Siyaset7 Şubat 2005 00:00

Tezkere ve ‘keşke geçseydi’ korosu - Ekrem Kızıltaş

Bugün, ‘keşke tezkere geçse idi’ korosu tekrar işbaşında. Tam da ABD’den Türkiye’ye yönelik üst düzey ziyaretlerin sıklaştığı bir sırada, bu şarkının tekrar söylenmeye başlaması, umarız hayra alamettir. ABD Başkanı Bush’un son konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla, Afganistan ve Irak’ın başına gelenlerin, İran ve Suriye’nin başına gelme ihtimali vardır. Dahası Bush, son konuşmasında, Suudi Arabistan ve Mısır’a yönelik ilginç değerlendirmelerde bulunmuştur. ‘ABD ne derse, ne isterse yapmalıyız’ zihniyetinde olanların, gözlerini açması için daha ne gerekecek acaba? Yoksa Bush’un, ‘gazeteci satın almaktan vazgeçtik’ açıklaması, gerçeği yansıtmıyor muydu?..micardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

2003 Yılı Şubat Ayı’nın son günlerinde Türkiye, ağırlıklı olarak, TBMM gündemine gelecek olan “TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının 6 ay süreyle Türkiye’de bulunmasına izin verilmesine” ilişkin Başbakanlık Tezkeresini tartışıyordu.

ABD, tezkerenin çıkacağından son derece emin, Türkiye’ye yığınak yapmanın yanında, üs ve limanlarda inşaatlara başlamıştı bile.

Abdullah Gül Başbakanlığındaki AKP Hükümeti ile ABD arasında ard arda görüşmeler yapılıyor ve AKP’nin lider kadrosu, parti içerisinde sözkonusu tezkereyi kabule yatkın olmayanlar üzerinde ikna çalışmalarını sürdürüyordu.

Medyanın büyük bir bölümü, değişik argümanlarla tezkerenin mutlaka geçmesi gerektiği konusuna vurgu yapıyor ve ‘eğer tezkere geçmezse’ ne gibi kötü şeyler olabileceği hususunda esip savuruyordu.

 

HELE BİR GEÇSİN...

ABD, Türkiye’nin kaygıları ve beklentileri konusunda duyarsızdı anlaşılan ve ‘hele siz tezkereyi bir geçirin, gerisi kolay’ üslubu ile meseleyi halletmeye uğraşıyordu. Tezkere’nin karşı olanlara iyi tarafı olarak sunulan ‘TSK’nın Kuzey Irak’a tedbir için girmesi, orada bir karışıklık çıkmasını önlemesi’ konusu ise son derece karmaşık bir konuydu ve Talabani ve Barzani, bu hususa kesinlikle karşı çıkıyorlardı.

Şubat 2003 içerisinde birkaç defa TBMM’ye gelmesi beklenen Tezkere, 28 Şubat 2003’te gerçekleşen ve çok şey söylenmesi beklenirken adeta hiç bir şey söylenmeyen MGK Toplantısının ardından, 1 Mart 2003’te yapılan kapalı oturumda oylandı ve reddedildi.

Bundan sonraki gelişmeler malum, ABD yığınak yapmaya son verdi ve derken 20 Mart 2003’te başlayan Bağdat’a yönelik bombalamanın ardından, Kuzey’den Irak’a girecek denilen ABD ‘güneyden’ Irak’a girmeye başladı.

Tezkere ile amaçlanan, 60 bin civarında ABD askerinin Türkiye’ye konuşlanması konusu tartışmalı bir husus. Tezkere kabul edilseydi bile, ABD güneyden saldıracağına göre, bu askerlerin Türkiye’de ne yapacağı hâlâ aydınlık kazanmamıştır.

 

KORO İŞBAŞINDA

Bugün, ‘keşke tezkere geçse idi’ korosu tekrar işbaşında. Tam da ABD’den Türkiye’ye yönelik üst düzey ziyaretlerin sıklaştığı bir sırada, bu şarkının tekrar söylenmeye başlaması, umarız hayra alamettir.

ABD Başkanı Bush’un son konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla, Afganistan ve Irak’ın başına gelenlerin, İran ve Suriye’nin başına gelme ihtimali vardır. Dahası Bush, son konuşmasında, Suudi Arabistan ve Mısır’a yönelik ilginç değerlendirmelerde bulunmuştur.

‘ABD ne derse, ne isterse yapmalıyız’ zihniyetinde olanların, gözlerini açması için daha ne gerekecek acaba? Yoksa Bush’un, ‘gazeteci satın almaktan vazgeçtik’ açıklaması, gerçeği yansıtmıyor muydu?..

 

Şu direnişçiler olmasaydı...

 

1 Mart tezkeresinin kabul edilmemesinin ABD’yi kızdırdığı ve ABD’nin çeşitli şekillerde Türkiye’ye ceza vermeye çalıştığı tezi öteden beri dillendirilir ve gelişmelere bakılırsa doğrudur da. Ancak cezalandırma sebebinin, birilerinin söylediği gibi ABD’nin kuzeyden girmesinin engellenmesi olması pek akla yakın değil. Çünkü ABD, kuzey’den girme’yi görünüşte şaşırtma için kullanmıştı. Ama güneyden girdiğinde ciddi bir mukavemetle karşılaşmadığına bakarak, ABD’nin o zamanlar, sadece Türkiye’ye asker yığmak için uğraştığını söylemek gerekiyor.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, “4. Piyade Tümeni’nin Türkiye üzerinden Irak’a girememesinden dolayı Kuzey Irak’taki Sünnilerin savaştan etkilenmediğini ve direnişi örgütleyenlerin Sünniler olduğunu’’ ileri sürmüş. Tam da Rice’ın Türkiye’yi ziyareti sırasında ve üst düzey diğer ziyaretlerden az sonra...

Oysa Rumsfeld’in söylediklerinin ne kadar anlamsız olduğunu bizzat ABD’li askeri uzmanlar yalanlıyor ve “direnişin temelini oluşturan Saddam Hüseyin’in seçkin birliklerinin güneyde de savaşmadığını ve yeraltına indiğini” hatırlatıyorlar.

Rumsfeld, işgalci bir ülkenin savunma bakanı ve kendi ülkesini savunan direnişçilerin vaktiyle ‘yeteri kadar’ öldürülmemiş olmasına hayıflanıyor. Tipik Amerikan kafası. Direnenler olmasa, işgal ne güzel olurdu be birader, der gibi...

Rumsfeld’in ve onun söylediklerini içerden destekleme eğiliminde olanların derdi, kısmen, geçmişte olanlar için Türkiye ‘cezalandırılıyorsa’, buna kılıf hazırlamak ve bu günlerde talep edilenlerin kabul edilmesi için ‘zemin hazırlamak’ herhalde.