ABD23 Ekim 2005 00:00

Amerika’nın Enformasyon Savaşı - Dr. Abdullan Özkan

Küresel bir Amerikan imparatorluğu kurma hayali peşinde koşan Bush yönetimi, bir yandan askeri operasyonlarını sürdürürken, diğer yandan da enformasyon savaşı yürütüyor. Enformasyon savaşı, belki de askeri operasyondan bile çoğu kez daha önemli hale geliyor. Çünkü yapılan operasyonları dünya kamuoyuna anlatmak, uluslararası kuruluşları ikna etmek ve dünya genelinde bir desteğin sağlanabilmesi için etkin bir enformasyon akışına ihtiyaç duyuluyor.Ama bu enformasyon akışı, doğru bilgiyi, gerçekleri içermiyor. Aksine dezenformasyonu, kara propagandayı ve yalanı kapsıyor. Amerika Birleşik Devletleri enformasyon savaşında dünyanın en önde gelen ülkelerinin başında yer alıyor.Örneğin Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un 2001 yılında “Stratejik Nüfûz Dairesi” adı altında bir birim kurduğu biliniyor. Bu birimin görevlerinin başında Amerikan politikalarını desteklemeyenlere karşı dezenformasyon ve propaganda faaliyeti yürütmek; yani enformasyon savaşı vermek geliyor.new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponsdiscount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acneoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Pentagon dezenformasyon faaliyetleriyle “bilginin gücünü” kendi tekelinde tutuyor, “kime hangi bilgiyi ne kadar verirse nasıl bir sonuç alacağını” hesaplayarak stratejik bir taktik kuruyor. Haber kaynaklarını kontrol altına alıyor, medyaya sadece kendi istediği bilgileri veriyor, verilen bilgilerin çoğunda da gerçekdışı bilgiler yer alıyor. Kamuoyu medyaya verilen gerçekdışı bilgilerle Pentagon’un istediği şekilde yönlendiriliyor. Amerikan yönetimi, enformasyon savaşlarında inisiyatifi ele alarak askeri operasyonlarına meşru bir zemin oluşturmaya çalışıyor.
Beyaz Saray’da kurulan “Küresel İletişim Dairesi” de enformasyon savaşlarının bir başka cephesinde görev yapıyor. Beyaz Saray’daki daire daha çok askeri uzmanlar ve komutanlar üzerinden kamuoyunu manipüle etme görevini yürütüyor. Medyaya brifing verecek komutanlar, önce bu daireden geçiyor, “neyi, ne kadar söyleyecekleri” burada kararlaştırılıyor. Televizyon programlarına çıkacak askeri uzmanlar da yine bu dairenin onayını alıyor.
“Amerikan emperyalizminin sonbaharı” isimli kitabında Chalmers Johnson, Amerika’nın enformasyon savaşında işi nerelere kadar götürdüğünü ayrıntılarıyla anlatıyor. Kendisi de bilimadamı olmasına rağmen uzun bir süre Amerikan İstihbarat Örgütü CIA’ya danışmanlık yapan Johnson, enformasyon savaşlarının bir başka işlevinin de, önlenemeyen ve son derece rahatsız edici sonuçlara neden olan muhtemel geri tepmeleri ya da geri tepmeye yolaçabilecek vakıaları mümkün olduğunca “temizlemek” olduğunu söylüyor. “Arındırma teknikleri” arasında, açıkça yalan söylemek, ilgili dosyaları sümen altı etmek, soruları cevapsız bırakmak ve konuyu bulandırmak başta geliyor.
Enformasyon savaşlarının yaygın kullanılan stratejilerinden biri; “Yeni terimler uydurmak”. Bu stratejiyle “durumun kontrol altında olduğu” mesajı verilmek istenirken, düzmece bilimsel ifade ve raporlarla konunun öneminin de küçültülmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, askeri bir saldırıda ölen siviller için “kaçınılmaz zarar” ifade kullanılabilmektedir. Böylelikle ortaya çıkan vahşet tablosu, kamuoyunun gözünden kaçırılmak istenmekte, olay sıradanlaştırılmaktadır.
“Düzmece istihbarat üretme”, enformasyon savaşlarının etki alanı en geniş ama aynı zamanda en tehlikeli kısmıdır. Üretilen sahte istihbarat raporları, analizler, belgelerle bir ülkeye savaş açılması muhtemeldir, kaldı ki Irak’a açılan savaşın gerekçelerinin çoğu düzmecedir ama sonra bu sahte istihbaratların ortaya çıkması bir ülke için en utanç verici durumlardan birini oluşturmaktadır.
Hatırlanacağı gibi, dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powell 5 şubat 2003 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada Irak’ın kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlara sahip olduğuna dair ellerindeki istihbarat raporlarını açıklamış, bu raporlarla Irak’a saldırının da düğmesine basmıştı. Ama ABD Irak’ı işgal ettikten sonra ne Powell’ın BM Güvenlik Konseyi’nde sözünü ettiği nükleer faaliyetlere rastlanabilecekti, ne de “kesin delil” diye dünya kamuoyuna açıklanan kitle imha silahlarına dair herhangi somut bir belgeye ulaşılabilecekti.
Anlaşılan o ki, Amerika Irak’a saldırmadan önce altyapısını hazırlamıştı. Askeri operasyondan önce, enformasyon savaşını başlatmış, dünya kamuoyunu kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek, uluslararası kuruluşları kendi hukukdışı uygulamalarına destek verir hale getirmek için kolları sıvamıştı.
Medyanın kamuoyunu yönlendirmek için kullanacağı gerçekdışı bilgi ve belgelerin üretimi ile işe başlanmış, uluslararası kuruluşların ikna edilmesinde kullanılacak düzmece istihbarat raporlarının imal edilmesiyle devam edilmiş, sonra da  dezenformasyon ve propaganda ile dünya kamuoyu hazır hale gelince askeri operasyon için düğmeye basılmıştır.
ABD’nin hem Afganistan’da hem de Irak’ta uyguladığı strateji budur. ABD’nin saldırı gerekçeleri sahtedir; Pentagon’da, Beyaz Saray’da kurulan birimler tarafından imal edilmiştir. Medya da, uluslararası kuruluşlar da, kamuoyunu yönlendiren diğer unsurlar da ABD’nin yürüttüğü enformasyon savaşının etki alanındadır, başka bir deyişle, Amerikan yönetiminin avucunun içindedir.
Şu gerçek artık iyice ortaya çıkmıştır: Enformasyon savaşını kazanmadan, askeri operasyonların başarı şansı yoktur. Küresel imparatorluk kurma hayali peşinde koşan ABD bu gerçeği gördüğü için bütün stratejilerinin merkezine enformasyonu oturtmaktadır.