Siyaset4 Şubat 2005 00:00

AB-D balonu sönünce Batıcı işbirlikçi oligarşinin etekleri tutuştu!

Türk-Amerikan ilişkileri (2) - Gündüz Aktan Süleymaniye'de Türk askerine yapılan askeri etik dışı muamele sadece TSK'yı değil, Türk halkını derinden yaraladı. PKK'nın Kuzey Irak'ta barındırılması, Amerika'nın geçmişte bu örgüte yardım ettiği yolundaki kanıtlanmamış iddiaları güçlendirdi.  Şimdi bunlara ilaveten, Türkmenlerin haklarının hiçe sayılması ve böylece Kürtlere bağımsızlık yolunun açılmasının çok olumsuz etki yaptığı yadsınamaz. Türkiye gibi Batı'yı tek parça olarak algılamaya alışmış bir ülkede, Amerika ve AB'nin Türkiye aleyhine bu politikaları, birbiriyle etkileşim halinde kamuoyunda ağır tahribat yapıyor. (Editörün notu: AB-D'nin gerçek yüzü halk tarafından görüldükçe Batılı efendilerinin desteğiyle sermaye-devlet-hükümet ekseninde 50 yıldır halkı sömürerek palazlananları aldı bir telaş. Batılı efendilerinden eski "danışıklı dövüş" günlerinin devamı için azıcık taviz bekliyorlar. Fakat yıllardır halkın verdikleriyle Batı'nın kuklalığını yapanlar şu tarihsel gerçeği iyi bilsinler; "Batı ilk önce kendi işbirlikçisini satar". Efendilerinden biraz daha taviz istemeleri kaçınılmaz sonu değiştirmeyecek.) acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadabuscopan link buscopan pluscialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

İki ülke arasındaki ilişkilerin krize girme eğilimi göstermesinin bir nedeni de karşılıklı yanlış anlamalar olabilir.
Amerikalı diplomatlar Türk basınının ve kamuoyu odaklarının 'komplo' teorilerine aşırı ağırlık vermesinden şikâyetçiler. Gerçekten de ülkemizde Amerika'nın, Irak'a demokrasi getirmekten çok Irak petrollerini kontrol etmeyi, İslam'ı yıkmayı, Irak'ı üçe bölmeyi, PKK'yı bize karşı kullanmayı, Türkmenleri yok sayıp Kerkük'ü Kürtlere bırakmayı ve böylece devlet kuracak Kürtlerin Türkiye'yi de bölmelerini amaçladığı ileri sürülüyor. Amerikalı ilgililer, Irak'a ilişkin niyetlerinin böyle yanlış yorumlanmasının ilişkilerimizi ciddi biçimde bozduğunu söylüyorlar.
Türkler, tarihi nedenlerle, yabancıların dış politika emellerinden, diğer bazı milletlere göre daha kuşkulu olabilirler. Bazıları bunu paranoya ya da komplo teorisi olarak nitelendiriyor. Ancak büyük gücün politikasının diğer ülkelerde kuşku ve korkuları harekete geçirmesi zaten doğal. Bu korkulara büyük gücün niyetinden ziyade zarar verme potansiyeli yol açıyor. Büyük gücün çıkarı veya amacı için başka ülkelere zarar vermekten çekinmediği görüşü pek de yanlış sayılmaz.
Ama bu kuşkular aynı zamanda büyük güçlerin politikalarından da kaynaklanıyor. Türkiye'nin bu politikalardan rahatsızlığı kabaca son beş yıldır büyük artış gösterdi. Annan Planı, Rumların geçmişte ezdiği Kıbrıs Türklerini yeterince korumadığı halde, büyük bir propaganda faaliyetiyle kabul ettirildi. Kıbrıs Türkleri referandumda evet dedikleri halde yine de ambargolardan kurtulamadılar. Rumlar AB üyesi oldular ve Türkiye'nin AB üyeliğini rehin aldılar.
Buna AB bir şey yapmadığı gibi, Türkiye'nin Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımasını ve böylece Rumların haksız dayatmalarını kabul etmesini istiyor. Bu tutum Müslüman Türklere karşı Hıristiyan Rumların tercih edildiği şeklinde algılanmaya müsait.
AB'de önemli ülkeler ve kesimler, açık bir küçümsemeyle, bir yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerini sorguluyorlar, öte yandan da din ve kültür olarak Avrupa uygarlığına ait olmadığı savıyla Türkiye'yi AB'den dışlamak istiyorlar.
Türkiye'ye, işlemediği bir soykırımı kabul etmesi için yıllardır baskı yapılıyor. Söz konusu olaylarda daha fazla Müslüman'ın öldüğü göz önüne
alınmadan yapılan bu ithamlar da, Ermenilerle Hıristiyan dayanışması olarak görülüyor.
Başkan Bush'un Irak'a askeri müdahalesi sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada tepki uyandırdı ve gerek amaçları gerekse savaşın cereyanı açısından alabildiğine eleştirildi. Savaşın meşruiyetten yoksun olduğu, kanıtlanmayan gerekçelere dayandırıldığı ve demokrasinin silahla yerleştirilemeyeceği savunuldu. Irak'ın ardından sıranın diğer
Müslüman ülkelere geleceği korkusu yayıldı.
Türkiye'nin yanı başında vuku bulan bu savaşta, Müslüman Türk halkının en azından bir bölümü kendisini Iraklılarla din temelinde özdeşleştirip,
Ebu Ghraib ve Felluca'da olanlara isyan etti. Süleymaniye'de Türk askerine yapılan askeri etik dışı muamele sadece TSK'yı değil, Türk halkını derinden yaraladı. PKK'nın Kuzey Irak'ta barındırılması, Amerika'nın geçmişte bu örgüte yardım ettiği yolundaki kanıtlanmamış iddiaları güçlendirdi.
Şimdi bunlara ilaveten, Türkmenlerin haklarının hiçe sayılması ve böylece Kürtlere bağımsızlık yolunun açılmasının çok olumsuz etki yaptığı yadsınamaz.
Türkiye gibi Batı'yı tek parça olarak algılamaya alışmış bir ülkede, Amerika ve AB'nin Türkiye aleyhine bu politikaları, birbiriyle etkileşim halinde kamuoyunda ağır tahribat yapıyor. Geçmişte kalması gereken Batı düşmanlığının ve Batı'dan korkuların su yüzüne çıkmasına yol açıyor.
Amerika'nın 1 Mart tezkeresinin Meclis'ten geçmemesi üzerine hissettiği hayal kırıklığını anlamak mümkün. Hatta buna gösterdiği tepkilerin bir kısmını makul karşılamak da gerekiyor. Ama bu tutumun biteceğine dair bir işaret olmadan sürmesi, Türkiye'de artık Amerika'nın niyetlerinin sorgulanmasına yol açmaya başlıyor.