Siyaset22 Ekim 2005 00:00

İkiz sözleşme operasyonu – Sadi Somuncuoğlu

Erdoğan-Gül ikilisi, BM''nin İkiz Sözleşmeleri üzerinden çok tehlikeli yeni bir oyuna daha imza atıyorlar.BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kültürel farklılıkları koruyup, kültürel yayılmacılığa son vermek üzere, Kültürel Farklılıkların Korunması adlı bir sözleşmeyi imzaya açtı. İki yıldır devam eden görüşmeler sırasında Türkiye, sözleşmenin 20.maddesine çekince koymuştu. Çünkü bu, ikiz sözleşmelerde çekince koyduğumuz maddelere atıfta bulunuyordu. Ancak 20.maddenin çekincesi, sözleşmenin imza aşamasında birdenbire kaldırıldı. Sebep, AB''nin baskısıymış. Evet AB, mevcut sözleşmelerdeki çekincelerimizi kaldırmamızı, bundan sonrakileri de çekincesiz imzalamamızı zaten istiyordu. İşte MÇB''nin kabulüyle bu istekler resmi şarta dönüştüğünden, bizimkiler gereğini yapmış oldu.

Erdoğan-Gül ikilisi, BM''nin İkiz Sözleşmeleri üzerinden çok tehlikeli yeni bir oyuna daha imza atıyorlar.

Oldukça teknik, ama bir o kadar da önemli bu konuyu en baştan anlatalım. BM''nin Medeni ve Siyasi Haklar ile Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar adındaki sözleşmeleri ikiz sözleşme diye biliniyor. Türkiye bunları, ilan edilişinden tam 37 yıl sonra Haziran 2003''te, yani AKP iktidarı döneminde Meclis''te onaylatıp, yürürlüğe koydu.

Elbette bunun öncelikli sebebi, Batı''nın Türkiye sözkonusu olunca "azınlık" kavramına çarpık bakışıydı. Bu sözleşmelerde de, "bütün halkların kendi kaderlerini tayin hakkı, doğal kaynaklar ve zenginlikler üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilmeleri, eğitim ve kültürel haklar" gibi pek çok kritik düzenleme yer alıyordu. Türkiye, bu sözleşmelerden ilkinin, "etnik, dinsel veya dilsel azınlıkların, grubun diğer üyeleriyle birlikte toplu olarak kendi kültürel haklarını, dillerini kullanmalarını, dinlerinin gereği ibadet etme ve uygulama haklarının engellenmemesini" öngören 27.maddesine çekince koydu.

İkinci sözleşme ise 13.maddesiyle ilgili olarak, Anayasamızın üç maddesine atıf yapan bir beyanla ve yine çekince konarak imzalandı. Bu maddede de; Bütün uluslar ile bütün ırksal, etnik ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu geliştirecek eğitim verilmesi…Anne-babaların çocuklarına kendi inançlarına uygun bir biçimde dinsel ve ahlaki eğitim sağlama hakkı düzenleniyordu.

Buraya kadar her şey normal. Zira Türkiye her devlet gibi, uluslararası sözleşmelere, kendi hassasiyetleri ve öncelikleri doğrultusunda çekince koyma hakkını kullandı.

Anormallik, bu sözleşmelerin kabulünden hemen sonra, AB''nin yetkisi ve hakkı olmadığı, ayrıca hiçbir üye veya aday ülkeden istemediği halde, bu çekincelerimizi kaldırmamızı talep etmesiyle başladı. Beraberinde, AB üyesi Fransa''nın imzalamadığı, Belçika, Yunanistan, Lüksemburg, Hollanda ve Letonya''nın imzaladığı ama yürürlüğe koymadığı Ulusal Azınlıkların Korunması Sözleşmesi''ni çekincesiz imzalamamız şartı geldi. Bu sözleşmede öngörülen başlıca hususlar ise şöyle; Ulusal azınlıklara mensup kişilerin din, dil, gelenek ve kültürel miraslarını korumalarının sağlanması, yaşadıkları bölgelerde, talep halinde azınlık dilinin öğretilmesi veya bu dilde eğitim görmeleri…Bunların diğer devletlerde yaşayan, özellikle de etnik, kültürel, dilsel, dinsel ya da ortak bir kültürel mirası paylaştıkları kişilerle sınır ötesi serbest ilişkiler kurmaları…Ulusal ve uluslararası düzeyde hükümet-dışı kuruluşların faaliyetlerine katılmaları..Gerektiğinde, diğer devletlerle, özellikle de komşu devletlerle ikili ve çok taraflı anlaşmalar yapmaları…

AB''nin, yıllardır Türkiye''nin "egemenlik hakkına" saldırarak, özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımızı azınlık saydığı, onlar için AB''ye uyum adı altında adım adım azınlık hakları talebinde bulunduğu, son dönemde ise işi, tümüyle küme kimliğine döküp, ayrı bir millet icat etmeye başladığı biliniyor. Bununla eş zamanlı olarak, ABD''nin açık, AB''nin gizli desteğiyle hemen yanı başımızda uydu bir "Kürt Devleti"nin kurulduğu da.

AB''nin, sözleşmelerdeki çekincelerimizi kaldırıp, üyelerine kabul ettiremediği sözleşmeleri imzalatma isteği, neyin peşinde olduğunu göstermiyor mu?


ÇEKİNCELER KALDIRILABİLİR Mİ?

Peki Türkiye üzerindeki hesaplar bu kadar açıkken, bu istekler kabul edilebilir mi? Asla. Ama AB, bunları bir de Müzakere Çerçeve Belgesi ile resmi şart haline getirdi. Aksi halde gerçek müzakerelere geçilmeyecek.

Erdoğan-Gül ikilisi de, öncelikleri Türkiye değil, AB olduğundan maalesef daha MÇB''nin mürekkebi kurumadan, sözleşmelerdeki çekincelerimizi geçersiz hale getirmek üzere harekete geçtiler. Hem de gizli-kapaklı yöntemlerle. Onu da anlatalım.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kültürel farklılıkları koruyup, kültürel yayılmacılığa son vermek üzere, Kültürel Farklılıkların Korunması adlı bir sözleşmeyi imzaya açtı. İki yıldır devam eden görüşmeler sırasında Türkiye, sözleşmenin 20.maddesine çekince koymuştu. Çünkü bu, ikiz sözleşmelerde çekince koyduğumuz maddelere atıfta bulunuyordu.

Ancak 20.maddenin çekincesi, sözleşmenin imza aşamasında birdenbire kaldırıldı. Sebep, AB''nin baskısıymış. Evet AB, mevcut sözleşmelerdeki çekincelerimizi kaldırmamızı, bundan sonrakileri de çekincesiz imzalamamızı zaten istiyordu. İşte MÇB''nin kabulüyle bu istekler resmi şarta dönüştüğünden, bizimkiler gereğini yapmış oldu.

Şayet, TBMM, UNESCO''nun bu sözleşmesini çekincesiz onaylarsa, ikiz sözleşmeler başta, birçok sözleşmedeki "azınlık ve milletleştirmeye" yönelik hususlardaki çekincelerimizin kaldırılmasına emsal olacak. En azından bu çekinceler fiilen geçersiz hale gelecek.

O zaman ne mi olur?

Uluslararası sözleşmelerdeki kritik bazı hususları yukarıda özetledik. AB''nin ülkemizde "azınlık hakları" adı altında neyin peşinde koştuğunu da. Ayrıca AB Bölgeler Komitesi yakın zamanda, "yerel ve bölgesel özerklik için Türk Devleti''nin sıkıştırılmasını" kararlaştırdı. AB Komisyonu''nun, bizimle ilişkilerinde "Türkiye, bölge ve Avrupa''daki Kürt azınlıkları dikkate alacağını" da biliyoruz. Tüm bunların üstüne, "Kürdistan" dedikleri bölgedeki "Fırat ve Dicle''nin uluslararası yönetime devrini" geçen yıl dillendirdiğini, şimdi ise Kasım''da yayınlanacak İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi''ne şart olarak koymaya hazırlanmasını ekleyelim.

Açıkça G. Doğumuza "ayrı bir halk statüsü" ve "self-determinasyon hakkı" verilmesinin, kısaca AB''nin "Şark Projesi" nin önündeki önemli ve büyük bir engel daha kalkmış olmuyor mu?

Türkiye''nin bölünmesi projelerine hala "paranoya" diyenler ile "Türkiye nasıl bölünür?" şaşkınlarının bilgisine sunulur.