Siyaset31 Ekim 2005 00:00

İslamcı Siyaset, Cumhuriyet ve Batı… - Erol Manisalı

“Ilımlı İslam Cumhuriyeti” , Türkiye Cumhuriyeti'ne alternatif olarak düşünülmekte ve hazırlanmaktadır. Bu düşünce “İran modelinden” ve eski Baas rejimlerinden çok farklıdır. Çünkü her ikisi de anti Amerikan ve antiemperyalist kimliklere sahiptirler. Türkiye'de istenen ise, “ABD (ve Batı) ile işbirliği yapan İslamcı bir dokunun” oluşturulmasıdır. Peki, ABD (ve Batı) için İslamcı doku neden önem taşıyor? Bu İslamcı doku “toplumsal ve toplumcu siyasi ve iktisadi gelişmelerin önlenmesi için düşünülüyor”. Batı kapitalizmi bunu, toplumcu (halkçı) oluşumlara karşı “bir panzehir” olarak değerlendiriyor. cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo

Brezilya'daki, Latin Amerika'daki son gelişmelerin, Türkiye'de ve Ortadoğu'da ortaya çıkmaması için ılımlı (ve Batıcı) İslam cumhuriyetleri tercih ediliyor. Önemli olan, “toplumcu olmamaları; İslamcı ve Batıcı olmalarıdır”.

Ankara'da bir büyük partinin başdanışmanı bu nedenle, “Batı'nın ve bizim taleplerimiz, nihayet birleşti” dediği zaman işte bu örtüşmeyi kastetmekteydi. Ilımlı İslam Cumhuriyeti hem kendilerinin hem de Batı'nın isteğiydi. Önlerindeki engelleri de birlikte kaldıracaklardı.

ABD ve AB'nin Atatürk'ü ve onun kurduğu Cumhuriyeti karşılarına alan tutumlarının arkasında yatan neden işte buydu: Türkiye Cumhuriyeti'nin doğusundaki halkçı ve antiemperyalist felsefe, ABD ve AB için bir tehdit olarak algılanmaktadır.

Batı'nın yeni Türkiye politikası

ABD ve AB Türkiye'de, “kendilerinde olduğu gibi rejimler ve yönetimler” istemiyorlar. Ulusal çıkarlarımızın korunması demek, “onların çıkarlarının engellenmesi” sonucunu doğuruyor. Oysa onların istediği, “Türkiye'nin yolgeçen hanına çevrilmesi” . Şirketlerinin, askerlerinin, misyonerlerinin cirit atması...

AB ve ABD'deki kurum ve komisyonların Türkiye'ye ilişkin kararlarını alt alta koyunca, bu gerçeği hemen görürüz. Onların bu yeni Türkiye politikaları, “Ilımlı İslam Cumhuriyeti” ile örtüşmektedir. Halkçı ve toplumcu politikalar yerine İslamcı (ve Batıcı) esasların bulunduğu bir düzen isteniyor.

Varoşların ve kırsal alanın denetim altına alınması için tarikatların siyasette ağırlıklı olarak yer almaları zorunlu. Sermaye partileri, artık varoşları ve köylüyü kontrol edemiyorlar. İşte, İslamcı siyasilerin kritik görevleri burada başlıyor.

Batı ve İslamcı siyasiler, ortak düşmanları karşısında birleşiyorlar: Cumhuriyet rejimi ve Atatürk ilkeleri karşısında... Aynen 1919 ve 1923 arasında olduğu gibi... O zaman da tarikatçılar ve bölücüler emperyalistlerle ve Yunanla işbirliği yapmadılar mı?

ABD ve AB bugün de aynı şeylere karşılar: Bu nedenle almış oldukları kararlarla, yaptıkları dayatmalarla Lozan'ı tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle tarikat liderleri “Batı'nın himayesi altında” tutuluyorlar.

Şu “Ilımlı İslam” deyimi de çok ilginç: Boynu bükük veya işbirlikçi sözcükleri yerine kullanmış olmalılar...

Mustafa Kemal'in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti halkçı, laik ve antiemperyalist kimliği ile tarihteki yerini almıştır. Tarikatçıların, bölücülerin ve gayri milli sermayenin tüm işbirlikçi faaliyetlerine rağmen hâlâ ayaktadır.

Batı yeniden, Ilımlı İslam Cumhuriyeti formülü ile “tarikatların, bölücülerin ve işbirlikçi kimi sermaye çevrelerinin” egemen olduğu bir düzen kurma çabasındadır.

Halkımızın, “kimlerin hangi tarafta bulunduğunu” iyi görmesi ve değerlendirmesi gerekir...