Bu Maç Şike - Erol Manisalı
Evet bu maç şike, sonucu önceden belli. Ben bu şike maçı 1989'dan beri siyasilerle, bürokratlarla, kimi patronlarla tartışıyorum ve kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum. - 1989'da Turgut Özal 'la tartıştım; kendisine, ''Türkiye AB'ye girmeden ülkenin dış ticaret politikasının tümüyle neden başkalarına devredilemeyeceğini'' anlatmaya çalıştım. Nafile, hesaplar başka, planlar başkaydı. AB'ye alınmayacak olan Türkiye'nin ''gümrük birliği yolu ile AB'ye bağlanması'' isteniyordu. Maçın sonucu takımlar sahaya çıkmadan belirlenmişti. - Devlet Planlama Teşkilatı 1993'te yayımladığı bir raporda, ''Tam üyelik olmadan gümrük birliğine girilmesinin sakıncalarını anlatıyordu'' . Üniversitelere de gönderilen bu raporun bir kopyası da bende. Şike oyuna DPT de karşı çıkmıştı, ama nafile. Türkiye'yi fiilen yöneten kimi çevreler çoktan karar vermişlerdi. naproxennatrium go naproxen kruidvatmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg
- Maçın şike olduğunu çok küçük bir azınlık biliyordu. Birkaç siyasi ve üç beş işadamı. Ne Meclis, ne hükümet, ne ordu, ne üniversiteler ve tabii ne de ''halk'' olan bitenin farkında bile değillerdi. Büyük çoğunluk sahada normal bir maç seyrettiklerini sanıyorlardı. Oysa halka, sanal bir oyun seyrettirilmekteydi.
- 1994 ve 1995 çok kritik yıllardı. 6 Mart 1995'te imzalanacak belge ile Türkiye egemenlik haklarını tek yanlı devrediyordu. Türkiye AB'nin ''kuması'' haline geliyordu. Bugün İngiliz Dışişleri Bakanı Straw 'un Rumlara söylediğini 1995'te AB Komisyonu üyesi başka bir İngiliz Sir Leon Britton , Avrupa Parlamentosu'na sunduğu Türkiye raporuna daha o zaman yazıyordu: ''Türkiye'yi gümrük birliğine sokamazsak Kıbrıs'ta istediklerimizi elde edemeyiz.''
- 3 Ekim 2005'te Straw, Rumlara, ''Irın kırın etmeyin, 3 Ekim belgesini geçiremezsek KKTC'yi dağıtamayız, askeri Kıbrıs'tan gönderemeyiz'' diyordu. Şike maç henüz bitmemişti...
6 Mart 1995 belgesi ile başlatılan süreç AKP hükümetinin büyük başarı diye sunduğu 3 Ekim belgesi ile Kıbrıs'ın gidişindeki son dönemeci hazırlıyordu. Kıbrıs, suyun altındaki buzdağının sadece küçücük bir parçasıydı.
- Üzerinden yıllar geçtikten sonra Orgeneral Büyükanıt , 2003 yılında Harp Akademileri'nde, gümrük birliği için ''eşi benzeri görülmemiş bir belge'' tespitini yapıyordu.
- Aynı görüşü ATO ve benzeri birçok meslek odası, kimi işçi sendikaları, çiftçiler, memurlar da paylaşmaya başlamışlardı. Maçın şike olduğu ve sonunda Türkiye'nin kaybedeceği en baştan planlanmıştı.
Demokrasi yerine karartma
Türkiye'de gerçek demokrasi, yani sınıfsal demokrasi olmayacaktı. Kimi sermaye çevreleri, kimi tarikatlar Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi dış odaklarla işbirliği yaparak Türkiye'yi yönetmeliydi. Sermaye ve tarikatlarla emperyalizm yeniden ülkenin yönetimine soyunmuşlardı.
- ''Serbest ekonomi modeli'' gayri milli sermayenin ülkeyi serbestçe yönetiminin koşullarını hazırlarken;
- ''Ilımlı İslam modeli'' de, sosyal devlet ve gerçek demokrasi yerine bir topluluğun altyapısını oluşturacaktı.
Gümrük birliği belgesi, 17 Aralık ve 3 Ekim belgeleri bir bütün olarak ele alındığında şu gerçekler ortaya çıkıyor:
1) Türkiye'nin eli kolu AB tarafından bağlanıyor. AB kurumları ve onların ''kendileri için hazırladıkları uygulamalar'' otomatik olarak Türkiye'nin de uygulayacağı unsurlar oluyor.
2) Türkiye; TBMM, hükümetleri ve diğer ilgili yasal kurumları yerine, ''AB kurumları tarafından yönetilmeye başlanıyor'' . Türkiye, AB'nin dışında.. AB politikalarının belirlenmesinde bize bir şey sorulmuyor. Hatta üçüncü ülkelerle olan ticari ve diğer ilişkilerimizin nasıl olacağına ve nasıl olmayacağına da AB kurumları karar veriyor.
3) Türkiye'yi tam üyeliğin dışına taşıyan bütün koşullar bu üç belgenin içine yerleştirilmiş durumda.
4) Bu arada AB, Ermeni meselesinden Patrikhane'ye, Dicle ve Fırat'ın yönetiminden Hatay'ın ayrılmasına kadar bütün operasyonlarını bu tek yanlı zemine oturtuyor.
İngiliz Bakanı Straw'un ifşaatı ve itirafı olağanüstü; ''Türkiye'yi iğfal edebilmek, kandırabilmek, istediklerimizi alabilmek için 3 Ekim belgesini geçirmek zorundayız'' diyor.
Ve bu iğrenç itirafı kimi medya çevreleri, ''İngiliz bizim yanımızda, Türk'ün dostu İngiliz var'' diyecek kadar sömürgeci bir gözlükle değerlendirebiliyor.
Şike maçı düzenleyenlerin arasında kimlerin hangi sıfatla yer aldığını görüyoruz. Bu çevrelerin Osmanlı'daki İngilizci, Fransızcı, Amerikancı yani mandacı çevrelerden hiçbir farkları yoktur.
İşbirliğinin ve ihanetin bu kadar doğallaşması çürümenin kimi çevrelerde ''bir yaşam tarzı'' haline geldiğinin de göstergesidir. Bunlar şike maçın basit figüranlarıdır. Bu yaratıklar her zaman görülmüşlerdir, aynen parazitler gibi...
Vücut gücünü gösterdiğinde, bu zararlılar kendiliğinden kayboluyorlar. Aynen vücuttaki mikroplar gibi...