Siyaset27 Ekim 2005 00:00
BİZ CUMHURİYETİ ÇOK SEVİYORUZ - Hüseyin Mümtaz
Behiç Gürcihan'ın "muvazzaf vatandaş" kavramını çok beğendim. Önce ben akıl edebilmiş olmayı gerçekten isterdim.. Çünkü "muvazzaf vatandaş" tiplemesi bana "nöbetçi eczane" gibi bir şeyi hatırlatıyor.Savaşta ve barışta.Karada, havada ve denizde.Her zaman ve her yerde..Başkaları sıcak yataklarında mışıl mışıl uyurken..Vatan, millet, bayrak ve cumhuriyete yönelik tehditlere ve..Vatan, millet, bayrak ve cumhuriyet düşmanlarına karşı "durumdan vazife" çıkarıp;"Duruma vaziyet" etmeyi öngörüyor.coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardssymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Öte yandan;
"Emekli asker" tamlamasının da doğru olmadığını düşünüyorum..
Asker, asker'dir. Ancak rütbeden emekli olunur, askerlikten değil.. Dolayısı
ile "emekli yüzbaşı" yahut "emekli general" tanımı doğru olabilir ama
"emekli asker" değil.
Çünkü yukarıdaki yemini sıcak bir Menteş sabahı;
Silaha ve bayrağa ve silah arkadaşınızın omzuna el koyarak bir kere edince.
Vakti gelip üzerinizden o kadar yıl şerefle taşıdığınız üniformanızı çıkarıp
dolaba asınca..
Yeminin gerektirdiği sorumluluklardan da "emekli olunmuş" olunmaz.
Gene "muvazzaf"sınızdır.
Öyledir de bu olguyu tam açıklayan bir kelime bulamıyordum ki Gürcihan'ın
keşfi Hızır gibi yetişti.
Artık kimse "Sana ne, bu iş seni ne ilgilendiriyor" diyemez.
Kendinizde konunun asıl sahibi olması gerekenleri uyarmak, eleştirmek
hakkını bulursunuz.
Orhan Pamuk çıkar der ki; "Türkiye'nin demokratikleşmesinde Akepe değil,
Asker tehdittir".
"Törende Türk devletinden kimsenin bulunmamış olması benim için şereftir"
der.
Türkiye'de atanmış ve seçilmişlerin bir yıldır bir araya gelip üzerinde bir
türlü anlaşamadıkları, yahut zorla ve anca anlaştıkları Milli Güvenlik
Siyaset Belgesi orta yerde dururken pat diye bir "Orhan Pamuk Siyaset
Belgesi" koyuyor masanın üzerine ve "Türkiye'ye yönelik tehdidi"
söyleyiveriyor.
Askeri resmen ve alenen tehdit olarak görüyor.
Peki "TSK'nın manevi şahsiyetinin tahkir ve tezyif edilmesini" titizlikle
soruşturan, araştıran, kovuşturan, kovuşturması gereken bir kısım "adlî
müşavirlikler"den neden halâ çıt çıkmıyor?
O.Pamuk hakkında neden suç duyurusunda bulunmuyorlar?
Neden objektif hareket etmezler de "Avrupa'ya ayıp olur" diye düşünürler.
"Aman Müzakere Süreci etkilenmesin" diye O.Pamuk için kıllarını bile
kıpırdatmazken arkasında Avrupalıların olmadığı "samimi eleştirileri" neden
hiddet, dehşet ve celâdetle kovuştururlar?
Bu ülkede "kendinize mahsus bir takım dokunulmazlık adacıkları" yaratabilmek
için adınızın ille O.Pamuk, Dink yahut Barthalemeos mu olması gerek?
Peki "Emekli Subayların Derneği" olduğunu ileri sürerek; "Türk ordusunun AB
karşıtı olmadığını kanıtlamak" maksadıyla uluslar arası lobi faaliyetlerine
giriştiğini açıklayan dernek bu asker karşıtı davranışa neden tepki
göstermez, suç duyurunda neden o bulunmaz?
Acaba "Görev Talimatları"nda yok mudur?
"Muvazzaf Vatandaşlığımız" tabii sadece asker ve askere yönelik tehditlerle
sınırlı olmuyor.
KKTC'ye "Muz Cumhuriyeti" denmesinden de; 29 Ekim için "Bayram değil seyran
değil" denmesinden de "külliyetli miktarda" rahatsız oluyoruz.
Huzurumuz kaçıyor.
"Ben ülkeyi âdeta pazarlamakla mükellefim" sözünü doluya koyuyoruz taşıyor,
boşa koyuyoruz almıyor.
Gül; Ankara'da KKTC Cumhurbaşkanı'nı ağırlarken her ikisi de beraberce
"Kıbrıs Türk tarafı" tanımını kullanıyorlar..
Farkında mısınız artık KKTC yok.. KTFD, OKTY bile yok..
"Kıbrıs Türk Toplumu" Akepe sayesinde 1960 Anlaşmalarının bile öncesine,
"cemaat" seviyesine düşürülüyor.
Sadece Türkiye değil, KKTC de pazarlanıyor.
"Müessesemiz "toptan" çalışıyor.
"Müzakere basını" Talât'ın Rice tarafından "Toplum lideri" sıfatıyla
çağrılmasını göklere çıkarıyor ama peşmerge kabile reisinin aynı günlerde
Beyaz Saray'da Bush tarafından "Başkan" diye kabul buyurulmasını özenle
gözlerden kaçırıyor.
Habur'un karşısına Kürt bayrağı asılıyor.
"Ülkede Kürt sorunu olduğu" dillendirilince Selim Sadak da doğal olarak
"Müzakere süreci Kürt sorununa bağlansın" diyor.
Müzakere Süreci, "Ermeni soykırımının kabulüne" bağlanıyor.
Limanların Rum gemilerine açılmasına bağlanıyor.
Okullarda Kürtçe okutulmasına bağlanıyor.
Boğazların özel statüye kavuşturulmasına, Dicle ve Fırat'ın "İsrail'in de
içinde bulunduğu özel bir komisyon" tarafından idaresine bağlanıyor.
Ruhban Okulu'nun açılmasına bağlanıyor.
Ermenilerden sonra Fener Papazı da İstanbul'da AB'nin koruyucu kanatları
altında konferans topluyor, ben ekümenikim diyor.
Kimse dava açmıyor.
Müzakere basınında tam sayfa ilanlar çıkıyor..
"Alış veriş kültürünüzü değiştireceğiz", "Yaşam kültürünüzü değiştireceğiz"
sloganıyla Dubai Towers imzalı 300 metrelik kazıkların fotoğrafını taşıyan
ilanlar.
Kazıklar burgu şeklinde ve uçları aynen müzakere sürecindeki gibi açık ve
sivri.
"Yaşam kültürümüzü değiştirecek" olan kim?
Dubai Proporties..
Çölün bedevisi taa oralardan gelip, İstanbul'un göbeğinde benim 4000 yıllık
kültürümü değiştirecekmiş.
Kültürümüzü bir taraftan AB, bir taraftan Araplar değiştiriyor.
Değiştirmiyor, "dönüştürüp, geliştiriyor"lar.
Muvazzaf bir vatandaş olarak fevkalade ağırıma gidiyor.
Üstelik adam kalkıp basın toplantısında müzakere basını temsilcilerinin
gözünün içine baka baka "İstanbul'u pazarlayacaklarını" söylüyor. (Gergavi..
Topbaş'la basın toplantısı. 24 Ekim 2005 İstanbul)
Bunların hepsi 2005'in "Cumhuriyet haftası" içinde oluyor.
Eskiden geceleri.
Mahalleyi hırsızdan-uğursuzdan koruyan..
"Mahalle bekçileri" vardı, Düdük sesleri halâ kulaklarımdadır.
Şimdi piyasada yoklar..
Onlar ortalıkta görünmeyince meydan..
Meydan ve dolayısı ile "mahallenin namusu"..
"Nöbetçi eczaneler" gibi görev yapan, yapması gereken "Muvazzaf
vatandaşlara" düşüyor.
Kaçınılmaz olarak.
Çünkü biz vatanı, milleti, bayrağı, devleti, askeri..
Biz Cumhuriyeti çok seviyoruz. 27 Ekim 2005
"57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ"
"Emekli asker" tamlamasının da doğru olmadığını düşünüyorum..
Asker, asker'dir. Ancak rütbeden emekli olunur, askerlikten değil.. Dolayısı
ile "emekli yüzbaşı" yahut "emekli general" tanımı doğru olabilir ama
"emekli asker" değil.
Çünkü yukarıdaki yemini sıcak bir Menteş sabahı;
Silaha ve bayrağa ve silah arkadaşınızın omzuna el koyarak bir kere edince.
Vakti gelip üzerinizden o kadar yıl şerefle taşıdığınız üniformanızı çıkarıp
dolaba asınca..
Yeminin gerektirdiği sorumluluklardan da "emekli olunmuş" olunmaz.
Gene "muvazzaf"sınızdır.
Öyledir de bu olguyu tam açıklayan bir kelime bulamıyordum ki Gürcihan'ın
keşfi Hızır gibi yetişti.
Artık kimse "Sana ne, bu iş seni ne ilgilendiriyor" diyemez.
Kendinizde konunun asıl sahibi olması gerekenleri uyarmak, eleştirmek
hakkını bulursunuz.
Orhan Pamuk çıkar der ki; "Türkiye'nin demokratikleşmesinde Akepe değil,
Asker tehdittir".
"Törende Türk devletinden kimsenin bulunmamış olması benim için şereftir"
der.
Türkiye'de atanmış ve seçilmişlerin bir yıldır bir araya gelip üzerinde bir
türlü anlaşamadıkları, yahut zorla ve anca anlaştıkları Milli Güvenlik
Siyaset Belgesi orta yerde dururken pat diye bir "Orhan Pamuk Siyaset
Belgesi" koyuyor masanın üzerine ve "Türkiye'ye yönelik tehdidi"
söyleyiveriyor.
Askeri resmen ve alenen tehdit olarak görüyor.
Peki "TSK'nın manevi şahsiyetinin tahkir ve tezyif edilmesini" titizlikle
soruşturan, araştıran, kovuşturan, kovuşturması gereken bir kısım "adlî
müşavirlikler"den neden halâ çıt çıkmıyor?
O.Pamuk hakkında neden suç duyurusunda bulunmuyorlar?
Neden objektif hareket etmezler de "Avrupa'ya ayıp olur" diye düşünürler.
"Aman Müzakere Süreci etkilenmesin" diye O.Pamuk için kıllarını bile
kıpırdatmazken arkasında Avrupalıların olmadığı "samimi eleştirileri" neden
hiddet, dehşet ve celâdetle kovuştururlar?
Bu ülkede "kendinize mahsus bir takım dokunulmazlık adacıkları" yaratabilmek
için adınızın ille O.Pamuk, Dink yahut Barthalemeos mu olması gerek?
Peki "Emekli Subayların Derneği" olduğunu ileri sürerek; "Türk ordusunun AB
karşıtı olmadığını kanıtlamak" maksadıyla uluslar arası lobi faaliyetlerine
giriştiğini açıklayan dernek bu asker karşıtı davranışa neden tepki
göstermez, suç duyurunda neden o bulunmaz?
Acaba "Görev Talimatları"nda yok mudur?
"Muvazzaf Vatandaşlığımız" tabii sadece asker ve askere yönelik tehditlerle
sınırlı olmuyor.
KKTC'ye "Muz Cumhuriyeti" denmesinden de; 29 Ekim için "Bayram değil seyran
değil" denmesinden de "külliyetli miktarda" rahatsız oluyoruz.
Huzurumuz kaçıyor.
"Ben ülkeyi âdeta pazarlamakla mükellefim" sözünü doluya koyuyoruz taşıyor,
boşa koyuyoruz almıyor.
Gül; Ankara'da KKTC Cumhurbaşkanı'nı ağırlarken her ikisi de beraberce
"Kıbrıs Türk tarafı" tanımını kullanıyorlar..
Farkında mısınız artık KKTC yok.. KTFD, OKTY bile yok..
"Kıbrıs Türk Toplumu" Akepe sayesinde 1960 Anlaşmalarının bile öncesine,
"cemaat" seviyesine düşürülüyor.
Sadece Türkiye değil, KKTC de pazarlanıyor.
"Müessesemiz "toptan" çalışıyor.
"Müzakere basını" Talât'ın Rice tarafından "Toplum lideri" sıfatıyla
çağrılmasını göklere çıkarıyor ama peşmerge kabile reisinin aynı günlerde
Beyaz Saray'da Bush tarafından "Başkan" diye kabul buyurulmasını özenle
gözlerden kaçırıyor.
Habur'un karşısına Kürt bayrağı asılıyor.
"Ülkede Kürt sorunu olduğu" dillendirilince Selim Sadak da doğal olarak
"Müzakere süreci Kürt sorununa bağlansın" diyor.
Müzakere Süreci, "Ermeni soykırımının kabulüne" bağlanıyor.
Limanların Rum gemilerine açılmasına bağlanıyor.
Okullarda Kürtçe okutulmasına bağlanıyor.
Boğazların özel statüye kavuşturulmasına, Dicle ve Fırat'ın "İsrail'in de
içinde bulunduğu özel bir komisyon" tarafından idaresine bağlanıyor.
Ruhban Okulu'nun açılmasına bağlanıyor.
Ermenilerden sonra Fener Papazı da İstanbul'da AB'nin koruyucu kanatları
altında konferans topluyor, ben ekümenikim diyor.
Kimse dava açmıyor.
Müzakere basınında tam sayfa ilanlar çıkıyor..
"Alış veriş kültürünüzü değiştireceğiz", "Yaşam kültürünüzü değiştireceğiz"
sloganıyla Dubai Towers imzalı 300 metrelik kazıkların fotoğrafını taşıyan
ilanlar.
Kazıklar burgu şeklinde ve uçları aynen müzakere sürecindeki gibi açık ve
sivri.
"Yaşam kültürümüzü değiştirecek" olan kim?
Dubai Proporties..
Çölün bedevisi taa oralardan gelip, İstanbul'un göbeğinde benim 4000 yıllık
kültürümü değiştirecekmiş.
Kültürümüzü bir taraftan AB, bir taraftan Araplar değiştiriyor.
Değiştirmiyor, "dönüştürüp, geliştiriyor"lar.
Muvazzaf bir vatandaş olarak fevkalade ağırıma gidiyor.
Üstelik adam kalkıp basın toplantısında müzakere basını temsilcilerinin
gözünün içine baka baka "İstanbul'u pazarlayacaklarını" söylüyor. (Gergavi..
Topbaş'la basın toplantısı. 24 Ekim 2005 İstanbul)
Bunların hepsi 2005'in "Cumhuriyet haftası" içinde oluyor.
Eskiden geceleri.
Mahalleyi hırsızdan-uğursuzdan koruyan..
"Mahalle bekçileri" vardı, Düdük sesleri halâ kulaklarımdadır.
Şimdi piyasada yoklar..
Onlar ortalıkta görünmeyince meydan..
Meydan ve dolayısı ile "mahallenin namusu"..
"Nöbetçi eczaneler" gibi görev yapan, yapması gereken "Muvazzaf
vatandaşlara" düşüyor.
Kaçınılmaz olarak.
Çünkü biz vatanı, milleti, bayrağı, devleti, askeri..
Biz Cumhuriyeti çok seviyoruz. 27 Ekim 2005
"57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ"