Emperyalizmin Rüzgarlarından Beslenmek... Erol Manisalı
Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte ayrışmalar daha açık bir biçimde ortaya çıkmaya başladı. ABD ve AB'nin taleplerine evet diyenlerle bu taleplere karşı çıkanlar arasındaki bir ayrışmaydı bu. İş çevreleri, sendikalar, gazeteciler, akademisyenler ve tabii siyasiler bir tercih yapmak zorundaydılar. -Ya emperyalizmin Türkiye ve bölge üzerindeki taleplerine boyun eğerek onlara hizmet edeceklerdi; -Ya da onların sömürgeci, bölücü, saldırgan ve faşist dayatmalarına direneceklerdi.Bu ayrışma ve cepheleşme Irak'taki kadar net ve açık görülemiyordu. Sömürgeciler çok masum şeylerin arkasında gizleniyorlar; iktisat ve siyaset pazarının doğal olanakları içinde kaleleri ele geçiriyorlardı. cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acne
Üstelik bu doğal ortam içinde yüz yıllık yandaşları (ve maşaları) da sinmiş, işbirliğine hazır bir biçimde pusuya yatmışlardı. Tarikatlar ve ayrılıkçılar bunların başında gelir. Sömürgeciler bunları oldum olası kullanmışlardır.
-Emperyalizmin ana hedefi, Türkiye gibi ülkelerde "gerçek demokrasinin oluşumunu engellemektir". Çünkü gerçek yani toplumsal ve toplumcu demokrasinin işlemesi demek, "hükümetlerin ve meclislerin kendi halkının yanında yer alması" demektir.
Yabancı tekellere karşı kendi çiftçisini, köylüsünü korumak durumundadırlar:
İç piyasayı sömürgecilerin ve tekellerin egemenliğine karşı güçlendirmek gerekecektir.
Ulusal değerleri yabancı tekelci kuruluşlara satmak yerine kendileri değerlendireceklerdir. Kısacası gerçek demokrasinin Türkiye'de işlemesi demek, ulusal, iktisadi, siyasi ve kültürel değerlerin sömürgecilerin denetimine ve güdümüne bırakılması demektir.
Bu da, sömürgecinin Türkiye'ye girememesi anlamına gelir.
Yeni ayrışmalar...
Soğuk savaş sonrasında Türkiye içinde neden yeni ayrışmalar hızlandı?
-Bir kısım siyasiler AB'yi ve ABD'yi "arkalanna aldılar". Kısacası, emperyalizmle işbirliği yapmaya başladılar. Neden mi?
-28 Şubat'ta askerden tokat yiyen kimi İslamcı siyasiler, AB ve ABD ile birlikte, "askerin yollarından çekilmesini sağlayabileceklerini düşünüyorlar". Amaçları, İslamcı bir düzen kurmak; yoksa gerçek demokrasiyle, çağdaş uygarlıkla falan yakından uzaktan ilgileri bulunmuyor.
Ancak, "Bu iç dinamiği yaratan ana unsur, yine Batı emperyalizmidir". 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü hatta 28 Şubat'ı tezgahlayan bu çevreler olmuştur. Üç operasyon da, Türkiye'de gerçek demokratikleşmenin önünü kesmek için yapıldı.
Bu üç operasyon sonrası ortaya çıkan gelişmelere bakalım: İslamcı siyasiler ve tarikatlar güçlendi; bölücülerin etkisi arttı; Batı emperyalizmi ile işbirliği yapan gayri milli sermaye, siyasi yönetimleri oluşturmaya başladı.
-Ve bu operasyonlar sonucu,”Türkiye, AB’ye tek yanlı bağlandı". Üç operasyona ve üç kritik belgeyi imzalayanlara bakalım; operasyonlar ile yönetimler arasındaki bütünleşme (ve tamamlaşmalar) açık bir biçimde görülür.
-Türkiye'nin "bağlanması yönündeki tamamlaşmalar", ayrışmaları da beraberinde getirmiştir; tamamlaşma içindeki İslamcı siyasilere karşı, "Bu işe karşı çıkan İslamcılar ayrışmıştır". ABD ve Brüksel'e bağlanan sermaye çevreleri ve işçi sendikalarına karşı, ulusalcı cephe ayrışması ortaya çıkmıştır. Bölünme isteyen örgütlere karşı Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, bütünlüğü savunan cepheler oluşmuştur.
Ayrışmaların temelinde, emperyalizmle işbirliği yapanlarla buna karşı çıkanlar arasındaki yeni kutuplaşmalar yatmaktadır.
Ortada rahat tanımlanabilen bir gerçek durmaktadır; emperyalizmle işbirliği yapan çevrelerin çıkarları ile Türkiye'nin ulusal çıkarları örtüşmemektedir.
-Batı'nın dev tekelci şirketleri ile işbirliği içinde olan iktisadi çevreler, hem demokrasiyi engellemekte hem de emperyalizmin Türkiye ve bölgede maşası olmaktadırlar.
-Batı'daki güç odaklarını arkalarına alarak "Türkiye'deki hesaplarını yürüten çevreler", hem Cumhuriyete hem de demokrasiye karşı durmaktadırlar.
Bir gazetenin manşeti çok ilginçti: “AB yolundaki Türkiye'de, Van 'da meydana gelen olaylara bakın...” Farkında değil mi? Yoksa saklıyor mu? Van 'daki olayları tahrik edip yaratanlar, "AB 'yi arkalarına alan güçlerdir".
Tarikatlar ve bölücüler AB (ve ABD) sayesinde işi bu noktaya getirebilmişlerdir. Lozan'ın tasfiyesi ise ortak hedefleridir.
Şüphesi olanlar, Avrupa Parlamentosu'nun 1993- 2005 döneminde, Türkiye ile ilgili olarak aldığı kararlara baksınlar.
Eğer gerçekleri görmek istiyorlarsa tabii...