İNSAN, AYDIN ve TÜRK OLMAK - Hüseyin Mümtaz
Cumhurbaşkanı olarak son dış ziyaretini Belçika'ya yapan Kostis Stefanopulos, sert bir çıkış yaparak "Kıbrıs ile Güney Arnavutluk, Yunanistan'ın esaret altında olan yerleridir" demiş. Yunan Meclisi de Mustafa kemal’in Samsun’a çıkış tarihi olan 15 Mayıs’ı; “Pontus Soykırım Günü” olarak kabul etmişti. 7 Şubat 2005 günü Rum Ortodoks Kilisesi, Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile “EOKA Anısını Yaşatma Konseyi”, “EOKA'cı Birlikleri” ve “Kurtuluş Mücadelesi Vakfı” 2005 yılını “EOKA Kurtuluş Mücadelesi Anı ve Onur Yılı” ilan etti. claritin mazilo claritinekombo claritin mazilocialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon
İNSAN, AYDIN ve TÜRK OLMAK
Hüseyin MÜMTAZ
Cumhurbaşkanı olarak son dış ziyaretini Belçika'ya yapan Kostis Stefanopulos, sert bir çıkış yaparak "Kıbrıs ile Güney Arnavutluk, Yunanistan'ın esaret altında olan yerleridir" demiş.
Yunan Meclisi de Mustafa kemal’in Samsun’a çıkış tarihi olan 15 Mayıs’ı; “Pontus Soykırım Günü” olarak kabul etmişti.
Yunanistan Cumhurbaşkanı, Türkiye'yi eleştirirken ''Türkiye'nin demokratikleşmesi için Yunan hükümetlerinin izledikleri politikaya Türkiye'nin değişeceği umudu ile ben de katıldım. Ancak Türkler şu ana dek ne bizim tavrımızı anladılar ne de kendi tavırlarını değiştirdiler'' diye de ilave etmiş.
İşte Yunanistan ve işte bizim AB’ye girmemiz ve “demokratikleşmemiz” için gösterdikleri “desteğin” nedeni.
İşte bu Yunanistan; 15 Mayıs’ı Soykırım Günü, Kıbrıs’ı da esaret altındaki yeri olarak gören Yunanistan âniden vahiy inmişçesine bir karar alıyor ve Türk hükümetine yazı yazıyor.
Yunanistan'da bulunan gayri resmi kuruluşlar Türkiye'deki Rum eski eserlerini ücretsiz onarmak ve restore etmek istiyorlar. Bu “istek” Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nca Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na bildiriliyor. Akepe olaya sıcak bakarak olur veriyor ve İçişleri Bakanlığı da valiliklere bir yazı yazarak Rum yapılarının envanterlerinin çıkarılmasını istiyor.
Dışişleri Bakanlığı'nın oluruyla İçişleri Bakanlığı tarafından valiliklere gönderilen yazıda şu isteklere yer veriliyor:
''Ülkemiz ile Yunanistan'dan belediyeler arasında tesis edilmekte olan kardeş şehir ilişkileri çerçevesinde bazı Yunan hükümet dışı kuruluşlarının Türkiye'deki eski Rum binalarının onarım ve restorasyonu için talepte bulunduğu, bakanlığa intikal eden bilgilerden anlaşıldığı, söz konusu onarım talepleri Yunanistan tarafından karşılıksız olarak önerildiğinden yerel makamlarınızca cazip bulunduğu... Son olarak, İzmir'deki eski bir Rum okulu ile Edirne Uzunköprü'de bulunan tarihi kilisenin (Aziz Louis) Yunan hükümet dışı kuruluşlarınca restore edilmesi yolunda öneriler alındığı....
Yunanistan ile yapılacak görüşmeler öncesinde, Yunan tarafınca çeşitli belediyelerimize iletilmiş olabilecek eski Rum eserlerinin restorasyonuna yönelik taleplerin güncel bir listesinin temin edilmesi istenilmektedir. Konunun iliniz dahilindeki belediyelere duyurularak Rum eserlerinin restorasyonuna yönelik taleplerin valiliğiniz tarafından listelenerek 11.02.2005 tarihine kadar bakanlığımıza gönderilmesi rica olunur.''
Dışişleri oluruyla, İçişleri tarafından valiliklere gönderilen yazı “istim arkadan gelsin” yazısıdır efendiler.
Ne diyor yazıda?
“bakanlığa intikal eden bilgilerden anlaşıldığı, söz konusu onarım talepleri Yunanistan tarafından karşılıksız olarak önerildiğinden yerel makamlarınızca cazip bulunduğu... Son olarak, İzmir'deki eski bir Rum okulu ile Edirne Uzunköprü'de bulunan tarihi kilisenin (Aziz Louis) Yunan hükümet dışı kuruluşlarınca restore edilmesi yolunda öneriler alındığı....
Yunanistan ile yapılacak görüşmeler öncesinde, Yunan tarafınca çeşitli belediyelerimize iletilmiş olabilecek….”
Yâni iş bitmiş, kotarılmış..
Meğer Yunanistan, hükümeti devre dışı bırakarak önce “yerel makamlarla” irtibat kurup “karşılıksız onarma” önermiş.
Bu önerileri de yerel makamlar, ve “kardeş şehirler” cazip bulmuş.
Bakanlık şimdi envanter istiyor.
Emin olun bir kısım “aydın” şahıslar elindeki nice Türk eseri de bu “karşılıksız onarma” işinden nemalanabilmek için bizzat mal sahipleri aracılığı ile envantere kayıt ettirilecektir.
Konu “aydın” olmaya gelince ortaya son derece ilginç bir durum çıkıyor.
Biz öteden beri söylüyoruz, Yunan ve Rum komünisti, solcusu, radikal dincisi önce Yunanlıdır, sonra komünist, solcu veya radikal dinci.
Bizde ise tam tersi..
Bizde aydın olmak peşinen solcu olmak demek olarak algılanır.
Bizim solcu, komünist ve radikal dincilerimiz de hem önce, hem de sonra solcu, komünist ve dincilerdir.
Türk olmak, Türklük akıllarının ucundan geçmez.
Bizimkiler “aydın”lığı, homongolos bir haymatlosluk olarak ele alırlar. Sanskritçe konuşurlar.
Sınır mınır olmamalıdır, “önce insanlık”tır.
Önce insanlık olunca da; ırkı tefrika olarak gören radikal dincilerle, ırk değil sınıf çelişkilerini öne çıkaran Marksistler şaşılacak bir “aynı noktada” buluşurlar.
Yaklaşık 10 yıl önce Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin mimarları ''Akdeniz Mimarlar Birliği'' ni (UMAR) kurarlar. Türkiye Mimarlar Odası'nın da katıldığı birliğin kuruluş gerekçesi şöyle vurgulanır:
''Bizler, komşuluklarını uygarlıkların beşiği Akdeniz'le bütünleştiren ülkelerin mimarları olarak, dünyanın bu en zengin kültür havzasındaki ortak değerlerimizi korumak ve geliştirmek üzere artık birlikte hareket edeceğiz...''
Bundan sonrasını Oktay Ekinci’den dinleyelim.
“Kısa adı UMAR (Union of Mediterranean Architects) olan bu anlamlı kuruluşun, 28-29 Ocak 2005 günlerinde Antalya'da yapılan genel kurulunda, tüm bu söylemlere ve ''birlik nedenlerine'' yakışmayan bir tutum sergilendi. KKTC Mimarlar Odası'nın da tıpkı Güney Kıbrıs'taki Rum Mimarlar Birliği gibi UMAR'a üye olma talebi, ''sizin ülkeniz tanınmıyor'' gerekçesiyle kabul edilmedi. Özellikle Güney Kıbrıslı mimarların Rum temsilcisi Charalambos Tsourıs ile Yunanlı mimarların temsilcisi Vassilis Grigoriadis adeta birer ''şoven siyasetçi'' gibilerdi. Yıllardır Ege'de ve Kıbrıs'ta gerilim yaratan politikacılarını hiç aratmayan tutum ve söylemleriyle, 700 mimarı ve 6 üniversitedeki 30 bin mimarlık öğrencisini ''yok'' saydılar... Bu tutumlarıyla, Akdeniz'e 3 bin 500 km kıyısı olan bir coğrafyadaki 3 bin yıllık yerleşme tarihinin tüm çağlarına ait mimarlık mirasını bile ''Akdenizli'' saymayan bu anlayışa, genel kurula katılan Fransa, İtalya, Mısır, Fas, Portekiz ve Tunuslu mimarlar da destek verince, KKTC'li mimarlar UMAR'da yer alamadılar. Malta temsilcisinin ''gözlemci üye'' önerisi ise sadece bir iyi niyet söylemiydi... Oysa yine UMAR'ın Antalya Bildirgesi'ndeki daha ilk cümlede; ''Tüm Akdeniz kültürlerine ve mimarlığına ayrım yapmadan ve bütünüyle sahip çıkma'' sözü vardı. UMAR'ın Fransız Başkanı Partice Genet 'in de Rum mimarlara ''hak'' vermesi sonucunda, bu bildiri bile henüz üzerinden bir gün geçmeden ''göstermelik'' kaldı... “
Ekinci “hayal kırıklığını” ise şöyle anlatıyor:
“'Aydın'lar da yozlaşıyor. Mimarların, dünyaya bakarken ''evrensel kültürü'' içeren ''sanatçı'' kimlikleri yerine ''küresel resmi politika'' nın diplomatları gibi davranmalarına yol açan koşullar, geçiştirilecek bir durum değil... Hele ki bu, ''uluslararası diplomatik kurallara uymak'' adına ise çok daha vahim... Çünkü tarihte insandan ve uygarlıktan yana tüm gelişmeler, her zaman aydınların ve sanatçıların önderliğinde; ''egemen siyasete rağmen'' gerçekleşti. Şimdi ise üstelik ''ilham'' ını ve ''varlık'' nedenini ''Akdenizli olmak'' tan alan bir mimarlar birliğinin ''mimar'' üyeleri bile aynı gerçeği unutabiliyorlarsa, ''aydın'' sorumluluğundaki ''yozlaşma'' nın da ne denli ''küreselleştiği'' açıkça ortaya çıkmıyor mu?”
Günaydın Oktay bey.. Sabah şerifleri hayır olsun.. Goodmorning after supper..
Mimarlar meğer dünyaya “evrensel kültürü içeren sanatçı kimlikleri ile” bakmalılarmış.
Diplomatik kurallara uyulmamalıymış.
Çünkü tarihte insandan ve uygarlıktan yana tüm gelişmeler hep aydın ve sanatçıların önderliğinde ve “egemen siyasete rağmen” gerçekleşmiş.
Öyleyse batsın bu egemen siyaset..
Sadece Rumların değil, Fransa, İtalya, Fas, Mısır, Portekiz ve Tunus’lu mimarların da olaya bakarken “evrensel kültürü içeren sanatçı kimliklerini” bir kenara koyuyorlarsa trafikte bütün arabaların doğru şeritte gittiği bir yolda Oktay Ekinci tek başına ters şeritte değil midir?
İyi de bu “ters şerit olayı” ve “evrensel sanatçı kimliği” neden hep bizim “aydın”ımızda belirtileri görülen bir tür çocukluk hastalığı?
Türkiye’deki Rum eserlerini karşılıksız onarmak için belediyelerle anlaşan Yunanlılar ne yapmışlar biliyor musunuz?
“Türklerin yoğun olarak yaşadıkları, Gümülcine-Kırmahalle'de yer alan yaklaşık 850 yıllık Türk mezarı, 3 Şubat 2005 gecesi kimliği belirsiz kişiler tarafından tamamen tahrip edildi. Tarihi Türk mezarı Kırmahalle Azınlık İlkokulu ile Karaca Mehmet Camii (Kırmahalle Camii) avlusunda bulunmaktaydı. Olay sabah saatlerinde fark edildi ve Türkler arasında tepkiyle karşılandı. Tarihi mezarın iş makineleriyle tahrip edildiği sanılmaktadır. Batı Trakya'da Türk eserlerinin sistematik olarak yok edildiğini belirten bölge halkı; böyle bir olayın Gümülcine'nin orta yerinde meydana gelmesinin ise konunun hangi boyutlara ulaştığını göstermektedir dediler. Yaklaşık 850 yıllık bir tarihi günümüze taşıyan Türk mezarıyla ilgili olarak, Mihenk Dergisi'nin yayınladığı 1893 -1894 Edirne Vilayeti Salnamesi'nde ise şu bilgiler verilmektedir: 'E's-seyyid E'l-merhûm E'ş-şehîd: Bu zat, Gümülcine içinde bulunan Karaca Mehmet Camii (Kır Mahalle) avlusunda medfûndur. Hakkında tarihi herhangi bir malumat yoktur. Ancak kabri başında bulunan taşın üzerinde 581 senesi yazmasından dolayı, Gümülcine daha fethedilmezden evvel bu bölgeye gelip yerleşen muhacirlerden olduğu zannedilmektedir.' Yazar İsmail Bıçakçı ise 'Yunanistan'da Türk Mimari Eserleri' adlı kitabında bu tarihi mezarla ilgili şunları yazmaktadır: 'Esseyyid Elmerhum Eşşehid olarak Salnamade adı geçen bu zat, Kara Mehmed Camii (Kırmahalle Camii) avlusunda gömülü bulunmaktadır. Bu 581 H. / 1186 miladi tarihi, Batı Trakya bölgesinde Müslüman-Türk varlığının 800 yıl önce başlayıp, yüzyıllar boyu süren, güçlü yaşantısına önemli bir delil sayılmaktadır. 581 H. Tarihli taş bugün Kırmahalle Camii'de korunmaktadır'. Tarihi Türk mezarı yaklaşık olarak 844 yıllıktı. Miladi takvime göre 1151 (H. 581) yılında bu zat buraya defin edilmiştir. Bu tarihiyle mezar, Batı Trakya Türklerinin en eski tarihi eserlerinden biri olma özelliğini taşımaktaydı. Diğer Türk Türk eserleri gibi o da yok oldu gitti. “(7 Şubat 2005 tarihli Gazeteler)
İçişleri bakanlığı valilerden Rum eserleri ile ilgili envanteri ne zaman kadar istiyordu?
11 Şubat 2005.
Gümülcine’deki 850 yıllık Türk mezarı dozerlerle ne zaman yok edildi?
3 Şubat 2005.
Oktay Ekinci ne yaptı?
Umar’da büyük hayal kırıklığına uğrayan Oktay Ekinci’nin ne yaptığını bilmem ama Rumların ne yaptığını iyi biliyorum.
7 Şubat 2005 günü Rum Ortodoks Kilisesi, Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile “EOKA Anısını Yaşatma Konseyi”, “EOKA'cı Birlikleri” ve “Kurtuluş Mücadelesi Vakfı” 2005 yılını “EOKA Kurtuluş Mücadelesi Anı ve Onur Yılı” ilan etti.
Velhâsılı kelâm bu ülkede ve bu dünyada Türk olmak, aydın olmaktan daha zor.
Yoksa bazıları zoru görünce mi işin kolayına kaçıp sadece “insan olmak” düşüncesin arkasına sığınıyorlar?