Siyaset24 Ekim 2005 00:00

UYGUN ADIM, MARŞ ! - Hüseyin Mümtaz

Bakın TESUD ve Emekli General Genel Başkan'ın açıklamaları ile ilgili olarak Zaman'ın yaptığı haber nasıl.."Emekli subaylar AB sürecine destek için lobi yapacak.Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD), Avrupa Birliği üyelik sürecine katkıda bulunmak için harekete geçiyor. Devlet AB ile müzakere masasında pazarlık yaparken emekli subaylar, ordunun AB karşıtı olmadığını anlatmak amacıyla NATO içinde faaliyet gösteren emekli askerlerin kurduğu derneği Türkiye'de ağırlayacak. NATO bünyesinde yer alan CIOR'a (The Interallied Confederation of Reserve Officers-emekli askerler tarafından kurulan derneklerin yer aldığı konfederasyon) üye yaklaşık 2 bin subay, İstanbul'dadüzenlenecek konferans ve seminerlere katılacak. TESUD, yurtiçinde de AB-Türkiye ilişkilerinin değerlendirileceği konferanslar düzenlemeye hazırlanıyor. İlk konferans 14 Kasım'da Ankara'da tertip edilecek.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsnaproxennatrium site naproxen kruidvatcialis forum link cialis bez receptacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Her şey acemi birliğinde yaptırılan yanaşık düzen eğitimindeki gibi büyük
bir düzen içinde ve "uygun adım" yürüyor.

Emir büyük yerden, okyanus ötesinden veriliyor ve aynen uygulanıyor.

"Stratejik ortak" Amerika, bağrında beslediği Fethullah aracılığı ile son
günlerde Türkiye'nin gündemine daha fazla ve doğrudan müdahil oluyor.

Emir komuta zinciri eksiksiz uygulanıyor.

Asıl taarruz ve oyalama taarruzu, zaman içinde gelişen yeni durum ve
şartlara göre AB ve ABD arasında el değiştiriyor.

"Esas oğlan" bir ABD oluyor, bir AB.

Savaş halinin kaçınılmaz yazgısıdır. Cephede asıl düşmanla savaşırken bir de
cephe gerisinde işbirlikçiler ve bozguncularla uğraşmak durumunda
kalırsınız.

Ve bütün bunlar olurken, normal zamanlarda baş üstünde tutulan değerlerin
nasıl çarpıtıldığını, nasıl ayaklar altına alındığını hayretler içinde
seyredersiniz.

Başlar ayak, ayaklar baş olur.

            Fethullah alçak profil göstermekten vazgeçip cephe taarruzuna
geçti.

            Önce ATV'de Şeyh İdrisi Bitlisi ile Yavuz zamanında varıldığı
söylenilen anlaşmayı gündeme getirdi.

            Araştırırsanız, anlaşma denilen şeyin bir Türk soykırımı
olduğunu göreceksiniz.

            Şimdi de Yeni Aktüel'de "Ulusalcılar Sancı Oluşturuyor!" manşeti
ile takdim edilen yazıda şunları söylüyor:

"Tarih boyunca milletimizi dışarıya doğru açılmış, yürümüş. Şimdi önünüzde
daha geniş, kapsamlı ve kompleks bir süreç var. Dolayısıyla direnç noktaları
daha fazla sancı oluşturabilir. AB sürecinde son günlerde yaşanan kavga ve
tartışmalara bir bakıverin. Ölseler bir araya gelmeyecek kimseler ulusal
cephe adı altında suni bir kitlesel dalga oluşturmaya çalışıyor. Kimlikleri,
söylemleri, hassasiyet ve dünya görüşleri bu derece farklı, üstelik
birbirleriyle hiçbir diyalog geliştirme niyet ve isteği olmayan insanlar
muvakkaten bir araya geliyor. Gerçekten her söz ve hareketleri suni ve
iğreti duruyor. Elbette daha derinde milletin ruhunu ve temel dinamiklerini
örselemeye yönelik çabalar da vardır. Bunların kolay kolay pes edeceğini
sanmıyorum. Onlar her türlü açıklığın ve şeffaflığın karşısında. Toplum ve
siyaset ilişkileri şeffaflaştıkça belki de deşifre olmaktan korkuyorlar.
Türkiye büyük bir ülke. İradeli, azimli ve kararlı olursa sancıları aşar.
Sancısız bir gelişme beklememeli. Milli ve bölgesel menfaatlerimizin
korunması önemli ama kimin nerede, niçin ve hangi gayeyle durduğuna iyi
bakmalı. Suni ya da iç menfaat ilişkileri er geç kendini mutlaka ele verir.
Ulusal cephe adı altında oluşturulmaya çalışılan dalganın sınırları belli
değil. Hedefi, niyeti ve çağrı yaptığı hassasiyetleri farklı farklıdır.
Kemiksiz, kimliksiz ve hedefsiz bir dalga. Her açıdan manipülatif bir
organizasyon olduğu belli. Ama sancılar olacaktır. Kararlı, sabırlı ve
samimi olmalı. Bu milletin irfanı, vicdanı ve sağduyusu bunları aşabilecek
genişlik ve derinlikte.".

Anlaşılıyor ki Fethullah, AB yanlısı ve AB karşıtlarını affetmiyor

Peki Erdoğan ne diyordu?

"Milliyetçilik havasında gezip de afra tafra atıyorsunuz"..

Sol söylemle ulusalcıların, sağ söylemle de milliyetçilerin beraberce;
işgalciler ve onların yerli işbirlikçilerine karşı cephe oluşturmalarının
suç olduğunu, ayıplanacak bir şey olduğunu ben burada görüyorum.

IIımlı İslâmın, Yeşil Kuşak'ın, BOP'un, "Atatürk resimlerini indirin"
önerilerinin arkasında yatan hep aynı şeydir kıymetli okuyucu..,

Gelinen süreçte STÖ'lerin; "basın dördüncü güç" derler ya kulak asmayın,
yasama-yargı ve yürütmenin yanında dördüncü bir güç olarak yer aldığı
görülmektedir.

Eskiden dernek ve vakıfların yabancı dernek ve vakıflarla işbirliği
yapmaları, para alıp vermeleri yasaktı.

"Yasa değişikliği" ile şimdi serbesttir.

Bilumum Alman vakıfları ile cümle Soros çocukları şimdi istedikleri gibi
Türkiye'de at koşturmaktadır.

"Gelinen süreç"den kastımız ve yaşadığımız bütün olumsuzlukların, onca
melanetin nedeni, İlerleme Raporlarıdır, Uyum Belgeleridir, Çerçeve
Belgedir, Avrupa Birliğidir.

Yayınlandığında bayram ilan ettiğimiz AB 6 Ekim İlerleme Raporu'nda ne
diyordu? (Sonuç ve Öneriler 7'inci Madde)

"Üçüncü sacayağı ise, AB üyesi ülkeler ile Türkiye halklarını bir araya
getirmek için güçlendirilmiş siyasi ve kültürel diyalog geliştirilmesine
dayanmakta. Bu diyalogda sivil toplum en önemli rolü üstlenmeli ve bunun
düzenlemesi de AB tarafından yapılmalı. Komisyon bu diyaloğun nasıl
desteklenmesi gerektiğine ilişkin teklifler sunacak."

Şaşırmayın. AB'nin muhatabı artık; a) Türkiye halkları ve b) STÖ'lerdir,
devletin kurumları değil.

Yurtiçindeki yeni örgütlenme de buna göre şekillenmektedir artık.

Yabancılar gelince önce Diyarbakır'a gitmekte, Ankara'ya uğramadan önce
tercihan İstanbul'da STÖ'lerle görüşmekte, onların dilek ve önerilerine göre
rapor yazmakta ve Türkiye'nin önüne koymaktadırlar.

Onun için AB pazarlıkları devlet kurumlarında değil parti genel
merkezlerinde yürütülmektedir.

Referandum sürecinde KKTC'nin varlığına kibrit suyunu bu vakıf ve dernekler
dökmüştür.

Sıra şimdi Türkiye'dedir.

"Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı"nın da durumu, duruşu ve konumu bu yeni süreç
içinde dikkatle gözden geçirilmelidir.

Ahmet Hakan'ın, bu vakfın bir iftarına katıldı diye haddinin sınırlarını
zorlayarak pazarlamaya çalıştığı "Çılgın Türk" tiplemesindeki zoraki
uyumsuzluk ile; Pamuk'un "Engel Akepe değil, ordu'dur" ve "Çılgın Türkler
mazlum edebiyatıdır" saptaması ve Almanya'da ödül alırken söylediği "Bu
törende Türk devletinin yetkilileri yoksa benim için şereftir" lâfı da ayni
açıdan değerlendirilmelidir.

"Diş kirası"nı bizim bildiğimiz davete icabet edenler değil, davet sahipleri
verir.

AB'nin Türkiye'yi sömürgeleştirme politikası karşısında işgalciler ve
işbirlikçilerin; tehlike karşısında birleşen sağ-sol bütün
milliyetçi-ulusalcılara karşı tavır almasını da zaten bekliyordum.

"Kızılelma koalisyonu" imiş..

Gocunacağımızı, üzüleceğimizi mi zannediyorsunuz?

"Kızılelma"; gelinen bu son noktada son dört yüz yıldır batı ile
ilişkilerinde hep hayal kırıklığına uğrayan, istiskal edilen Türklerin yeni
bir takım arayışlar içine girmesine verilen isimdir.

Türk'ten, Türk'ün sağ-sol demeden birleşmesinden korkmaktadırlar.

Fena halde ürkmektedirler.

En büyük kâbusları, Türk'ün kendi gücünün ve çıkarlarının bilincine
varmasıdır.

İşte bu çerçevede ve çerçeve belgenin ışığında" kıytırık bir takım vakıfları
anlıyorum da TESUD'a ne olduğunu anlamıyorum.

TESUD, (Türkiye Emekli Subaylar Derneği) Başkanı Rıza Küçükoğlu zaman
Gazetesi'ne demeç vermiş.

Neden Zaman'a? Başka gazete mi yoktu, yoksa o gazete ile gönül bağları mı
var?

Aynı fikri kaynaktan mı besleniyorlar?

Bakın TESUD ve Emekli General Genel Başkan'ın açıklamaları ile ilgili olarak
Zaman'ın yaptığı haber nasıl..

"Emekli subaylar AB sürecine destek için lobi yapacak.

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD), Avrupa Birliği üyelik sürecine
katkıda bulunmak için harekete geçiyor. Devlet AB ile müzakere masasında
pazarlık yaparken emekli subaylar, ordunun AB karşıtı olmadığını anlatmak
amacıyla NATO içinde faaliyet gösteren emekli askerlerin kurduğu derneği
Türkiye'de ağırlayacak. NATO bünyesinde yer alan CIOR'a (The Interallied
Confederation of Reserve Officers-emekli askerler tarafından kurulan
derneklerin yer aldığı konfederasyon) üye yaklaşık 2 bin subay, İstanbul'da
düzenlenecek konferans ve seminerlere katılacak. TESUD, yurtiçinde de
AB-Türkiye ilişkilerinin değerlendirileceği konferanslar düzenlemeye
hazırlanıyor. İlk konferans 14 Kasım'da Ankara'da tertip edilecek.



İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa gibi büyük illerde devam edecek konferans ve
seminerlere konuşmacı olarak davet edilen isimler arasında Türkiye'nin AB
üyeliğine destek verenler ve karşı olanlar da var. TESUD Genel Başkanı
emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Zaman'a yaptığı açıklamada "Amacımız, Türk
ordusunun AB karşıtı olmadığını kanıtlamak. AB kriterlerine en yakın kurumun
TSK olduğunu göstermek istiyoruz." dedi. Küçükoğlu, Avrupalı meslektaşlarına
Türk ordusunun demokrasiye müdahale etmeyen, çağdaş ve ilerici olduğunu
göstermek istediklerini söyledi. Bu amaçla İstanbul'da uluslararası bir
organizasyon düzenlemeye karar verdiklerini kaydeden Küçükoğlu, bu konuda
Başbakanlık'a talepte bulunduklarını ifade etti. Küçükoğlu, TESUD'un da CIOR
üyesi olduğunu, yaklaşık 160 ülkeye ait derneğin bu konfederasyon içinde yer
aldığını söyledi. 2006 Mayıs ayında Avrupalı emekli subayları İstanbul'a
davet edip gezdireceklerini anlatan Küçükoğlu, Türkiye'nin AB üyeliğini
desteklemek için 2008'de uluslararası bir organizasyon hazırlayacaklarını
kaydetti.

Dernek olarak Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediklerini anlatan TESUD
Başkanı Küçükoğlu, yurtiçinde yapacakları faaliyetler konusunda da bilgi
verdi. Emekli Tümgeneral Küçükoğlu, 14 Kasım'da Ankara'da tertip edilecek
konferansta Türkiye-AB ilişkilerini masaya yatıracaklarını ifade etti. TESUD
'un genel başkanlığına bu yıl seçilen emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, 7.
Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve iki hafta önce vefat eden eski Genelkurmay
Başkanı Nurettin Ersin'in özel kalem müdürlüğünü yapmıştı. " (19.10.2005
Mehmet Baki. ZAMAN. Ankara)

Ne diyor Küçükoğlu:

"Amacımız, Türk ordusunun AB karşıtı olmadığını kanıtlamak. AB kriterlerine
en yakın kurumun TSK olduğunu göstermek istiyoruz."

Nasıl yapacaklarmış bunu:

"Avrupalı meslektaşlarına Türk ordusunun demokrasiye müdahale etmeyen,
çağdaş ve ilerici olduğunu göstererek".

Barroso ne demişti Çerçeve Belge'nin imzalanmasından sonra?

"Türkiye Avrupa halklarının hem gönüllerini hem de zihinlerini
fethetmelidir."

Peki Jacques Chirac ne söylemişti?

"Türkiye AB'ye üyelik şartlarını yerine getirebilmek için büyük
bir -kültürel devrim- gerçekleştirmelidir."

Ya Gül Finlandiya'da, çizilen bu görev doğrultusunda ne demişti?

"Avrupa kamuoyunun kalbini kazanacağız. Dışişleri Bakanı Gül Helsinki'de,
Fin Dışişleri Bakanı ile görüşmesinden sonra Avrupa kamuoyunun Türkiye'ye
bakışını olumlu yöne çevirmek ve kamuoyunun kalbini kazanmak için aktif bir
politika izleyeceklerini de vurguladı. Bu konuda kapsamlı bir çalışma
yürüteceklerini belirten Gül, seminerler, konferanslar, paneller gibi
etkinliklerle kültürel ve diğer alanlarda çeşitli faaliyetleri hayata
geçirmeyi planladıklarını ifade etti."

Anlaşılan o ki TESUD da Avrupalıların gönül ve zihinlerini fethetmek için
Gül'ün direktifleri doğrultusunda panel ve sempozyumlarla büyük bir kültürel
devrim gerçekleştirmek yolunda..

Biz de yıllardır dernekçilik yaptık.

Küçükoğlu'nun saydığı yurt içi ve dışı faaliyetler sadece "üye aidatı" ile
olmaz.

At yarışı, piyango, spor toto'dan pay alıyor mu TESUD?

Yoksa bu değirmenin suyu nereden geliyor?

Zaman Gazetesi'nin "paralel örgütleriyle" ne kadar içli dışlı?

Yahut Amerikalı ortaklar aracılığı ile kurulan birtakım özel ve güzel
üniversitelerle?

TESUD'un faaliyetinin gerçekten bir devrim mi, yoksa devinim mi olduğunu
zaman gösterecek.

Çünkü Ermeni Konferansı sınavında Boğaziçi Üniversitesi'nin kapısında isbatı
vücut eylemek yerine Dolmabahçe'ye karşı vapurdan denizde saygı duruşu ile
iktifa ederek, "sınıfta kalmışlardı".

Anlaşılan o ki TESUD'un başında "En hakiki mürşid'in Avrupa" olduğunu
zanneden; uygun adım Brüksel'e yürüyüş komutu veren bir idare var.

Bilmiyorum Genel Merkezleri'ndeki duvarda da "Ne Mutlu AB'liyim diyene!" mi
yazıyor?

Peki ama  83 yıl önce, 31Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu
Dairesi'nde Atatürk'ün subaylara hitaben yaptığı şu konuşma neden yer almaz?

"Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya
karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve
atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete
hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut
olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti
olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir
vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur. Dünyada hayat
için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak
için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.
Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden
milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır. İngilizler, milletimizi
bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum
etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile
silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden
almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve
taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler.
Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç
olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da
müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine,
her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun
eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu,
düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka
subayı mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan
sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu
hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize
düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak huzuruna tam bir iman ile kani olmuş ve
buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici
karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel
kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla
kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak -ki milletin
vicdani imanıdır- mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti
sayesinde vücut bulunur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir;
"ordunun ruhu subaylardadır" O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından
yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve
milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının
muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu
teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların subayların yüce olan
vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun
vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve
bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle
ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde
birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve hususi
itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak
mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler.
Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış,
subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta
iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun
yaşamak için bir çaresi vardır; Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da
kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için "ya
istiklal, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı
muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar
olacağız!"

Bir laf bu kadar mı açık söylenir?

Ve kapı gibi imzalı-mühürlü bu "emir" dururken başka yerlerden
emir-talimat-direktif almanın hiç âlemi var mıdır?

Ve bütün bunlar olurken iki gazete haberi..

1."Askeri personel kanunundaki reform ve çağdaşlaşma hazırlıkları son
safhaya varmış; uzman çavuşa generallik yolu açılırken subayların hepsi
albay olamayacakmış."

Ne güzel.. Yorum yapmaya gerek yok.. Çünkü yorumun kendisi zaten haberin
içinde: Uzman çavuş general olacak ama subaylar biraz "zor"albay olacak.

2. Kuş gribi hakkında, sağlık bakanlığı sitesinde bile olmayan en kapsamlı
değerlendirme nerede yer alıyormuş?

Genelkurmay'ın sitesinde..

Yâni ey millet; millet İstanbul-Samsun arasında yine tarifeli Bandırma
Vapuru seferleri konulmasını beklerken..

Millet "Bandırma Vapuru olmak" için birbirini ezerken..

Emekli subaylarımız kapsamlı bir "public relations" harekâtı ile AB yolunda
AB'nin gönlünü ve kalbini fethetmeye hazırlanıyor..

Ve kuş gribi ile uğraşıyorlar..24 Ekim 2005



"57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE

  HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ"