Siyaset31 Ekim 2005 00:00

"BAŞIMIZA GELENLER" - Hüseyin Mümtaz

Demirel Yavuz Donat'la konuşuyor:"Sayın Demirel... Öyle bir konu konuşuyoruz ki... Ya askerler incinir, kırılırlarsa... Alınganlığa girerlerse?- Girmemeleri lazım.- Girerlerse?- Asker, dünya ordularını biliyor... Dünya ordularıyla işbirliği halinde... Dünya ordularının hiçbirinde "35. Madde" yok.Demirel: - Asker ülkenin iyi yönetilmesini ve gerçek demokrasiyle idaresini herkesten çok ister... Kendisine daha az görev düşmesini ister.naproxennatrium go naproxen kruidvatcialis forum cialis prodaja cialis bez receptaescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgkamagra link kamagra gel

- Öyleyse sorun nerede?

- Asker dışındaki kurumlarda bazen şu kanaat oluşuyor: Ordu var ya... Bozulursa, ordu gelir düzeltir... Zaten askerin söylediği bu... "Siz bozuyorsunuz, biz gelip düzeltiyoruz." Yani sivil yönetimler bozuyor, asker
gelip, düzeltiyor oluyor.

- Sayın Demirel... Öneriniz?

- Madde 35 konuşulsun... Yalnız Madde 35 değil, koruma ve kollama işinin
nasıl yapılacağı da konuşulsun.

- Koruma ve kollama olacak mı?

- Koruma ve kollama güvenlik kuvvetlerinin, ordunun işidir ama, bunun start
alacağı yer, meşru iktidarın direktifidir.

- Yani asker kendiliğinden koruma ve kollamaya soyunmamalı.

- Kendiliğinden, siyasi iktidarın direktifine bağlı olmadan koruma ve
kollama ancak Güney Amerika ülkelerinde olabilir."

            Bu konuşmayı tabii, eğer arzu ederseniz ve biraz da sınırları
zorlarsanız Demirel'in; Orgeneral Özkök'ün "Adetâ sabrımızı sınıyorlar"
dediği 29 Ekim mesajına verdiği bir destek olarak da pekalâ
yorumlayabilirsiniz.

            Fakat yoksa;

            Acaba Demirel de mi o mesajı duymayanlar arasındaydı?

            Tabii bir de 29 Ekim gecesi Köşk'te Cumhuriyet Bayramı
resepsiyonunda konuşulanlar var.

            Barzani'nin "başkan" olarak, hâttâ Amerika'da bile kabul
edilmesiyle ilgili.

            Sen iyisi mi;

2005'in 29 Ekim haftası..

Ve 29 Ekim resepsiyonundan sonra ey okuyucu..

Mideni "resetlet"..

Bir teknisyen gelsin, mideni "upgrade" etsin, sindirme kapasitesini
genişletsin.

Ki bütün bölgede seçilmiş ve yakın gelecekte seçilecek her türden kral,
padişah, imparator, başkan ve cumhurbaşkanlarını hazım zorluğu çekmeyesin.

Sonra da otur, kitaplığın tozlu raflarından indirdiğin "Mehmet Arif Bey"in
93 Harbi ile ilgili olarak yazdığı "Başımıza Gelenler" kitabını bir daha
oku..

            Biz binmeye Bandırma Vapuru ararken meğer daha da gerilerde,
1877-78'lerde yaşıyormuşuz..

            En basitinden; "Zât-ı Şahane'nin kişisel hakları saklı kalmak
kaydıyla" Kıbrıs'ın İngiliz'e satıldığı yıllarda..

            Daha önümüzde iki Balkan Harbi, bir Trablusgarp Harbi ve
Çanakkale, Allahüekber, Kanal harplerinin yaşanacağı kocaman bir Cihan harbi
varmış.

            İyisi mi sen ey okuyucu tez elden mideni rektifiye ettir.

            Yoksa bu saatten sonra modern zaman padişahlarını başka türlü
içine sindiremezsin.

31 Ekim 2005

"57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE

  HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ"