Dış Politika20 Ekim 2005 00:00

Kıbrıs'a yeni "Made in U.S" kazıkları - Savaş Süzal

Türk halkı ya umursamıyor, ya da çok sabırlı. ABD yönetimi bilmem kaç bin yüzüncü defa yapılan resmi açıklama ile Türkiye’nin, PKK terör örgütüne karşı mücadelesinde, yanında olduğunu vurguladı. Ne acıdır ki, ne zaman bu tür açıklama yapılsa, terör örgütünün elinde daha gelişmiş Amerikan silahları görülüyor. Yıllar önce de İncirlik’ten havalanan Amerikan helikopterleri, terör örgütüne havadan silah, cephane ve yiyecek atmıştı, kimse unutmadı.   Şimdi de gençlerimizi öldüren katillerin ellerinde Amerikan C4 patlayıcıları ile uzaktan kumanda cihazları ve otomatik silahlar bulundu. C4 patlayıcı öyle serbest piyasada satılan bir madde değil, hele hele terör nedeniyle her şeyin kontrol edildiği şu sıralarda. Ampul iktidarı ülke yönetimine gelmeden önce, hemen hemen bitmiş olan terör, karısının Siirtli bir Arap olduğunu söyleyen ve ağzından Türk’üm lafı çıkmayan bir liderin yönetimi altında yeniden hortladı. İşte başarılı Ampul iktidarının muhteşem ve ışıl ışıl dış politikası.  levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgrenovation vejle renovation skive renova

Erdoğan Hükümetinin fiyaskolarla dolu dış politikasında yeralan bir başka konuysa Kıbrıs. Konuya dikkat etmekte yarar var. Zira KKTC Devlet Başkanı (nedense devlet başkanı demek hiç içimden gelmiyor ya) Talat, Washington’a çağrıldı. Yalnız altını çizerim, Talat Washington’a devlet başkanı statüsü ile değil, Kıbrıs Türk Toplumu Lideri olarak çağrıldı. Bu statü, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün bir Rum gazeteciye verdiği yanıtta yeraldı. Daha önce de, iki yılda bir, ya da her yıl, KKTC liderleri Toplum Lideri statüsüyle Washington’a çağrılırdı. Demek ki değişen bir şey yok. Yani referanduma evet demekle tanınma sözü tutulmadı.  

Peki Rice, Talat’ı neden çağırdı acaba Washington’a? Bunu federal bütçeden maaş almayan gazeteciler biliyor ama onların da gazeteleri yayınlayamaz. Biz söyleyelim, amaç, Türk tarafından yeni bir taviz istemek. Nedir istenecek yeni taviz? Rumlar, biliyorsunuz, Birleşmiş Milletler gözetimi altında görüşme masasına oturmak için zaman sınırlaması konmamasını ve hiç bir devletin görüşmelere koçluk yapmamasını istemişti yani garantör statüsünün kaldırılmasını istiyorlar. Ayrıca görüşmelerde AB koşullarına uyulmasında da ısrarlılar. .  

Şimdi biliyorum, İstanbul’daki, Denktaş’ın Karen Fogg, Akmansoy’un Lloyd George, benim de Ali Kemaller olarak tanımladığım gurup, konuyu ileriki günlerde başarı ve ilerleme olarak Türk Halkına satmaya başlayacak. Ama bu şartların altındaki kazıklar öyle üstü örtülemeyecek, saklanamayacak  kadar açık ve net ki. Hani balçıkla sıvanamayacak güneş misali.  

Bir kere zaman sınırlaması olmadan bu görüşmeleri, Rumlar sonsuza kadar sürdürebilir. İkinci bu şartın kabuluyle, Kıbrıs Devletinin varlığını çizen anlaşmada yeralan Türkiye’nin garantörlüğü ortadan kalkar. Son olarak ta Türk kurumlarına karşı olan AB çerçevesinde Türk Askeri, anlaşma olmadan da adadan çıkabilir. Biliyorsunuz, Washington, Türk tarafı referanduma evet derse bunların hiç birisinin olmayacağı sözünü vermişti. Hani iki yıldır ortaklaşa verdiğimizi ileri sürdükleri terör mücadelesinde PKK’lı teröristleri teslim edecekleri sözü gibi.  

ABD daha önce referandumda yaptığı gibi; siz masaya oturun biz sizin hakkınızı koruyacağız kartını oynayacak. Ama referandumun sonucunu gören Türkiye’nin bu yemi yutmaması gerekirken, her şeyi satmaya hazır olduğunu açıklayan pazarlamacılar, AB’ ye kapağı her ne pahasına olursa olsun atmak için bu koşulları kabul edecek ve kuklalarına da kabul ettirecek. Bence şimdiden Kıbrıs’ı Rumlara bırakarak çekilsek de bu mide bulandıran oyunlara alet olmasak çok daha iyi. İşte o zaman Denktaş’a ihanet eden Talat ve avanesi de bakalım ne yapacak görürüz.