Avrupa'ya Soyunurken - Mümtaz Soysal
Bu konuda en son haber şu: Türkiye'nin çalışma mevzuatını ILO denen Uluslar arası Emek Örgütü'ne üye AB ülkelerinin standartlarına uydurmak üzere kurulan komisyon, yabancıların sendika başkanı olamayacaklarına ilişkin yasağı kaldırmayı kararlaştırmış. Neden? Daha doğrusu, niçin şimdi?Tam üyelik böyle bir düzenlemeyi gerektiriyor olsa bile, kimilerine göre on, kimilerine göre on beş yıl sonra gerçekleşecek, kimilerine göre de hiç gerçekleşmeyecek bir üyelik için şimdiden paçaları sıvamak, hatta hemen suya girecekmiş gibi pantolon çıkarmak niye? AB'nin gözüne girmek mi? Yabancı sendika başkanı bulmanın mantığı var mı? Petrol ya da telekomünikasyon alanları gibi stratejik üretim dallarındaki kuruluşları yabancılara satacaksınız, sonra da oralardaki sendikaların da başına yabancıların geçmesine zemin hazırlayacaksınız; olacak iş midir bu?fusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnediscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
KLIŞELER ne kadar sık kullanılırsa o kadar sıkıcı olur. Denizcilik bayramlarında, biri kabotaj hakkı öbürü de Preveze Zaferi dolayısıyla sadece iki kez duyulsa pek tepki vermeyen "üç tarafı denizlerle..." klişesi, günlük yazılardan televizyon programlarına kadar olur olmaz her yerde ve her zaman kullanılınca tuhaf kaçmıyor mu?
Şimdi onun yerini "Avrupa'ya girmek üzere olduğumuz..." sözleri aldı. Üstelik, sonuçta girip girmeyeceğimiz pek belli olmadığı, ama "üzere" olmadığımız kesin olduğu için, bu söz yalnız sıkı ve tuhaf olmakla kalmıyor, güldürüyor da insanları.
Ama, işin bir de ciddi ve tehlikeli olan bir yanı var. Özellikle de bürokrasiyi ilgilendiren bir yanı.
Siyasilerin ve en başta iktidar mensuplarının böyle klişeler kullanmaları ve ülkeyi "AB'ye girer duruma getirmiş olmak"la övünüp gerçekten giriyormuşuz gibi davranmaları doğaldır da, bu yoldaki müzakerelere hazırlanan ya da katılan bürokratların aynı havaya girip gereğinden fazla heyecanlanarak işgüzarlık etmeleri doğal sayılamaz.
Bu konuda en son haber şu: Türkiye'nin çalışma mevzuatını ILO denen Uluslar arası Emek Örgütü'ne üye AB ülkelerinin standartlarına uydurmak üzere kurulan komisyon, yabancıların sendika başkanı olamayacaklarına ilişkin yasağı kaldırmayı kararlaştırmış.
Neden?
Daha doğrusu, niçin şimdi?
Tam üyelik böyle bir düzenlemeyi gerektiriyor olsa bile, kimilerine göre on, kimilerine göre on beş yıl sonra gerçekleşecek, kimilerine göre de hiç gerçekleşmeyecek bir üyelik için şimdiden paçaları sıvamak, hatta hemen suya girecekmiş gibi pantolon çıkarmak niye? AB'nin gözüne girmek mi? Yabancı sendika başkanı bulmanın mantığı var mı? Petrol ya da telekomünikasyon alanları gibi stratejik üretim dallarındaki kuruluşları yabancılara satacaksınız, sonra da oralardaki sendikaların da başına yabancıların geçmesine zemin hazırlayacaksınız; olacak iş midir bu?
Ucunun açık olduğu resmen söylenen bir süreçte geri dönülmez siyasal ödün vermek ne denli yanlışsa, devlet yapınızı ve toplum yaşamınızı kökten etkileyecek yasa değişikliklerine de sırf AB 'ye giriş gerektiriyor diye vaktinden önce kalkışmak da o kadar yanlıştır. Kıbrıs'tan ve Ege'deki davalarınızdan vazgeçtikten sonra dövünmek nasıl para etmeyecekse, çalışma yaşamında derin yaralar açacak değişikliklere girişmenin ardından o yaraları da iyileştirmek çok zor olacaktır. Gözlerini AB'ye üyelik aşkı bürümüş ve o yoldan içteki emellerine erişmeyi kurmuş olanlarla birlikte çalışan bürokratların bunları söyleyip yanlış gidişlere engel olmaları gerekmez mi?