Ortadoğu24 Ekim 2005 00:00

Beşar Rejimi Sonun Başlangıcında - Ergin Yıldızoğlu

Beşar, daha önce CNN'e verdiği bir demecinde, komisyonun sonuçlarını kabul ederek işbirliği yapmaya söz vermiş olmasına karşın Suriye rejimi, Enformasyon Bakanı'nın ağzından, raporu ''Suriye düşmanı güçler tarafından hazırlanmış'' .. ''komplo ürünü'' olarak niteledi ve reddetti (El Cezire, Haaretz). Etkili Alman dergisi, Der Spiegel de raporun en önemli tanığı Suheyr-Sadık'ın sabıkalı bir dolandırıcı olduğunu, yaz sonunda bir gün Paris'teki çocuklarına telefonda ''Ben milyoner oldum'' dediğini aktararak (22/10/05) raporun üzerine gölge düşürdü. Gözlerimizin önünde Irak savaşı öncesini anımsatan bir senaryo şekilleniyor: Ağır itham altında bir Arap rejimi, soruşturmalar ortaya ilk bulguları çıkarıyor, rejimin BM ile yeterince işbirliği yapmadığını ileri sürüyor, ama kesin kanıtlar ileri süremiyor. Rejim bulguları şiddetle reddediyor. ABD ve İngiltere, yaptırımlar koymak için konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne taşımaya hazırlanıyor.coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Gelişmeler, Bush ve Beşar rejimlerinin bir "dance macabre" a başlamak üzere olduklarını düşündürüyor. Geçen hafta bu ''ölümcül dans'' için sahne kurulmaya başladı.

Sahne hazır

BM Güvenlik Konseyi 1595 No'lu kararı bağlamında ve eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesini soruşturmak üzere, Alman savcı Detlev Mehlis başkanlığında kurulan uluslararası komisyon raporunu 19 Ekim'de yayımladı. Rapor bu suikastın Lübnan ve Suriye gizli servislerinin bilgisi dışında gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu ileri sürdü, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat'ın küçük kardeşi ve kayınbiraderini suçladı, sorumluluğu Beşar rejiminin kapısına koydu. Ancak rapor kesin kanıtlar ortaya koyamadı, soruşturmanın derinleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Beşar, daha önce CNN'e verdiği bir demecinde, komisyonun sonuçlarını kabul ederek işbirliği yapmaya söz vermiş olmasına karşın Suriye rejimi, Enformasyon Bakanı'nın ağzından, raporu ''Suriye düşmanı güçler tarafından hazırlanmış'' .. ''komplo ürünü'' olarak niteledi ve reddetti (El Cezire, Haaretz). Etkili Alman dergisi, Der Spiegel de raporun en önemli tanığı Suheyr-Sadık'ın sabıkalı bir dolandırıcı olduğunu, yaz sonunda bir gün Paris'teki çocuklarına telefonda ''Ben milyoner oldum'' dediğini aktararak (22/10/05) raporun üzerine gölge düşürdü.

ABD'nin BM temsilcisi Bolton, raporun çok önemli ve ağır suçlamalarla dolu olduğunu, Suriye'nin ise gereken işbirliğini sunmadığını ileri sürdü. Bush , Dışişleri Bakanı Rice'tan, BM dışişleri bakanlarını acilen toplantıya çağırmasını istedi. İngiltere Dışişleri Bakanı Straw, toplantının bir an evvel yapılması gerektiğini, böyle bir raporun masada bırakılamayacağını söyledi. (The Guardian 22/10)

Gözlerimizin önünde Irak savaşı öncesini anımsatan bir senaryo şekilleniyor: Ağır itham altında bir Arap rejimi, soruşturmalar ortaya ilk bulguları çıkarıyor, rejimin BM ile yeterince işbirliği yapmadığını ileri sürüyor, ama kesin kanıtlar ileri süremiyor. Rejim bulguları şiddetle reddediyor. ABD ve İngiltere, yaptırımlar koymak için konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne taşımaya hazırlanıyor.

Raporun açıklandığı günlerde, UPI'da bir yorum ABD güçlerinin sınır ötesi operasyonlarda Suriye güçleriyle çatışmaya girdiğini bildirirken (17/10) The New York Times, Suriye'de muhalefet güçlerinin ortak bir cephe oluşturarak harekete geçtiğini, ''Beşar'a karşı demokratik ve liberal bir seçeneğin'' var olduğunu yazıyordu (20/10).

Sürekli savaş falan...

Evet, Irak savaşı öncesini anımsatan bir senaryo şekilleniyor, ortaya konan iddialar da aynı derecede belirsiz ve güvenilmez, ancak, bu kez, senaryonun genel bağlamı, daha belirgin. Örneğin, raporun açıklandığı gün ABD Dışişleri Bakanı Condi Rice, Senato Dış İlişkiler Komisyonu'na, Bush yönetiminin amacının başından beri ''Ortadoğu''yu yeniden düzenlemek olduğunu'' açıklıyor ''Suriye'ye ilişkin bir rejim değişikliği seçeneğinin masada olduğunu'' vurguluyor (The Washington Times, 20/10), Senatör Chafee'nin ''Suriye ve İran toprağında bir şeyler olursa başkanın Kongre'ye dönüp savaş yetkisi istemesi gerekeceğine'' ilişkin sorusuna, ''bu yetkinin 11 Eylül'den sonra terorizme karşı savaş bağlamında başkanın elinde olduğunu'' anımsatıyordu (CommonDreams.org, 20/10).

Birkaç gün daha geriye gidersek, Washington Post'ta, Bush yönetiminin, ''Pentagon'un Yeni Haritası'' başlıklı kitabın yazarı Thomas P.M Barnett'in görüşlerine, büyük değer vermeye başladığını okuyoruz. Biz Barnett'in tezlerini, Esquire dergisinde yayımlandığı hafta tartışmıştık: Barnett, dünya coğrafyasını küreselleşmiş, bir ''çekirdek'' ve küreselleşmeye tam olarak katılamamış, dışında kalmış ''çatlak'' olarak iki bölgeye ayırıyor. Barnett, ABD dış politikasının temel hedefinin bu çatlağın kapatılması, bu yüzden de Irak savaşının da yalnızca ilk adım olduğunu vurguluyordu (Cumhuriyet, 23/03/ 2003). Barnett'e göre dün sisteme yönelik tehlike Doğu Bloku'ndan gelirken bugün gelişmekte olan ülkelerden geliyordu. Barnett'in tezi imparatorluk tezleriyle de tıpatıp örtüşüyor, çünkü Barnett'e göre, gelişmiş ülkeler tabii başta ABD bu ''çatlak'' bölgelerini çok yakından denetlemeli, uygunsuz rejimleri devirmeli ve geniş çaplı devlet inşalarına girişmeli, ordularını ''sistem yönetmeye göre uzmanlaştırmalıdır'' (Washington Post, 19/10/05). W. Post'un aktardığına göre, Üst düzey CENTCOM komutanları, ABD Özel Harekât güçleri subayları ve yabancı orduların subayları, Barnett'in seminerlerine katılıyorlarmış. Özel Harekât Güçleri Komutanı Gen. Bryan D Brown , Barnett için ''Yeni kitabı, tam da yapmak istediğimiz şeyi anlatıyor'' diyormuş...

Bush yönetimlerinin Suriye'yi vurma niyetinin arkasındaki jeostratejik mantık şimdi daha belirgin. Ama, Bush yönetiminin geleceğine ilişkin, daha sıradan, basit nedenler de var. Suriye ile ilişkilerin gerginleşmesi ve bir savaş olasılığının güçlenmesi, Beyaz Saray'ın, milliyetçilik pelerinine sarılarak karşı karşıya olduğu skandallardan gelen basıncı savuşturmasına yardımcı olabilir. Bush ve Cheney' nin sağ kolları durumundaki adamlar Rove ve Libby yasal soruşturma altında. Bush'un popülaritesi sürekli geriliyor.

Ve İsrail

Suriye'de bir rejim değişikliği sürecinin gündeme getirdiği sorunları en iyi kavrayan yönetimlerden biri de şüphesiz İsrail. Örneğin Likud'dan meclis üyesi ve Meclis Savunma ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Yuval Steinizt'in Jarusalem Post''a verdiği, ''Rejim değişikliği gerekir'' demecinde, ''İsrail güvenlik çevrelerinden kimi insanların bu konuda kendisiyle aynı görüşleri paylaşmadığını'' da vurgulaması anlamlıydı (21/10/05). Anlaşılan, İsrail güvenlik çevrelerinde bu konuda yoğun bir tartışma yaşanıyor.

Askeri istihbarat çevreleri ve kimi güvenlik uzmanları, Beşar devrilirse yerine çok daha sorunlu, örneğin Müslüman Kardeşler'in etkisi altında kalabilecek bir yönetimin gelebileceğini düşünüyorlar (Haaretz, 21/10). Gerçekten de Beşar rejimi, baskıcı olmakla birlikte, bölgedeki birçok ABD müttefikinden, örneğin kadın hakları, dini azınlıkların hakları, toplumsal hizmetler vb. alanlarında çok daha modern ve demokrasiye daha yatkın bir ülke. Beşar ABD ile işbirliği yapmak için adeta dokuz takla atıyor. Beşar radikal İslamla mücadele ediyor, Irak direnişinin, Yasser Sabavi el Tikriti (Saddam'ın üvey kardeşinin oğlu) gibi önemli liderlerinin ele geçirilmesine doğrudan yardımcı oluyor. Irak''a savaşmaya gidenlerin ailelerine baskı yapıyor (Christian Science Monitor, 21/10/05).

Bir diğer grup ise tam da bu nedenlerle, Beşar'dan kurtulmak istiyor. Bunlar Beşar kalır da Batı ile ilişkilerini iyileştirirse, İsrail üzerindeki, toprak vermesine yönelik baskıların artabileceğini, halbuki Müslüman Kardeşler'in denetimindeki, ya da kaos içine düşmüş bir rejimle kimsenin işbirliği yapamayacağını savunuyorlar (Caroline Glick, Jarusalem Post, 20/10).

İçişleri bakanının şüpheli ölümünün gösterdiği gibi, Beşar rejimi yalnızca dış baskıların değil, iç sorunların da etkisiyle tüm bölgeyi bir kez daha sarsacak büyük bir krize doğru sürükleniyor. Sanırım bu süreci durdurmak artık olanaklı değil!