Ulusal Çıkarlar ve Petrol
Churchill için İngiltere'nin çıkarları her şeyden önemliydi. Hatta İngiltere'nin öncülük ettiği demokrasi düşüncesinden bile... 1951 yılında İran'da iktidarı ele geçiren Musaddık Abadan'daki İngiliz petrol tesislerini de millileştirmişti. Musaddık, Şah 'ın diktatörlüğünü yıkmış ve ülkesinin milli çıkarlarını koruyan bir politika izlemeye başlamıştı. Ama Amerikalıların ve onun destekçilerinin yardımıyla Musaddık devrildi ve Şah yeniden iktidara getirildi. Churchill darbeyi düzenleyen CIA görevlisine şunları söylemişti: ''Genç adam, birkaç yaş daha genç olsaydım bu büyük macerada sizin emrinizde çalışmaktan daha çok isteyeceğim bir şey olmazdı.'' Petrolün öneminin anlaşılmasının ardından Batılı ülkeler yoğun olarak bu alanda da ulusal çıkarlarını korudular. İran başbakanlarından Musaddık, petrol sektöründeki millileştirme uygulamaları nedeniyle düşürüldü. Bu olayda Musaddık'a karşı İngiltere ve ABD ortak hareket etti. ABD, son Irak işgaliyle de petrolden kaynaklı ulusal çıkarlarını korumak amacındaki kararlılığını kanıtladı. cialis forum cialis bez recepta cialis bez receptaescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon site cialis coupon
CHURCHİLL'E GÖRE ULUSAL ÇIKAR İÇİN HER ŞEY YAPILIR
Demokrasiyi bile gözardı etti
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiltere'de de Churchill İngiliz ulusal çıkarlarını gözeten politikalar izlemekteydi. Bu durum zaman zaman en yakın müttefiki olan ABD'yle bile bazı gerginliklere yol açıyordu. 1944 yılının yaz aylarında Churchill'in Stalin 'le Balkanlar'da nüfuz bölgeleri kurulması konusunda Amerika'ya haber vermeden anlaşmaya varması ve Yunanistan'ın İngiliz etki alanında bırakılmasına karşılık Churchill'in Romanya'yı Sovyet nüfuz bölgesine bırakması Roosevelt tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştı. Churchill'in Birinci Dünya Savaşı'nda aldığı en büyük ders, İngiltere'nin artık ABD'nin parası, ikmal olanakları ve asker gücü olmadan büyük bir savaşı tek başına kazanamayacağıydı. Gene de Churchill İkinci Dünya Savaşı'nda kazanılan zaferde en büyük payı olan liderlerin başında geliyordu. Peki savaştan sonra hedef neydi? Bunun cevabını Churchill Londra'da zaferi kutlamak için toplanan büyük bir kalabalık önünde verdi: ''Britanya, ileri!'' İşte Churchill'in milliyetçilik anlayışı buydu. ( Rose, Norman , Churchill: an Unruly Life, London: Simon&Shuster, 1994 s. 301-320.) Churchill için İngiltere'nin çıkarları her şeyden önemliydi. Hatta İngiltere'nin öncülük ettiği demokrasi düşüncesinden bile... 1951 yılında İran'da iktidarı ele geçiren Musaddık Abadan'daki İngiliz petrol tesislerini de millileştirmişti. Musaddık, Şah 'ın diktatörlüğünü yıkmış ve ülkesinin milli çıkarlarını koruyan bir politika izlemeye başlamıştı. Ama Amerikalıların ve onun destekçilerinin yardımıyla Musaddık devrildi ve Şah yeniden iktidara getirildi. Churchill darbeyi düzenleyen CIA görevlisine şunları söylemişti: ''Genç adam, birkaç yaş daha genç olsaydım bu büyük macerada sizin emrinizde çalışmaktan daha çok isteyeceğim bir şey olmazdı.'' (Rose, s. 336.) Avrupa Kömür ve Çelik Birliği kurulacağı zaman Churchill ulusal egemenlikten ancak belirli koşullarda ve belirli güvencelerle fedakârlıkta bulunulabileceğini söylemişti. Bunun ölçüsü de gene ulusal çıkarlardı. Eğer ulusal çıkarlar daha iyi korunabilecekse belirli ölçüde egemenlikten daha büyük bir egemenlik sistemi içinde yer almak için fedakârlıkta Pennsylvania'da 1850'lerde ilk petrol sondajının yapılması ile petrol, dünya politikalarının şekillenmesinde en önemli faktörlerden biri olarak ortaya çıktı. Savaş ve barış kararlarının alınmasında, bölgesel nüfuz mücadelelerinde, diplomatik manevralarda petrol en önemli unsurlardan biri oldu. Sömürgeciliğin sona ermesinde ve gelişme yolundaki ülkelerde milliyetçilik akımlarının güçlenmesinde de son derece önemli bir rol oynadı.
Petrolün 19. yüzyılın sonlarında piyasaya hâkim olması, aydınlatmada kullanılan diğer yağların yerini alması ile başladı. Piyasanın talebi artınca birçok firma petrol üretimi alanında faaliyet göstermeye başladı. Doğu Avrupa'da, Galiçya bölgesinde, daha sonra da Romanya'da aynı yıllarda petrolden aydınlatma yakıtı üretilmeye başlanmıştı. Amerikan petrolü kısa bir zaman sonra Rusya'ya da ulaştı ve büyük bir taleple karşılaştı. Talep artınca Ruslar petrolün Kafkasya dağlarında da bulunduğunu hatırladılar. 1870 yılında petrol aramacılığında ve işletmeciliğinde devletin tekeline son verildi ve bu alan özel sektörün rekabetine açıldı. Özel firmalar Azerbaycan'da ilk kuyularını açtılar ve rafineriler inşa etmeye başladılar. Ünlü bir İsveçli işadamı Robert Nobel ve oğulları, Azerbaycan'da petrol üretiminin öncüleri oldular.
Rusya 1877-1878 savaşını kazandıktan sonra Batum Limanı'nı ele geçirmişti. Nobel şirketi Azeri petrolünü Karadeniz'e taşımak için Bakû ile Batum arasında demiryolu yapımı imtiyazını aldı. Bu demiryolunun inşaatı tamamlanınca Batum dünyanın en önemli petrol limanı özelliğini kazandı. 1888 yılında Rusya'nın petrol üretimi 23 milyon varile yükseldi.
Rusya'nın ardından dünyanın en önemli petrol kaynaklarının aslında Ortadoğu'da bulunduğu anlaşıldı. 19. yüzyılın sonlarından itibaren özellikle Almanya ve İngiltere, o tarihlerde Osmanlı Devleti'nin hâkimiyetinde bulunan Mezopotamya petrolleri için büyük bir rekabet içine girdiler. Almanlar Berlin-Bağdat demiryolu projesi ile bugünkü Irak petrolleri üzerinde hak iddia etmeye çalışırken, İngilizler de İran petrolleri üzerinde söz sahibi olmaya çalıştılar. Bu noktada Osmanlı Devleti'nin Mezopotamya'daki toprakları, dönemin büyük petrol şirketleri arasında büyük bir rekabet unsuru haline geldi. O bölgedeki petrol imtiyazlarının paylaşılmasında bir Türkiye Ermenisi olan Gülbenkyan önemli rol oynadı. Bazıları onun siyasi entrikalara da karıştığını iddia ettiler.
Örneğin Fransa'nın Petrograd Büyükelçisi Pal'olog 'dan Fransa Dışişleri Bakanı'na gönderilen 27 Şubat 1919 tarihli telgrafta, o tarihlerde Londra'ya yerleştiği anlaşılan Gülbenkyan hakkında şu satırlar yer alıyor: ''Gülbenkyan adında Londra'da oturan varlıklı bir Ermeni, Paris finans çevrelerinin de desteği ile Jön Türk partisinin birkaç üyesini satın alabileceklerini, İstanbul'da bir ihtilal çıkarabileceklerini söylüyor.'' ( Dilan, Hasan, Fransız Diplomatik Belgelerinde Ermeni Olayları 1914-1918, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2005, Cilt I, s. LXXVII) Bu iddialar doğru muydu, değil miydi? Bu bilinmiyor. Ama bilinen, Gülbenkyan'ın Ortadoğu petrol politikalarına yön veren ''Kırmızı Çizgiler Anlaşması'' nın mimarı oluşu. Bu anlaşmaya göre büyük petrol şirketleri, bugünkü Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin bir bölümünü kapsayan alanda işbirliği yapacak, ortak karara varmadıkça petrol çıkartmayacaklardı. Acaba Türkiye'de uzun yıllar yabancıların petrol çıkartmaması bu anlaşmanın sonucu muydu? Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Ortadoğu'nun haritası yeniden çizilmiş ve Ortadoğu toprakları çeşitli devletler arasında paylaşılmıştı.
İngiliz ve Amerikan petrol şirketleri bu devletlerle çeşitli ayrıcalık antlaşmaları imzalamaya başladılar. Böylelikle petrol sektörü son derece kârlı bir iş alanı haline geldi. Bu büyük kâr kimi zaman başka ülkelerin egemenliğine ve bağımsızlığına açık saldırı haline dönüştü.