Siyaset6 Şubat 2005 00:00

Halkçılık, Demokrasi ve Emperyalizm Üzerine Notlar - Erol Manisalı

- Borsaları, para ve sermaye piyasalarını yönlendirmeye başlamışlar, bankaları ele geçiriyorlar. - SEKA, THY, Tekel, Süt Endüstrisi Kurumu ve diğerleri ya Batı kapitalizminin devlerine devredilmişler ya da sırada bekliyorlar. - Ortaöğrenim, yükseköğrenim yine belli bir program dahilinde Batı kapitalizminin ve sermayenin emrine sunuluyor. - Medya, medya olmaktan çıkarılarak Batı emperyalizminin bir maşası durumuna getiriliyor. - Ülkenin toprakları haraç mezat yabancılara satılıyor. - Siyasi partiler ve bürokrasi ''dış siyasi ve mali merkezlerin güdümüne giriyor'' . Bir insan partisinde yükselmek için ya Amerikancı, ya 'AB' ci ya da liberal görünerek Batı emperyalizmine hizmete soyunuyor. ''İcazeti kendi halkından değil, dış güçlerden alıyor.'' Bunun adı resmen ''Sessiz ve sivil darbedir'' . fusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acneabilify link abilifykamagra kamagra wikipedia kamagra gel

Soğuk savaş sonrasında iktisadi ve siyasi kavramlarda büyük değişmeler oldu. Bu değişmelerde,

- bir yandan Batı kapitalizminin iç dinamiklerindeki ve kimyasındaki durum etkili olurken,

- ''yeni küresel dengesizlikler'' , cephelerin durumunu da şekillendirdi.

1) Batı kapitalizmi içindeki değişiklik; ABD ve Avrupa başta olmak üzere Batı kapitalizminde şu değişiklikler görülmeye başladı:

- Şirketler büyüdü ve birleşme yoluna gittiler.

- İşçi ve işveren taraftarı (sınıfları) ya da sermaye ve orta sınıf cepheleri arasında ortak çıkar alanları genişledi.

Batı kapitalizmi artık ''kendi dışındaki dünyayı'' daha sistemli ve küresel bir biçimde sömürmeye başladı. Çünkü karşılarında bir Doğu Bloku yoktu.

Avrupa'da işçi sendikalarının grevi sonucu düşen hükümetler artık görülmüyor. Batı için küresel egemenlik (ve rekabet) karşısında, ''artık bu tür fantezilere yer yok'' !

Batı kapitalizmi içindeki sınıfsal çatışmanın yerini ''sınıflararası ortaklık ve bütünleşme'' aldı. Çünkü karşılarında yararlanılacak (yani sömürülecek) koskoca bir dünya bulunuyor.

Batı kapitalizminde ''şirketlerin çıkarı ile toplumun çıkarı tamamen örtüşmeye başladı'' (*). Dış sömürü, bu sonucu doğuran en önemli etken oldu.

Ya azgelişmişler cephesi...

2) Buna karşılık, sürekli kazanan Batı kapitalizminin dışında kalan büyük çoğunluk ise ''küresel bir tehdit'' ile karşılaştı.

- Dünya, Batı'nın kazanan kapitalist ülkeleri ve kaybettirilenler (sömürülenler) arasında bölündü.

- Bu bölünmeyi haritada gördüğümüz devlet sınırları oluşturmuyor. Türkiye benzeri ülkelerin içinde oluşturulan ''Danimarkalar'' , Batı ile bütünleştiler. Batı kapitalizminin uzantıları (ve sınırları), ülkenin siyasi sınırları içine girdi.

Örneğin İMK Borsası yavaş yavaş yabancı bankaların güdümüne giriyorsa coğrafi sınırların dışında kalan ve gözle görülmeyen dikey ''yeni sınırlar'' ortaya çıkıyor demektir. Ya da Türkiye'deki 15 büyük şirket (veya holding) Batı'nın dev şirketlerine bağlanmış iseler yine aynı şey söz konusudur. Hatta, içerdeki bazı siyasi partilerin kuruluşu ve güdümü bile Washington'ın ve Brüksel'in denetimine giriyorsa siyasi sınırların bir anlamı kalmayacaktır.

Azgelişmiş ülkeler, sınırlar aşılmadan da işgal edilmiş olacaklardır. Fiziki bir işgal değil, sosyo-biyolojik bir işgaldir bu. Yeni liberalizm, kimyasal bir silah gibi çalışmıştır. İşte, Başkan Bush 'un Irak'ta arayıp da bulamadığı kimyasal ve biyolojik kitle imha silahları bunlardır.

- Borsaları, para ve sermaye piyasalarını yönlendirmeye başlamışlar, bankaları ele geçiriyorlar.

- SEKA, THY, Tekel, Süt Endüstrisi Kurumu ve diğerleri ya Batı kapitalizminin devlerine devredilmişler ya da sırada bekliyorlar.

- Ortaöğrenim, yükseköğrenim yine belli bir program dahilinde Batı kapitalizminin ve sermayenin emrine sunuluyor.

- Medya, medya olmaktan çıkarılarak Batı emperyalizminin bir maşası durumuna getiriliyor.

- Ülkenin toprakları haraç mezat yabancılara satılıyor.

- Siyasi partiler ve bürokrasi ''dış siyasi ve mali merkezlerin güdümüne giriyor'' . Bir insan partisinde yükselmek için ya Amerikancı, ya 'AB' ci ya da liberal görünerek Batı emperyalizmine hizmete soyunuyor. ''İcazeti kendi halkından değil, dış güçlerden alıyor.''

Bunun adı resmen ''Sessiz ve sivil darbedir'' .

İşte bu nedenle soğuk savaş sonrasında kavramlar da değişmeye başladı. İngiliz halkı için ''sol'' olan bir hükümet, Irak, İran veya Türiye için faşist bir yönetimdir. İngiliz halkının çıkarını korumak için, ''diğer halkları ezmekte ve sömürmektedir'' .

Esas ''göstergenin'' sömürü (ve emperyalizm) olması gerekir. Türkiye'de halkçılık ve demokrasi, sömürüye karşı çıkmakla eş anlamlıdır. Türkiye'de köylünün, işçinin, memurun ve ulusal sanayicinin son 15 yıl içinde geçirmekte olduğu süreç incelendiğinde bu kavramların içi mükemmel bir şekilde doldurulabilir.

Hem de gerçek sayılarla...

(*) Dünyada ve Türkiye'de Büyük Sermaye, Der Yayınları, 2004.