleri durdurulurken, geçen haftaki yangında ölen iki Türk vatandaşının cenazesi ailelerine verilmiyor. Sınır dışı işlemlerinin, gözaltı merkezinde çıkan yangınla ilgili soruşturma, araştırma ve teknik çalışmaların sürmesi nedeniyle geçici olarak durdurulduğu, cenazelerin de bu işlemler tamamlandıktan sonra teslim edileceği açıklandı. Fransa'nın başkenti Paris yakınlarında geçen perşembe polisten kaçan 3 gençten ikisinin elektrik trafosunda akıma kapılarak ölmesi, bir diğerinin de ağır yaralanmasının ardından çıkan protestolar sürüyor. Türk basınında çıkan haberlerde ölümüne kaçışta ağır yaralanan gencin 18 yaşındaki Şanlıurfalı Muhittin Altun olduğu yer aldı. Uluslararası Af Örgütü, Batı Trakya’daki Müslüman nüfusa mensup olan bireylere vatandaşlık kağıtlarının yeniden verilmesi konusunda yetkililerin sürekli reddetme içinde olmalarından ötürü endişe duyuyor. 1998 yılında yürürlükten kaldırılan Yunan Vatandaşlık Yasası’nın 19.maddesi uyarınca, etnik Yunan kökenli olmayan Yunan vatandaşlarının bir başka ülkeye göç ettikleri inanıldığı takdirde vatandaşlıkları geri alınabilir. AB'nin önde gelen ülkelerinden Fransa'da 1.200.000 Alzaslı, 900.000 Breton, 300.000 Lorenli, 300.000 Katalan, 200.000 Korsikalı, 200.000 Flaman ve 100.000 ila 200.000 Bask yasıyor ama Fransa bunlardan hiçbirini azınlık olarak kabul etmiyoracheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cena
Cumhuriyet 21.10.2005
AZINLIKLARIN TANIMI
Avrupa'nın çifte standardı – Onur Öymen
Azınlıkların ve etnik grupların korunmasını amaçlayan bazı sivil toplum örgütleri, azınlıkları tarif ederken sadece devletlerin azınlık olarak tanıdıkları veya uluslararası antlaşmalarla azınlık niteliği kazanan grupların değil, her cins etnik grubu da azınlık sayıyor ve onların sözcülüğünü üstleniyorlardı. Oysa Avrupa Konseyi çerçevesinde imzalanan ''Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi'' devletlere hangi grupların azınlık sayılacağı, hangilerinin sayılmayacağı konusunda tercih hakkı tanıyordu. Buna göre devletler sözleşmeye koydukları çekincelerde azınlık saydıkları grupları ismen belirtmişlerdi. Ama bu örgütler ve onları destekleyen siyasi çevreler başka ülkelerdeki bazı etnik grupları o ülkelerin hükümetlerinin tercihine bakmaksızın azınlık olarak görmekte ve onları himaye etmeye kalkışmakta bir sakınca görmüyorlardı.
Azınlık haklarını savunanların çoğu aynı zamanda Avrupa'da federal devlet sisteminin de savunucularıydı. Gerçekten Avrupa'da Almanya gibi federal devletler vardı. Bazı devletler de bölgesel düzeyde yerel yönetimlere bazı haklar tanımışlardı. Ama bütün Avrupa ülkeleri böyle değildi. Fransa, Türkiye, Yunanistan gibi ülkeler üniter devlet sistemine sahiptiler ve bu sistemi değiştirme niyetleri yoktu. Avrupa'da bazı siyaset adamlarının, sivil toplum örgütlerinin, hatta Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki azınlıkların veya etnik gruplarla ilgili çalışmalarını, önerilerini, zaman zaman baskı düzeyine varan taleplerini değerlendirirken azınlıklar sorununun tarih içindeki bu gelişimini dikkatten uzak tutmamak gerekir. Bu mesele sadece insani bir açıdan değerlendiriliyor olsaydı Türkiye tarafından da başka bir anlayışla ele alınabilir, bu konuda Batı ülkeleriyle daha rahat bir diyalog kurulabilirdi. Ama belirli etnik veya dini grupların haklarının korunması Türkiye'ye yönelik bazı siyasi beklentilerin bir unsuru gibi dile getirilince Türkiye'nin de meseleye daha dikkatli biçimde yaklaşması zorunlu hale geldi.
AB'DE AZINLIKLAR
Burada dikkate alınması gereken bazı ölçüler şunlardır:
Türkiye'den talepte bulunulan konularda AB ülkelerindeki durum, yasalar, uygulamalar nedir? Örneğin Türkiye'den Lozan Antlaşması'yla tanınmış olan azınlıkların dışında bazı etnik gruplara azınlık statüsü verilmesi isteniyor. Peki benzeri durumlarda AB ülkelerinin uygulamaları nedir? Örneğin AB'nin önde gelen ülkelerinden Fransa'da 1.200.000 Alzaslı, 900.000 Breton, 300.000 Lorenli, 300.000 Katalan, 200.000 Korsikalı, 200.000 Flaman ve 100.000 ila 200.000 Bask yasıyor ama Fransa bunlardan hiçbirini azınlık olarak kabul etmiyor. Yunanistan yaklaşık 70 yıldan beri ülkesindeki Makedon azınlığının varlığını kabul etmemektedir. Bugün Yunanistan'daki Makedon azınlığının okulları yoktur, kiliseleri yoktur, hiçbir azınlık kurumu yoktur. Yurtdışındaki bazı Makedon asıllı Yunan vatandaşları örgütlenmekte ve haklarını aramaktadırlar ama Yunanistan bunların varlığını bile kabul etmemektedir.
Cumhuriyet 01.11.2005
Cenazeler verilmiyor
Dış Haberler Servisi - Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki Schiphol Havaalanı'ndan sınır dışı işlemleri durdurulurken, geçen haftaki yangında ölen iki Türk vatandaşının cenazesi ailelerine verilmiyor. Sınır dışı işlemlerinin, gözaltı merkezinde çıkan yangınla ilgili soruşturma, araştırma ve teknik çalışmaların sürmesi nedeniyle geçici olarak durdurulduğu, cenazelerin de bu işlemler tamamlandıktan sonra teslim edileceği açıklandı.
Schiphol Havaalanı'ndaki gözaltı merkezinde perşembe günü erken saatlerde çıkan yangında, Türk vatandaşları Kemal Şahin (51) ve Mehmet Ava' nın (41) da aralarında bulunduğu 11 kişi hayatını kaybetmişti. Kemal Şahin iltica başvurusu kabul edilmediği, Mehmet Ava da ikamet izni bulunmadığı için sınır dışı edilmek üzere gözaltında tutuluyorlardı.
Yangından sonra Schiphol'daki gözaltı merkezi tamamen boşaltıldı. Sınır dışı edilecek kişiler ise Rotterdam ve Zeist'teki cezaevlerine nakledildi. Azınlıklar politikası ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Rita Verdonk , sınır dışı edilecek 270 kişinin araştırmalar tümüyle sonuçlanana dek Hollanda'da tutulacağını duyurdu.
Yabancılar politikasına eleştiri
Bazı siyasi partiler, yangının ardından, hükümetin yabancılar politikasını eleştirdi. Koalisyon ortağı Liberal Parti'nin milletvekili Ayan Hirsi Ali , yangını, ''insanlık adına felaket'' olarak niteledi ve yangından kurtulanlara sürekli ikamet izni verilmesini önerdi.
Amsterdam Belediye Başkanı Job Cohen ile diğer bazı muhalefet sözcüleri, iltica başvurusu kabul edilmeyen ya da bir başka nedenle hakkında sınır dışı kararı verilen kişilerin, kendileriyle ilgili devam eden hukuki süreç tamamlanmadan sınır dışı edilmelerinin yanlış bir politika olduğunu dile getirdiler.
Hollanda'da hükümetin sınır dışı kararına karşı hukuki yola başvuran yabancılar, bu sürecin tamamlanması beklenmeden sınır dışı edilebiliyor.
Cumhuriyet 01.11.2005
Afrika kökenlilerle Türk nüfusun yaşadığı banliyö ayakta
Polise öfke dinmiyor
Polisten kaçan 2 gencin öldüğü olayda ağır yaralanan kişinin 18 yaşındaki Şanlıurfalı Muhittin Altun olduğu söyleniyor. Ölümüne kaçışın nasıl başladığı hâlâ bilinmiyor. (Fotoğraf: AFP)
Dış Haberler Servisi - Fransa'nın başkenti Paris yakınlarında geçen perşembe polisten kaçan 3 gençten ikisinin elektrik trafosunda akıma kapılarak ölmesi, bir diğerinin de ağır yaralanmasının ardından çıkan protestolar sürüyor. Türk basınında çıkan haberlerde ölümüne kaçışta ağır yaralanan gencin 18 yaşındaki Şanlıurfalı Muhittin Altun olduğu yer aldı.
Afrika kökenli göçmenlerin ve Türk nüfusun yoğunlukla yaşadığı Clichy- Sous-Bois banliyösünde 5. gününe giren polis karşıtı protestolar, güvenlik güçlerinin bir hırsızlık olayıyla ilgili bu gençleri sorgulamak üzere peşlerine düştüğü iddiasıyla başlamıştı.
Ancak iki gencin ölümüne neden olan olayların neden çıktığı konusunda hâlâ resmi bir açıklama yapılmış değil. Bölge savcısı ve polis bu gençlerin hırsızlık olayıyla ilgilerinin olmadığı görüşünde.
Savcılık, gençlerin olay sırasında polis tarafından kovalandıklarını düşünmüş olabileceklerini belirtirken, yetkililer böyle bir takibin yaşanmadığını, ekiplerin gençlerin ölümünden yaklaşık 20 dakika önce merkeze döndüklerini savunuyor.
Çatışma çıktı
15 ve 17 yaşındaki Afrika kökenli göçmen oldukları tahmin edilen 2 gencin öldüğü olayın ardından bölgede dün de öfkeli protestocularla polis arasında çatışmalar çıktı. Bir cami yanında toplanan yaklaşık 150 gençten oluşan eylemci grup taşlarla polise saldırdı, çok sayıda aracı ve çöp kutusunu ateşe verdi. Bu sırada nereden atıldığı bilinmeyen göz yaşartıcı bir bombanın camiyi hedef almasıyla olaylar daha da şiddetlendi.
Cami içindeki görgü tanıkları bombanın polis tarafından atıldığını söylüyor. Ancak yetkililer bunu henüz doğrulamadı ve konuyla ilgili soruşturma açılacağını belirtti.
Dünkü olaylar sırasında 6 polis yaralandı, 11 protestocu gözaltına alındı. Böylece 5 gündür süren protestolarda yaralı bilançosu 30'a, gözaltına alınanların sayısı da 40'a yükselmiş oldu. Ölen gençler için bölgede cumartesi günü düzenlenen barış yürüyüşünde ''Bir hiç için öldüler'' yazılı tişörtler giyen kalabalık polisi protesto etmişti.
Fransa'da göçmenlerin yaşadığı birçok banliyöde olduğu gibi Clichy- Sous-Bois'de de başlıca sorunların yoksulluk, işssizlik ve eğitim olanaklarından yoksunluk olduğuna dikkat çekiliyor.
Ölümüne kaçışla sonuçlanan olayın ardından yoğun eleştirilerin hedefi olan İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy , ''Savcılığın, gençlerin ölümüne yol açan olayı soruşturduğunu'' söyledi. 2007 başkanlık seçimlerinin güçlü adaylarından olan Sarkozy, protestolarla ilgili olarak ise ''Kamu düzenine karşı çıkanlara sıfır tolerans göstereceğiz'' diye konuştu.
Uluslararası Af Örgütü’nün 2005 Raporunun Düşündürdükleri
Uluslararası Af Örgütü, 5 Ekim 2005 tarihinde azınlık haklarının da ele alındığı bir rapor yayınladı. Raporda, azınlıkların yanı sıra, Yunanistan’daki mülteci ve göçmenlerin maruz kaldığı davranışlar mercek altına alınıyor ve önceki yıllarda yayınlanan raporlara gönderme yapılarak mevcut uygulamalar ve düzenlemeler değerlendiriliyor.
Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) olarak BM, AGİT gibi uluslararası kurumlar dahilinde gerçekleştirilen toplantılar ve sivil toplum örgütleri ile uluslararası kurum bürokratları ile gerçekleştirdiğimiz ikili temaslarda “Türk” etnik kimliğinin yok sayılması, buna bağlı olarak örgütlenme özgürlüğümüzün engellenmesi ve Yunan Vatandaşlık Yasası´nın 19. maddesi nedeniyle mağdur olan 80 bin dolayında hemşehrimizin durumunu tekrar tekrar anlatmaktayız. Bu çerçevede Uluslararası Af Örgütü’nün hazırlamış olduğu raporu, çalışmalarımızın hedefine ulaşmaya başladığının bir göstergesi olarak görüyoruz. Katıldığımız toplantılarda yaptığımız konuşmalara cevaben azınlığın “Türk” kimliğini inkar etmeye devam eden ve hatta 19.madde çerçevesinde soydaşlarımızın kendi istekleriyle Yunan vatandaşlığından vazgeçtiklerini bile ileri süren Yunanistan´ın bu baştan savma yanıtlarının uluslararası örgütlerce de ciddiye alınmadığı açıkça görülmektedir..
Avrupa Konseyi’nce hazırlanan “Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşmesi’nin Yunanistan tarafından onaylanması yönündeki, Yunan makamlarından herhangi bir karşılık bulmayan talebimizin, uluslararası kurumların desteği ile bir kez daha Yunanistan önüne konmuş olması da memnuniyet vericidir.
AB üyesi Yunanistan’ın ülkesindeki Türk ve Makedon azınlıklarını tanımaması ve bu reddiye politikasına bağlı olarak azınlıkların ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü gibi alanlarda insan hakları ihlallerine maruz kalması karşısında AB´nin yetkili organlarının harekete geçmesini beklemekteyiz.
Halit Habipoğlu
Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu Başkanı
Uluslararası Af Örgütü’nün hazırlamış olduğu raporun azınlığımızla ilgili bölümü aşağıda sunulmuştur:
Varolma ile Yok Olma Arasında: Azınlık Gruplarının Görün(mezliği)ürlüğü
Son 30 yıldır insan hakları gözlemcileri, Yunan hükümetinin azınlık politikalarına rehberlik eden kusurlu yaklaşımı nedeniyle kaygılı bir tutum içinde olmuşlardır. BM İnsan Hakları Komitesi’ne intikal ettirilen son ülke raporunda, Yunan hükümetinin yaklaşımının temeli, devletin “Yunanistan’da resmi olarak tanınan tek azınlık Batı Trakya’daki Müslüman azınlıktır” iddiasına dayanmaktadır denilmektedir. 1923 Lozan Antlaşması çerçevesinde, bir grup Yunan vatandaşının azınlığa üye olması şeklinde özel bir hak, sadece “Batı Trakya’daki Müslüman azınlığa” verilmiştir. O tarihten bu yana, bir grup Yunan vatandaşı azınlığın korunması hakkı talebinde bulunmuştur. Kamuoyuna yansıyan vakalar, Florina bölgesinde yaşayan bireysel grupların kendilerini “Makedonlar” ve resmi olarak tanınan azınlık grup üyelerinin de kimliklerini “Türk” olarak ifade etme hakkı talebinde bulunmaları şeklindedir. Buna karşılık Yunan devleti, sınırları içinde “Müslüman” dışında herhangi bir azınlığın varlığını reddetmektedir. Bu tartışma, başta ifade özgürlüğü, dernek kurma ve toplanma özgürlüğü olmak üzere, resmi politikayla uyuşmayan siyasi tutum içinde olan bireylerin insan haklarının gözetilmesi, korunması ve bu hakka saygı gösterilmesi şeklinde sıralanan sorumlulukların devlet tarafından yerine getirilmesi açısından bir takım sonuçlar yaratmıştır.
Uluslararası Af Örgütü, azınlığın varlığı konusunun akla uygun ve objektif kriterler temelinde belirlenmesi gerektiğini inanmaktadır. Diğer taraftan, uluslararası alanda kabul gören bir azınlık tanımı bulunmazken, tanıma veya tanımama şeklindeki keyfi uygulamalar ayrımcılıktır, dolayısıyla devletler azınlık haklarının uygulanacağı grupları liste halinde dönüştürmekten kaçınmalıdır, çünkü bu listeler yeknesak olma eğilimindedir. Bireylerin gruplara asimilasyonlarının dayatılmasının engellenmesi için bir azınlığa üyelik seçeneğe bağlı olmalı ve bu üyeliğin öznelliği korunmalıdır. Bu çerçevede, BM İnsan Hakları Komitesi 23 sayılı Genel Mütalaasında, “bir devlette etniğe, dine veya dile bağlı olarak bir azınlığın varlığı devlet tarafından verilecek bir karara bağlı olmayıp, objektif kriterlere göre belirlenmesi gerekmektedir” denilmektedir.
Diğer taraftan raporda, Yunanistan’da insan hakları alanında gerçekleşen son gelişmelere yer verilmektedir. Son iki yıl içerisinde Uluslararası Af Örgütü, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, gözlemci kuruluşlar ve resmi olarak tanınmayan azınlık gruplarına mensup bireylerden bilgiler elde etmiştir. Uluslararası Af Örgütü heyetinin Ocak 2005’de Yunanistan’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında heyet üyeleri Batı Trakya’daki “Müslüman” azınlık grup üyeleri ve temsilcileri ile de temasa geçmişlerdir.
Azınlıkların Tanınmaması
Yunan Yargıtayı, 07 Şubat 2005 tarihinde aldığı bir kararla “İskeçe Türk Birliği”ni(İTB) kamu düzenine ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle yasakladı. Yargıtay tarafından alınan kararda, “İTB amaç bakımından, Yunanistan’da (Batı Trakya bölgesinde) etnik bir Türk Azınlığın bulunduğunu açıkça ifade etmek suretiyle Lozan’da imzalanan uluslararası anlaşmalarla tezat içindedir, çünkü bu antlaşmalara göre bölgede sadece dini Müslüman Azınlığın varlığı kabul edilmektedir. Buradaki Türk kelimesi geçmişte kalmış bir Türk kökenini ifade etmekten ziyade, Yunanistan'da var olduğu ileri sürülen, Yunan devleti içinde yabancı bir devlet ve özellikle de Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda hizmet edecek, bir Türk azınlığı üyeliği vasfı kastedilmektedir. Bunun nedeni Yunanistan’da bir Türk Azınlığı var etmeyi çalışmak ve Türkiye başta olmak üzere yabancı bir ülkenin Yunanistan devleti üzerindeki emellerine ulaşmasını kolaylaştırmaktır. Yukarıdaki antlaşmaların aksine “Türk” sıfatının birlik adında tutulması konusunda ısrar edilmesi, bölgede yaşayan vatandaşlar arasında, Müslüman ve Hıristiyan iki Yunan topluluğunun genel refahı için ihtiyaç duyulan huzuru sağlamaya karşıt olduğu gibi, “Türkler” açısından da varolmayan bir azınlık sorunu yaratmaktadır” denilmektedir.
1946 yılında kurulan İTB, 1984’de ulusal güvenlik için tehdit oluşturduğu gerekçesiyle lağvedilmiş olup mahkeme süreci bu tarihten itibaren başlamıştır.
Uluslararası Af Örgütü, bu tür dernekler üzerindeki yasağın kaldırılması konusunda başarısız olunmasını, uluslararası kanunlara ve dernek kurma özgürlüğü standartlarına aykırı bulmaktadır.
Yunan yetkililerinin, adında Türk kelimesini bulunduran dernek isimlendirmelerinin belli koşullar altında reddedilmesini savunmasına karşın, hiç bir derneğe bu yönlü faaliyet gösterme izni verilmemiş olması, azınlık haklarına saygı, azınlık haklarının korunması, ve azınlıkların gereksinimlerini giderme sorumluluğunu yerine getirmeye ilişkin yunan yetkililerin kararı konusunda endişe yaratmaktadır. Bu endişeler, özellikle her ne kadar ismi konusunda yetkililer arasında tartışma yaşansa da, azınlık olarak tanınmış bir grup ile ilgili kararlar konusunda yaşanmaktadır. Öte yandan, bu kararların, “azınlıklara ait kişilerin kendi derneklerini kurma ve idame ettirme” hakkını teminat altına alan BM Ulusal ya da Etnik, Dini ve Dil Azınlıkları Deklarasyonu’nun 2.4 maddesiyle çakışması da ayrıca endişe yaratmaktadır.
Ayrımcılık Politikaları Mirasının Ele Alınmasında Yaşanan Başarısızlık
Devletin azınlık üyeleri haklarına saygı göstermek, bu haklarını korumak ve gözetmek zorunluluğu bağlamında endişe yaratan bir diğer nokta ise, uluslararası insan hakları yasası ve standartlar ile uyuşmadığına inanılan ve ayrımcılığa karşı ulusal yasal düzenlemelerin düzeltilmesinde yaşanan başarısızlıktır.
Bu kapsamda, Uluslararası Af Örgütü, Batı Trakya’daki Müslüman nüfusa mensup olan bireylere vatandaşlık kağıtlarının yeniden verilmesi konusunda yetkililerin sürekli reddetme içinde olmalarından ötürü endişe duymaktadır. 1998 yılında yürürlükten kaldırılan Yunan Vatandaşlık Yasası’nın 19.maddesi uyarınca, etnik Yunan kökenli olmayan Yunan vatandaşlarının bir başka ülkeye göç ettikleri inanıldığı takdirde vatandaşlıkları geri alınabilir. Batı Trakya’daki Müslüman azınlığa mensup olan bir grup birey vatandaşlık yasasının eski 19.maddesi uyarınca “vatandaş olmayan” olarak sınıflandırılmıştır. Bu kişiler hayatlarının bir noktasında ülkeyi terk ettikleri için vatandaşlıklarını kaybetmiş ve bir daha geri alamamışlardır. Vatandaşlık yasasının 19.maddesinin uygulaması hiçbir zaman şeffaf olmamış ve ülkelerinden göç etmeyi hiçbir zaman düşünmemiş kişilerin vatandaşlıktan çıkartılmalarıyla sonuçlanmıştır. Örneğin, kısa bir seyahat için Türkiye’ye giden bazı kişiler Yunan vatandaşlığından çıkartılmıştır. Buna ilaveten, yaşanan çoğu olayda vatandaşlıktan çıkartılan kişilere yetkililer tarafından bu konuda gerekli bilgilendirmenin zamanında yapılmaması nedeniyle karar zaman aşımına girmiş ve temyiz hakkı kaybedilmiştir. Vatandaşlığını kaybeden bazı kişiler hala bugün bile bu konudan haberdar olmayabilirler. Vatandaşlıklarını bu şekilde kaybetmiş ve temyiz hakları olmayan Batı Trakya Müslüman azınlığına mensup bu kişiler aynı zamanda, diğer Yunan vatandaşlarının faydalandıkları sosyal haklar ve devlet kurumlarından(sosyal güvenlik hakkı, sağlık sigortası, emeklilik ödemesi, kimlik kartları vs.) mahrum bırakılmaktadır.
Ayrımcı olarak nitelendirilmesinden ötürü 19.maddenin 1998’de yürürlükten kaldırılmış olmasına rağmen, Uluslararası Af Örgütü, 19.madde kapsamında vatandaşlıklarını kaybedenlere gerekli bilgilerin verilmemesi, bu şekilde temyiz haklarının korunmaması ve vatandaşlıklarını kaybetmiş olan kişilerin davalarının tekrar tetkik edilmesinin reddedilmesi açısından Yunan yetkililerinin, Batı Trakya’da yaşayan Müslüman azınlığa mensup kişilerin insan haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların korunması ve gözetilmesi yükümlülüklerini halen yerine getirmediğini düşünmektedir.
Ombudsman bürosu tarafından 2004 Şubat ayında yayınlanan bir raporda, “vatandaş olmayan” bir kişinin uyrukluğa kabul talebi ile ilgili başvurusunda izlenen prosedür, yapılan inceleme neticesinde uygunsuz bulunmuştur. Söz konusu olayda, genç bir kadın ebeveynleri ve üç kız kardeşiyle birlikte 19.maddenin iptali sonrası 1999’da vatandaşlık haklarının iadesi için uyrukluğa kabul başvurusunda bulunmuştur. Aile, söz konusu kadın 2 yaşındayken 1984 yılında vatandaşlığını kaybetmiştir. Ailenin geri kalanına yeniden vatandaşlık verilirken, müdahil, haklarının telafisi başvurusunun incelenmeye devam edilmesi için 1500 Euro vermesi gerektiği konusunda 2003 yılında bilgilendirilmiş olup, söz konusu meblağ vatandaşlık talep eden yabancılardan istenilen tutardır.
Ombudsman ile yapılan bir görüşmede, başvuruyu incelemekle yükümlü İçişleri Bakanlığı, söz konusu başvurunun iptal edildiğini çünkü başvuru tarihinde müdahilin reşit olmadığını ifade etmiştir. Olayın incelenmesi sonrasında, Ombudsman, rüştünü ispat etmemiş evli bireylerin kendi refahlarını sağlama ve iyileştirme yönünde faaliyet gösterme hakkına sahip olduğunu ifade eden ulusal yasa ile İçişleri Bakanlığının karar gerekçesinin çakıştığı sonucuna varmıştır. Buna ek olarak, başvurunun değerlendirmeye alınması için talep edilen ücret, uluslararası kanun ve standartlara çatışmanın yanı sıra, Yunanistan tarafından onaylanmış olan BM Devletsiz İnsanların Statüleri Sözleşmesi’nin 32.maddesine de aykırıdır. Söz konusu maddede, “taraf ülkeler devletsiz insanların asimilasyonu ve uyrukluğa kabulünden sorumludur. Taraf ülkeler uyrukluğa kabul sürecini hızlandırmak ve bu tür işlemlerin maliyetini en düşükte tutmak için her türlü çabayı gösterecektir” denilmektedir.
Sonuç
Avrupa Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu’nca(ECRI) 2004 yılında Yunanistan ile ilgili olarak yayınlanan üçüncü raporda, Makedonyalılar ve Türkler dahil Yunanistan’daki tüm gruplarının uluslararası yasal standartlar doğrultusunda dernek kurma ve ifade özgürlüğü haklarını kullanabilmelerini yetkililerin teminat altına almasını teşvik etmektedir.
Raporda ayrıca, “Yunan yetkililer, Yunanca dışında ana dilleri olan Pomak veya Çingeneler gibi Yunanistan’daki azınlık gruplarının varlığını daha kolay tanımaya hazırdırlar. Buna karşılık, Makedonyalı ve Türkler gibi diğer gruplar halen zorluklar yaşamaktadırlar. Hatta bugün bile, Makedon, Türk veya diğer kimliklerini ifade etmek isteyen kişilerin düşmanlıkla karşılandığı görülmektedir. Bu bireyler, önyargı ve klişelere hedef olmakta ve özellikle istihdam alanında olmak üzere bazen ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar” denilmektedir.
Bu bölümde azınlığın korunması konusu insan hakları açısından ayrıntılı olarak ele alınmamış olmakla birlikte, Uluslararası Af Örgütü, yetkililerin bu konuları ele almamasından dolayı çekincelerini sürdürmektedir. Öte yandan örgüt, kamuoyu önünde fazlasıyla tartışılan müftü atamaları meselesi dahil olmak üzere, azınlıkların dini özgürlüğü konusunun yetkililerce çözümlenmediği şeklinde raporlar almaya devam etmektedir.
Örgüt ayrıca, Vatandaşlık Yasası’nın 19.maddesinin geçmişte uygulanması örneğinde olduğu gibi yaşanan ihlallerden kaynaklanan mağduriyetlerin devam etmesinden ciddi olarak endişe ediyor.
Sonuç ve Tavsiyeler
Söz konusu raporda, Yunanistan’da yaşayıp Yunan çoğunluğunun bir üyesi olmayan ve mülteci talebinde bulunanlar, göçmenler veya azınlık üyeleri olarak sıralanabilecek bireylerin sahip oldukları insan haklarını kullanabilmelerini temin etmekte yetkililerin gösterdiği başarısızlar birbirine bağlantılı olarak belgelenmiştir. Bu rapor, bu başarısızlığa katkıda bulunan mekanizmaları belgelemiştir. Uluslararası Af Örgütü, Yunan nüfusun çoğunluğunun haklarının da ihlal edildiği yönünde bilgiler almış olmakla birlikte, yabancıların ve azınlık üyelerin benzer hak ihlallerinin çok daha fazla sayıda olması endişeyle karşılanmıştır. Yunan hükümeti tarafından, marjinal grupların ve bireylerin haklarına saygı gösterilmesi, bu hakların korunması ve yerine getirilmesi konusundaki yükümlülüklerin karşılanması acil bir ihtiyaçtır.
Azınlık Haklarının Korunması İle İlgili Tavsiyeler
Uluslararası Af Örgütü, yetkililerin AİHM’nin 9, 10 ve 11. maddelerinin koşullarını tam anlamıyla yerine getirilmesini sağlanmas amacıyla;
- Avrupa Konseyi’nce hazırlanan ve Yunanistan tarafından 1997 imzalanan Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşmesi’nin onaylanması,
- Himaye, ayrımcılığın uygulanmaması, din, ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakları açısından sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri ile ilgili mevcut yasal düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesini talep etmektedir.
Örgüt, ayrımcılığa dayanan yasal düzenlemeler nedeniyle azınlığın maruz kaldığı ihlallerin düzeltilmesi için şiddetle tavsiyede bulunmaktadır. Bu tavsiyeler;
- 19.madde nedeniyle vatandaşlık hakları iptal edilen tüm bireylerin, alınan kararların hangi koşullar altında alındığı konusunda tam anlamıyla bilgilendirilmeleri,
- İlgili ücretlerin kaldırılması ve uyrukluğa kabulün hızlandırılmasına yönelik uygulamaların başlatılması dahil olmak üzere, bu şekilde vatandaşlığı kaybedenlerin uyrukluğa kabul sürecinin kolaylaştırılması,
- Bu şekilde vatandaşlığını kaybeden tüm bireylerin, Yunan vatandaşı olarak öncesinde sahip oldukları tüm sosyal haklara tekrar geri alabilmelerinin sağlanması şeklinde sıralanmıştır.
Örgüt ayrıca, yetkililerin azınlıkların tanınması ile ilgili politikalarını,
-Tanınmış azınlıkların listelenmesi uygulanmasına son verilmesi,
-Yunan hükümetinin, açık ve objektif kriterlere göre kimliğini ifade etme hakkının yerine getirilmesi, korunması ve bu hakka saygı gösterilmesi yükümlülüklerini ifa etmesini sağlayacak mekanizmaların kurulmasını sağlaması açısından tekrar gözden geçirmesi çağrısında da bulunmuştur.