ABD:Latin Amerika’nın Bitmeyen Kabusu
ABD'nin Soğuk Savaş yıllarında bölge ülkeleri üzerindeki hegemonyasını koruma adına gerçekleştirdiği müdahaleler, bugün de Latin Amerika ve Karayip ülkeleri tarihinin karanlık sayfalarını oluşturuyor. Bu karanlık sayfalar günümüzde bu coğrafyalarda yükselen halk hareketlerinin Amerikan karşıtı hissiyatında önemli bir yer tutuyor. ABD, Soğuk Savaş dönemi askeri diktatörlükler ve bunların sergilediği vahşet politikalarının ortaklığının bölge politikalarında önemli bir engel haline geldiğini düşünerek 80 ve 90'lı yıllarda örnek ''liberal demokrasiler'' yaratma yoluna girdi. Amerikan devletinin bölgedeki temel müdahale organı olan ABD ordusunda da bir yeniden yapılanmaya gidildi ve IMF paketlerine paralel olarak dışişleri bakanlığının demokrasi vakıfları daha fazla devreye sokuldu. cialis forum cialis prodaja cialis bez receptaescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkohol
Cumhuriyet 20.10.2005
Komşularına müdahalesi 19. yüzyıl başından beri süren ABD son yıllarda bölgede etkinliğini yitiriyor
Arka bahçede huzur yok
WASHINGTON'IN ÜSLERİ:
Kolombiya ve Peru başta olmak üzere 7 radar üssü bulunuyor. 4 yerde bulunan İleri Operasyon Üsleri'nin (FOLs) ismi, işbirliği vurgusunu arttırmak için değiştirildi ve Ortak Güvenlik Üssü (CSLs) oldu. Bu üsler; Ekvador'da Manta, Aruba, Curacao ve El Salvador'da Comalapa'da bulunuyor. ABD'nin diğer iki askeri üssü Küba'daki Guantanamo Üssü ve Honduras'ta Soto Cano (Palmerola) Üssü. Yalnızca bu üslerde, yaklaşık 8 bin 500-10 bin 500 kadar ABD askeri var.
MİNE ESEN / GAMZE ERBİL
Bir süredir ABD'nin etkili düşünce kuruluşları, Washington'ın, arka bahçesindeki ideolojik ve siyasi hegemonyasının zayıfladığı biçiminde saptamalar yapıyorlar. Bu durum, ABD'nin kendi ekonomik çıkarlarını öncelikli olarak gözettiği neoliberal ekonomik paketlere bölge ülkelerinden yükselen itirazların ve tasarlanan serbest ticaret anlaşmalarının yürürlüğe sokulamamasının bir sonucu.
Irak'ta ciddi bir darbe alan ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nde de -şimdilik- başarısız olan ABD için, arka bahçedeki bu gelişme önemli bir sorun. Güney A merika ve Karayipler'deki nüfuzu, ABD'nin çıkarları için 1823 tarihli Monroe Doktrini'nden bu yana kritik olarak nitelenirken İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dünya liderliğinin de önemli payandalarından birini oluşturuyordu. ABD'nin Soğuk Savaş yıllarında bölge ülkeleri üzerindeki hegemonyasını koruma adına gerçekleştirdiği müdahaleler, bugün de Latin Amerika ve Karayip ülkeleri tarihinin karanlık sayfalarını oluşturuyor. Bu karanlık sayfalar günümüzde bu coğrafyalarda yükselen halk hareketlerinin Amerikan karşıtı hissiyatında önemli bir yer tutuyor.
ABD, Soğuk Savaş dönemi askeri diktatörlükler ve bunların sergilediği vahşet politikalarının ortaklığının bölge politikalarında önemli bir engel haline geldiğini düşünerek 80 ve 90'lı yıllarda örnek ''liberal demokrasiler'' yaratma yoluna girdi.
DİKTATÖRLÜK DE GÖTÜRÜYOR DEMOKRASİ DE
Amerikan devletinin bölgedeki temel müdahale organı olan ABD ordusunda da bir yeniden yapılanmaya gidildi ve IMF paketlerine paralel olarak dışişleri bakanlığının demokrasi vakıfları daha fazla devreye sokuldu.
Güney ve Orta Amerika ile Karayipler, ABD ordusunun Güney Komutanlığı'nın (Southcom) Sorumluluk Alanı'na (AOR) giriyordu. ABD'nin Latin Amerika güvenlik güçlerine desteğinin en ''ünlü'' sembollerinden biri olan School Of Americas'ın (SOA), 60-80 dönemi Amerika kıtası diktatörlüklerinin ''insan kaynakları'' olarak faaliyet gösterdiğini hatırlatmakla yetinelim. SOA tepkiler üzerine, 2000 yılı sonlarında ismini değiştirdi.
Soğuk Savaş döneminde solcu gerilla hareketlerine karşı bir misyon tarif eden SOUTHCOM, 1990'larla birlikte uyuşturucu ticaretine yoğunlaştı. Clinton yönetimi düşmanı ''narkogerillalar'' olarak tarif ederken George Bush ise, ''narkoteröristler'' adlandırmasını tercih etti.
SOUTHCOM'un sorumluk alanında bölgedeki 30 ülke bulunuyor. 1997'de daha önce ABD Atlantik Komutanlığı'na bağlı Karayip Denizi, Meksika Körfezi ve Atlantik Okyanusu'nun bir bölümünü kaplayan coğrafya da SOUTHCOM'a devredildi. Daha önce merkez üssü Panama'da bulunan komutanlığın merkezi karargâhı 1997'de Panama Kanalı'nın kontrolü Panama'ya devredilirken Miami'ye taşındı.
Cumhuriyet 20.10.2005
NİKARAGUA'DA KONTRALARI DESTEKLİYOR
Washington göz açtırmıyor
ABD askerinin ilk kez 1911'de toprağına girdiği Nikaragua, aradan geçen onca zamana rağmen Sandinistaların iktidarda olduğu dönem hariç, hâlâ Washington'ın ''arka bahçesi'' olmayı sürdürüyor. En önemli ekonomik dinamiğin tarım sektörü olduğu ülkede yıllardır ABD eksenli uygulanan neoliberal politikalar ülkedeki küçük ölçekli çiftçileri derin bir krizin içine soktu.
ABD tarafından Managua yönetimine uygulattırılan serbest ekonomi politikaları, büyük çiftçilere yönelik rekor seviyedeki maddi teşvikler ülkenin bu ana geçim kaynağının neredeyse kurumasına yol açtı. Nikaragua İstatistik Enstitüsü'nün 2 yıl önceki bir araştırması, eskiden ülkenin en çok kahvesinin yetiştiği Matagalpa bölgesinde nüfusun yüzde 30'unun açlıkla boğuştuğunu gözler önüne serdi. Araştırmada, bu bölgede yaşayan çocukların tıpkı Afrika'da olduğu gibi açlıktan ölebileceklerine dikkat çekildi.
Ülkede neoliberal ve özelleştirmeye yönelik politikalar rüşvet, işsizlik sorununun daha da artmasına neden oldu. Hatta eski Devlet Başkanı Arnoldo Aleman görev yaptığı süre içinde 100 milyon dolarlık kamu fonunda dolandırıcılık yaptığı suçlamasıyla 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İktidardaki Bolanos yönetimi rüşvete karşı mücadelede fazla başarı sağlayamadı.
IMF çerçevesinde izlenen politikalar sonucu 1990'lardan itibaren kamu çalışanlarının ücretlerinde yüzde 44 oranındaki düşüş, rüşvet sorununu daha da derinleştirdi.
Kırsaldan kente göç ve başka ülkelere kaçak yollardan girerek para kazanma umudu, çok sayıda kişinin yaşamak için bulduğu çıkış yollarının ilk sırasında. Ekonomik krizin yarattığı sosyal patlama, sokaklara uyuşturucunun ve şiddetin giderek artmasıyla yansıyor.
50 BİN KİŞİ ÖLDÜ
Bölgenin yoksul ülkelerinden biri olan Nikaragua, 1979'da 40 yılı aşkın bir süre sırtını ABD'ye dayamış Somoza ailesinin diktatörlüğüne son veren solcu Sandinist devrimine ev sahipliği yaptı. Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (FSLN) gerçekleştirdiği devrim, Washington destekli politikaların dayatıldığı bölge ülkelerindeki halk kitlelerinde büyük umutlar yarattı.
Daniel Ortega liderliğindeki Sandinistalar, iktidarda oldukları dönemde, ülkede gerek siyasi gerekse toplumsal birçok reformu yaşama geçirdiler. Ancak ülkenin ABD ekseninden uzaklaşan, Sovyetler Birliği ve Küba'ya yakınlaşan politikalar uygulaması Washington'da ''arka bahçe elden gidiyor'' yönündeki rahatsızlığı arttırdı. Ve bu rahatsızlık, 1980'li yıllar boyunca süren ve ABD'nin ''demokrasiye giden yolunda'' 50 bin kişinin yaşamını yitirmesine neden olan bir iç savaşın yaşanmasına kadar uzandı. Ülke kendisini bir anda Reagan yönetimindeki ABD'nin desteklediği ve milyonlarca dolar maddi kaynak sağladığı CIA desteğiyle savaşan devrim karşıtı kontraların başlattığı savaşın ortasında buldu.
ABD'NİN ROLÜ
ABD, Sandinista yönetimini devirmek için ülkeye yaptırımlar uygulamaya başladı. ABD'nin bu savaştaki rolü son olarak Başkan George Bush 'un Uluslararası İstihbarat Başkanlığı'na atadığı John Negroponte 'nin karanlık siciliyle bir kez daha ortaya çıktı. 1980'lerde ABD'nin Honduras Büyükelçisi olan Negroponte'nin o yıllarda Washington'a yazdığı ve yanıtlanan mesajlarında Orta Amerika'da barış sürecini dinamitleme girişimleri ve Nikaragua'da Sandinist hükümeti devirmek için saldırı planları yaptığı görülüyor. Kontraların maddi desteği en çok uyuşturucu kaçakçılığından elde ettikleri savları günümüzde sürmekte. Hatta Güney Amerika'da üretilen kokainin Nikaragua'da CIA desteğiyle savaşan kontralar tarafından ABD'ye sokulduğu da bu iddialar arasında. İç savaşın olumsuz etkileri ve ABD'nin çabaları sonucu, Sandinist yönetimi 1990 seçimlerinde iktidarı kaybetti.
O tarihten bugüne, ülkede ABD destekli yönetimler işbaşında. ABD ''arka bahçesini'' kaybetmemek için 6 milyon nüfuslu bu ülkeye her yıl yaklaşık 38 milyon dolar yardım yapıyor.
Nikaragua'da gözler şimdiden 2007'de yapılacak seçimlere çevrilmiş durumda. Şu anda iktidarda olan Bolanos yönetimi Washington desteğini arkasına alarak yeniden iktidar olma planları yaparken Sandinistalar da seçim kampanyalarına şimdiden başlamış durumda.