Neden Kamu Girişimciliği - Erinç Yeldan
DİSK'in Bolu'da düzenlediği "Türkiye Solunun Geleceği" konferansında yoğun olarak tartışılan konulardan birisi de "emek hareketinin özelleştirmeler ve kamu girişimciliğinin geliştirilmesi ikilemi karşısındaki somut tavrının ne olması gerektiği" sorusu idi. Emeğin kazanımlarını ve ulusal bağımsızlığımızı gözeten sol eksenli bir dünya görüşünün neden özelleştirmelere karşı ve kamu girişimciliğini geliştirmekten yana olması gerektiği konusunu bu yazıda tartışmaya açmak arzusundayım.escitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon
-Emekten ve ulusal bağımsızlıktan yana olan bir siyasi hareket, sağlık, eğitim, teknoloji, iletişim, tarım, finans ve bankacılık gibi ulusal ekonominin kilit stratejik sektörlerinde ucuz ve sürekli hizmet ve sınai girdi üretmek ve vatandaşlarına gıda güvenliği sağlamak zorundadır. Bu amaçla piyasanın anarşik ve gelir dağılımını bozucu yapısının denetim altına alınması için sosyal fayda-sosyal maliyet ilkesine göre kamusal hizmet üretimi anlayışının ön plana çıkartılması, özellikle Türkiye gibi kapitalist dünyanın azgelişmiş çevresinde yer alan ülkelerde, kaçınılmaz bir gereklilik olarak gözükmektedir.
-Gerek bölgelerarası eşitsizliklerin giderilmesi, gerekse görece geri kalmış bölgelerde istihdamın ve gelirin arttırılması için sosyal fayda ilkesiyle çalışan kamu işletmelerine duyulan ihtiyaç kaçınılmazdır. İster yerli, ister yabancı olsun, özel sermaye şirketleri, doğaları gereği, piyasa fiyatlarının belirlediği kar ve maliyet hesaplarına göre çalışmaktadır. Dolayısıyla, bir özel sermaye grubunun, örneğin bir Doğu ilimizde yatırım yaparak üretimde bulunması, piyasa fiyatlarının muhasebe yöntemlerinde zarar edeceği gerekçesiyle söz konusu olmayabilir. Oysa bölgesel kalkınma ve bölgesel gelirin arttırılması açısından sosyal faydanın yüksek olduğu böylesi durumlarda kamu işletmeciliğinin geliştirilerek sürdürülmesi gerekli olabilir. Toplumsal açıdan yapılması gereken bu tür bir sosyal fayda-sosyal maliyet hesabının, piyasa fiyatlarında yanıltıcı ya da eksik olabileceği olgusu iktisat yazınının "piyasa tökezlemesi" başlığı altında sürdürdüğü geleneksel öğretileri arasındadır.
-Neoliberal ideolojik hegemonyanın sürekli olarak işlediği söylemlerden birisi "kamu işletmelerinin siyasilerin rant dağıtma aracı olarak işlev gördüğü ve yozlaşmaya yol açtığıdır. Dolayısıyla, "devlet ekonominin her alanında küçültülmelidir". Bu argümanın temel yanlışı kamu işletmeciliğini bir bütün olarak siyasi ranta ve yozlaşmaya açık olarak nitelendirirken özel sermaye işletmelerinin en rasyonel, iktisadi olarak en akılcı ve verimli olarak çalışacağı varsayımlarını yapmasıdır. Oysa özel sermaye gruplarının, medya ve finans sektörlerindeki tekelci güçlerini de arkalarına alarak, siyasi çevrelerle yozlaşmaya açık rant ilişkileri içine girmeleri ve kendi sermaye grupları için -çoğunlukla ulusal bağımsızlığımızı da hiçe sayarak- imtiyaz peşinde olmaları son derece sık rastlanan bir durumdur. Sermaye sınıfının siyasi rant peşinde koşması ve kendisine ayrıcalık sağlaması olgusu doğrudan doğruya kapitalist sistemin doğal bir karakteristiğidir. İşletmelerin özel mülkiyette olması bu olguyu değiştirmeyecek, tersine kamunun denetim ve yönlendirilmesinden uzak olan tekelci bir piyasanın tüm yıkıcı ve anarşi k özelliklerini daha da keskinleştirecektir.
Neoliberal ideoloji, özelleştirmeleri biryandan da "doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekmek" söylemi altında dayatmaktadır. Bir fetiş haline dönüştürülen "yabancı sermaye" kavramının gerçek niteliğini ise gelecek haftaki yazımda ele almak arzusundayım.