Ekonomi19 Ekim 2005 00:00

“Türkiye’yi Pazarlama” Ekonomisini Uygulayanlar – Uygulatanlar, İşte Eseriniz: Sistem Rantiye Yaratıyor ; Üniversiteler İşsiz yetiştiriyor; Nüfusun yüzde 20si Yoksul…

24 Ocak 1980 kararları ve bu kararların toplumsal muhalefeti bastırarak rahatça uygulanmasını sağlayan 12 Eylül  darbesinden sonra, Türkiye’yi “pazarlamacı” iktidarlar yönetiyor. İşte pazarlamacıların eseri :   Üniversiteler işsiz yetiştiriyor, Sistem, rantiye yaratıyor , Türkiye'de 900 bin kişi aç , nüfusun yüzde 20'si yoksul, Türk Milleti zor beslenirken mutlu azınlık alışverişte: Emlağa katrilyonlar aktı... Türkiye genelinde çocuk kaçırma olaylarında son aylarda bir artış gözleniyor. Polis, bazı fidyecilerin de kredi kartı borcunu ödemek amacıyla çocuk kaçırdığını söyledi.cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Cumhuriyet 17.10.2005

 

Türkiye'de ihtiyaç duyulan meslekler dikkate alınmadan, siyasi kaygılarla, plansızca üniversite açılıyor

 

Üniversiteler işsiz yetiştiriyor

 

BARIŞ DOSTER/ TARKAN TEMUR

Türk eğitim sistemi, işsiz üniversite mezunları üretiyor.

Buna karşın Türkiye'de ihtiyaç duyulan meslekler dikkate alınmadan, siyasi kaygılarla, plansızca üniversite açılıyor. Son olarak sayıları 83'ü bulan üniversitelerin bilimsel niteliği tartışıladursun, her yıl mezun olan yaklaşık 230 bin öğrenci işsizler ordusuna katılıyor.

Bir yanda temel eğitimi bile almamış kitleler, diğer yanda iyi eğitim almalarına karşın mesleklerini yapamayan, ''eğitimli işsizler ordusu'' haline gelen ve nitelikli işgücünü oluşturan üniversite mezunu gençler... İşsizlik, eğitimli kitle üzerine; özgüven, performans, sadakat, motivasyon gibi başarılı bir iş yaşamına ilişkin tüm değerleri de erozyona uğratarak kâbus gibi çöküyor. ''Büyüyen ekonomiye karşın daralan istihdam'' çarpıklığı, bedeli ağır ödenecek ''sosyal bir yaraya dönüşerek'' Türkiye'nin geleceğini karartıyor.

 

Her yüz dolar, bir fabrika kapatıyor

 

Makroekonomik göstergelerde görülen olumlu gelişmeler ve hızlı büyüme geçen yıl da istihdama yansımadı. Ekonomik göstergelerdeki iyileşmeye karşın işsizlik oranı 2004 yılında sadece binde 2 geriledi. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre lisans ve önlisans eğitimi alarak nitelikli işgücü oluşturmalarına karşın işsiz olan erkeklerin sayısı 2000 yılında 80 bin kişi olarak belirlenirken bu sayı 2004 yılında iki katını da aşarak 173 bine yükseldi. Üniversite eğitimi almış kadınlarda ise 2000 yılında 63 bin olan işsizlik, 2004 yılında 144 bine ulaştı. Türkiye'de pek çok büyük şirketin, üretim yaparak, istihdam yaratarak, vergi ödeyerek, ihracat yaparak değil, rant, repo, faiz üzerinden para kazanması yıllardır eleştiriliyor.

 

DİE'nin istatistiği

 

Ankara Ticaret Odası'nın hazırladığı ''Geleceğe Silgi: Eğitimli Küskünler Dosyası'' raporu ise DİE'nin istatistiklerinden daha çarpıcı bir tablo çiziyor. 2001 krizinde 1 milyondan fazla işini kaybeden beyaz yakalıya her yıl on binlerce yeni mezun olmuş üniversite eğitimli genç ekleniyor. En gözde meslek sahiplerinden biri olan doktorlar dahi artık işsizlik tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor.

 

18 bin veteriner hekimin 3 bini işsiz

 

Türkiye'de veteriner hekimler arasında da işsizlik ciddi bir sorun oluşturuyor. Yaklaşık 18 bin veteriner hekimin 3 bininin işsiz, 6 bininin de mesleklerinin dışında işlerle uğraşmasına karşın sayısı 20'yi bulan veteriner fakültelerinden her yıl 1200 veteriner hekim mezun oluyor. 1969 yılına kadar ziraat fakültesi sayısı 4 iken bugün bu sayı 27'ye ulaştı. Ancak bu fakültelerin birçoğu siyasi rant amacı ile açıldı.

 

Sonuçta da işsiz ziraat mühendisleri ordusu yaratıldı. Ülke genelinde 35 bin ziraat mühendisi, binlerce kimyager, fizik, biyoloji, matematik, felsefe, sosyoloji, tarih, psikoloji bölümü mezunu ile kimya mühendisi, fizik mühendisi, jeofizik mühendisi, çevre mühendisi ve peyzaj mimarı da işsizler arasında. Üniversite eğitiminden sonra bir iş sahibi olanların çoğu ise öğretmenlik yapıyor. 2001 krizinde her 8 mühendis ve mimardan 1'inin işsiz kaldığı, işsiz mühendis ve mimar sayısının 50 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

 

İSTİHDAMA İLİŞKİN RAKAMLAR GÜVENİLİR DEĞİL

 

Somçağ: Gerçekler perdeleniyor

 

Ekonomist Selim Somçağ , istihdamla ilgili DİE verileri bir anket çalışmasına dayandığı için gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

DİE'nin son yıllarda büyümeye ilişkin olarak kendi içinde çelişkili rakamlar verdiğini anımsatan Somçağ, ''Bu kurum siyasi baskı altında olduğu için istihdama ilişkin rakamları güvenilir değil. Üstelik açıkladığı rakamlar, makroekonomik verilerle de uyumlu değil. DİE'nin açıkladığı ve istihdama ilişkin bilgi veren daha güvenilir veriler var. Mesela imalat sanayiinde ortalama çalışan endeksi bunlardan biri. Çünkü bu sayılar anket değil gerçek. Çalışanların kazancında dörtte bir oranında azalma var. Bu müthiş bir yoksullaşma. Gerçekte hem istihdam azalıyor, yani işsizlik artıyor hem de çalışanların ücretleri azalıyor. Fakat medya ve DİE, gerçek bilgileri perdeliyor, anketleri öne çıkarıyorlar.''

 

Sistem, rantiye yaratıyor

 

Pek çok üniversite mezunu alanları ile ilgili iş bulamama kaygısıyla asıl mesleklerinin dışında bir alanda çalışmak zorunda kalıyor. Elektrik ve elektronik teknisyenleri arasında asıl mesleğini yapma oranı yüzde 48.6, inşaat mühendisleri arasında yüzde 65.3, elektrik ve elektronik mühendisleri arasında 61.2, makine mühendisleri arasında yüzde 59.3, orman mühendisleri ve ziraat mühendisleri arasında yüzde 38.

 

Üniversite mezunu pazarcılar

 

Üniversite mezunu işsiz gençler, semt pazarlarında ya da sosyete pazarlarında açtıkları tezgâhlarda çalışarak veya işportacılık yaparak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Semt pazarlarında üniversite mezunlarının sayısı yüzde 30'u bulurken İstanbul Bahçeşehir Belediyesi'nin yaptığı araştırmaya göre sosyete pazarlarında bu oran yüzde 80'e ulaşıyor. İşsiz üniversite mezunları ''İşsiz Mühendisler Derneği'' , ''İşsiz Ziraat Mühendisleri Derneği'' adıyla kurdukları derneklerle sorunlarına çözüm arıyor. Türkiye'de 26 şubesi bulunan İşsizler Derneği'nin üyelerinin yüzde 70'ini üniversite mezunları oluşturuyor. Bunlar arasında makine mühendisleri, veterinerler ve ziraat mühendisleri çoğunluğu oluşturuyor. Türkiye'de pek çok büyük şirketin, üretim yaparak, istihdam yaratarak, vergi ödeyerek, ihracat yaparak değil, rant, repo, faiz üzerinden para kazanması yıllardır eleştiriliyor. Bir işadamı örgütü olan Ankara Ticaret Odası'nın raporları da bu gerçeğe dikkat çekiyor.

 

Her bir dolar bir işsiz yaratıyor

 

ATO, spekülatörlerin dünyanın hiçbir ülkesinde kazanamayacakları parayı Türkiye'de kazandıklarını vurguluyor. Rant için Türkiye'ye giren her 1 dolar, ülkemizde 1 kişiyi işsiz bırakıyor. Her 100 dolar, bir fabrika kapatıyor. Her 1000 dolar, yeni bir krize davetiye çıkarıyor. Türkiye'de 30 bine yakın, rant geliri elde eden kişi var. Ayrıca yüklü miktarlarda parayla gelip Türkiye'de rant oyunu oynayan kesimler de var.

Ülkemizin yaşadığı bir diğer acı durum da, yabancı sermayenin yeni yatırım yapmaktan çok, var olan, kurulu Türk işletmelerini satın alması. Yabancı sermaye özelleştirmeler yoluyla en kârlı ve stratejik nitelikteki kamu kuruluşlarını, ekonomik krizler sonrasında da değeri düşen önemli Türk şirketlerini alıyor. Uzmanlar bunun da istihdamı olumsuz etkileyeceği uyarısı yapıyorlar.

 

Türkiye'de 900 bin kişi aç

 

Ziraatçılar Derneği Başkanı Yetkin, yoksulluğun giderek yaygınlaştığı ülkede IMF politikaları sonucu, her üç kişiden birinin yetersiz beslendiğini vurguladı

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin , Türkiye'de yaklaşık 900 bin kişinin uluslararası ölçülere göre ''aç'' olduğunu, her üç insandan birinin ise yetersiz beslendiğini bildirdi. Yetkin, ''IMF politikalarının sonucu 20 milyondan fazla insanımız beslenemiyor, ucuz ne bulursa karnını onunla dolduruyor'' dedi. 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Yetkin, Dünya Gıda Örgütü'nün raporuna göre, dünyada 1 milyarın üzerinde insanın açlık çektiğini, bunların tamamına yakınında ise açlık tehdidinin süreklilik arz ettiğini kaydetti. Türkiye'de de açlığın giderek yaygınlaştığını belirten Yetkin, ülkemizde yaklaşık 900 bin kişinin uluslararası ölçülere göre aç, her 3 insandan birinin de yoksul olduğunu, dolayısıyla yetersiz beslendiğini ifade etti. Çiftçilerin büyük bölümünün de açlık sınırının altında mücadele verdiğinin altını çizen İbrahim Yetkin, sürekli yoksullaşan üreticinin yaşamını sürdürebilmek için en ucuz şekilde nasıl üreteceğini düşündüğü dile getirdi. Yetkin, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: ''Toplumun yetersiz beslenen büyük bir bölümü, tükettiği gıdalarda yalnızca ucuzluk kriteri arıyor. Bu durum, gıda piyasasında her türlü kaçak ve sahte ürüne avantaj sağlıyor. Yağ olmayan yağ, bal olmayan bal, bozuk ya da hastalıklı et, hormonla şişirilmiş gıdalar yiyoruz. IMF politikalarının sonucu 20 milyondan fazla insanımız beslenemiyor, ucuz ne bulursa karnını onunla dolduruyor.'' Yetkin, Türkiye'de yıllardır kanayan bir yara olan gıda denetimi konusunun yetki açısından çözüme kavuşturulmuşken, 2004 yılında yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ile kargaşa döneminin başladığını savundu.

 

CHP'NİN RAPORU: KRİZ İŞSİZLERİ YOL ARIYOR

 

Krizlerin yaraları sarılamadı

10 milyonu aşkın yurttaşın işsiz olduğu Türkiye'de, son büyük işsizlik dalgası, 2000 ve 2001 yıllarındaki kasım ve şubat krizlerinde yaşandı. 2001 yılında dünya ekonomisi ortalama yüzde 1.7 büyürken Türk ekonomisi İkinci Dünya Savaşı sonrasının en büyük çöküşünü yaşadı ve GSMH yüzde 9.4 küçüldü. 2001 yılında 54 bin 779 şirket kuruldu, 26 bin 990 şirket kapandı.

CHP'nin hazırladığı ''Kriz İşsizleri Yol Arıyor'' başlıklı rapora göre, kriz işsizlerinin üçte ikisi, lise ve lise üstü öğrenim görmüş, 35 yaş altı nüfustan oluşuyor. Kriz işsizleri sorunu, toplumun işleyişini temelinden sarstı. Aileler dağıldı, boşanmalar arttı, çocukların eğitimi aksadı, ruh sağlığını yitirenlerin, intihar etme eğlimi içinde olanların, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılarının sayısında belirgin artış oldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin, Dünya Bankası'nın, değişik araştırma kuruluşlarının çalışmalarına göre, sadece nitelikli işsizlerin sayısı 2001 krizi sonrasında 1 milyondan fazla arttı.

 


http://www.milliyet.com.tr/2005/10/17/son/soneko12.html


Nüfusun yüzde 20'si yoksul, yüzde 58'i yoksulluğa kırılgan


      Dünya Bankası’nın raporuna göre Türkiye’de nüfusun yüzde 20’si günlük 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde yaşıyor. Yoksulluğa karşı kırılganlık ölçümü için kullanılan günlük 4.30 dolarlık kritere göre ise nüfusun yüzde 58’i yoksuluğa karşı kırılgan bulunuyor. Raporda, Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği ülkeleriyle yapılan karşılaştırmada Türkiye’nin orta düzeyde yoksulluğa sahip olduğu belirtildi.
      Dünya Bankası’nın, geçen hafta açıkladığı bir raporda Doğu Avrupa ve Eski Sovyetler Birliği’nde 1998-2003 yılları arasındaki yoksulluk ve eşitsizliklerin gelişimi üzerinde büyümenin etkileri incelendi. Türkiye de raporda Kolombiya ve Vietnam’la birlikte söz konusu ülkelerle karşılaştırılan ülke olarak yer aldı. Raporda, Türkiye’nin ılımlı yoksulluğa sahip olduğu belirtildi.
      Satın alma gücüne göre Türkiye için de veri üretilirken, günlük 2.15 dolarlık ölçümle mutlak maddi yoksunluk ve 4-4.30 dolarlık ölçümle de yoksulluğa karşı kırılganlık düzeyleri ortaya konuldu.
     
     TÜRKİYE’DE YOKSULLUĞA KARŞI KIRILGANLIK YÜKSEK
      Raporda yer alan temel yoksulluk ve eşitsizlik değerlerine göre satın alma gücü temelinde günlük kişi başına 2.15 dolarla yaşayan nüfus oranı Türkiye için yüzde 20 olarak
      belirtildi. Bu oran üzerinden yapılan yoksulluk derinliği değeri Türkiye için 6, yoksulluğun şiddeti de 2 olarak saptandı. Aynı hesaplama günlük 4.30 dolar üzerinden yapıldığında Türkiye’de nüfusun yüzde 58’inin yoksulluğa karşı kırılgan konumda bulunduğu, buna göre yoksulluğun derinliğinin 23 olduğu, yoksulluğun şiddetinin de 12 olduğu hesaplandı. Türkiye’de günlük 2.15 dolarla yaşayanların en yüksek olduğu bölge nüfusun yüzde 39’uyla Güneydoğu Anadolu olarak belirlendi. En düşük yoksulluk oranı ise yüzde 8’le Ege Bölgesi için hesaplandı. Ankara ve İstanbul için yüzde 8 olarak hesaplanan günlük 2.15 doların altında yaşayan nüfusun oranı bütün şehirler için yüzde 18, kırsal bölgeler için yüzde 24 olarak belirlendi. Günlük 4.30 dolar üzerinden yapılan yoksulluk hesaplamasında ise Türkiye’de Ankara, İstanbul ve bazı kırsal bölgeler için oranın yüzde 34, bütün şehirler için yüzde 52, kırsal alan için yüzde 67 olduğu kaydedildi. Bu kritere göre Türkiye’de yoksulluğun en yoğun olduğu bölge yüzde 77 oranıyla Doğu Anadolu, en düşük olduğu bölge yine yüzde 41 oranıyla Ege olarak belirlendi. 100 ÇOCUĞUN 29’U YOKSUL Raporda, Türkiye’deki çocukların yüzde 29’unun, 17-65 yaş arasındaki yetişkinlerin yüzde 16’sının, 65 yaşın üstündeki yaşlıların yüzde 14’ünün, erkeklerin yüzde 14’ünün, kadınların da yüzde 16’sının günlük 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde olduğu ifade edildi.
     
     ÇOK ÇOCUKLU AİLELERDE YOKSULLUK ARTIYOR
      Raporda, çocuk sayısına göre ailelerin yoksulluk düzeyleri de ortaya konuldu. Buna göre hiç çocuğu olmayan ailelerin yüzde 5’i, bir ya da iki çocuklu ailelerin yüzde 12’si, 3 çocuklu ailelerin yüzde 41’i 2.15 dolarlık yoksulluk
      sınırı içinde bulunuyor.
     
     HER 100 YOKSULUN’UN 49’U YETİŞKİN
      Rapora göre Türkiye’de 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde olan her 100 kişiden 47’sini çocuklar, 49’unu yetişkinler, 4’ünü yaşlılar oluşturuyor. Yoksulların yarısının 3 çocuk
      sahibi olduğu, 100 yoksuldan 38’inin bir ya da iki çocuklu aile olduğu, 12’sinin de çocuğu olmayan ailelerden oluştuğu belirlendi. Yoksullukla eğitimsizlik arasındaki bağlantıyı da ortaya çıkaran raporda, Türkiye’de her 100 yoksuldan 33’ünün ilkokulu bitirmediği, 60’ının ilkokul mezunu, 5’inin de orta öğretim mezunu olduğu bildirildi. Türkiye’deki her 100 yoksuldan 1’inin mesleki eğitim anlamında özel bir orta öğrenimini tamamladığı saptandı.
     
     ÜCRETLİLERİN YÜZDE 12’Sİ YOKSUL
      Raporda 15 yaşın üzerinde olup ücretli çalışanların yüzde 12’sinin, serbest meslek sahiplerinin yüzde 21’inin,
      işsizlerin yüzde 13’ünün, emeklilerin yüzde 5’inin, öğrencilerin yüzde 11’inin, çalışmayan ancak çalışma yaşında olanların yüzde 18’inin günlük 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde bulunduğu belirlendi. Türkiye’deki 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde olan nüfusun yüzde 18’inin ücretli, yüzde 37’sinin serbest meslek sahibi, yüzde 1’inin işsiz, yüzde 2’sinin emekli, yüzde 4’ünün öğrenci, yüzde 39’unun ise aktif olmayan çalışma yaşında olan kişilerden oluştuğu belirlendi.
     
     TÜKETİMDE GIDAYA EN AZ PAY AYIRAN ÜLKE
      Satın alma gücüne göre oluşturulan tüketim kalıpları tablosuna göre Türkiye’de tüketimin yüzde 38.8’ini yiyecek, içki ve sigara tüketimi, yüzde 14.2’sini kamu hizmetleri, yüzde 12.9’unu ulaşım ve iletişim, yüzde 6.9’unu giyim, yüzde 6.3’ünü eğitim ve yüzde 4.6’sını mobilya harcamaları olarak
      gerçekleştiriliyor. Türkiye, karşılaştırma yapılan 24 ülke arasında Macaristan’dan sonra harcamalarının en az bölümünü gıdaya ayıran ülke olma özelliğiyle dikkat çekerken, eğitime yaptığı harcama açısından ise 9’uncu sırada geliyor. Ulaşım ve iletişim için yaptığı harcamanın tüketim içindeki payına bakıldığında Türkiye 6’ıncı sırada yer alıyor.

 

http://www.milliyet.com.tr/2005/10/17/son/soneko09.html


Emlağa katrilyonlar aktı...


      Türkan Al / AA

Gayrimenkul piyasasındaki canlılık bütün hızıyla sürüyor. Ocak-Eylül döneminde aralarında Ankara, İstanbul ve İzmir'in de bulunduğu 15 büyük ilde 571 bin 695 adet emlak satıldı ve tapuda bunların satış değeri 21.6 katrilyon lira olarak yer aldı.
      Tapu ve Kadastro Genel Müdürü M. Zeki Adlı'dan alınan bilgiye göre, 2003 yılının ilk 9 ayında 391 bin 675 gayrimenkulün satıldığı Türkiye'de, 2004 yılının aynı döneminde bu sayı 495 bin 674 olarak belirlendi. Bu yılın ilk 9 ayında ise gayrimenkul satışları 571 bin 695'e ulaştı.
      Bu şekilde 2005'in 9 ayında satılan emlak sayısı, 2003 yılının aynı dönemine göre yüzde 46, 2004 yılına göre de yüzde 15.3 artış gösterdi.
      Bankadan konut kredisi alarak konut edinilmesi ya da diğer nedenlerle bu yılın 9 ayında, 208 bin 608 gayrimenkul için de ipotek işleminde bulunuldu. 2003 yılının aynı döneminde 50 bin 762, 2004 yılında ise 127 bin 203 olan ipotek tesis ettirilen emlak sayısı, 2005'de 2003'e göre yüzde 311, 2004'e göre de yüzde 64 oranında arttı.
     
     KONUTA YATAN PARADA REKOR ARTIŞ

      Tapu kayıtlarına göre, Ocak-Eylül dönemi itibariyle, Türkiye'de 2003 yılında 6 katrilyon 317 trilyon 123 milyar lira, 2004 yılında ise 8 katrilyon 11 trilyon 599 milyar liralık emlak satıldı.
      2005 yılının 9 ayında ise emlağa yatırılan para adeta patladı ve 21 katrilyon 645 trilyon 867 milyar liraya ulaştı.
      Böylece, 2005 yılında gayrimenkule giden para, 2004 yılına göre yüzde 170.2, 2003 yılına göre ise yüzde 242.7 artış gösterdi.
      Bu arada, emlak alım satımı sırasında, düşük vergi ve harç ödemek için satış değerlerinin genellikle gerçek rakamın altında tutulduğu gözönüne alındığında, Türkiye'de gayrimenkul için vatandaşın cebinden çıkan paranın çok daha yüksek tutarlara ulaştığına da dikkat çekiliyor.
      2003 yılının 9 ayında 3 katrilyon 733 trilyon 467 milyar lira, 2004 yılında ise 8 katrilyon 261 trilyon 193 milyar lira olan ipotek işlem değeri de, bu yılın 9 ayında 20 katrilyon 243 trilyon 610 milyar liraya yükseldi.
      Bu şekilde ipotek işlem değerinde de, 2003'e göre yüzde 442.2, 2004 yılına göre ise yüzde 145 oranında artış kaydedildi.
     
     EMLAK, İSTANBUL'DA YOK SATIYOR

      Tapu kayıtlarında, gayrimenkul piyasasının en canlı olduğu kent İstanbul olarak belirleniyor. Bu kentte, üretilenlerin yanı sıra, üretilecek emlaklar bile adeta yok satıyor.
      Trilyonluk konutların daha proje aşamasında tükendiği İstanbul'da, yılın 9 ayında satılan emlak sayısı 154 bin 146 oldu. İstanbul'da bir önceki yılın aynı dönemine göre 21 bin 706 adet daha fazla gayrimenkul satılırken, ipotekli gayrimenkul sayısındaki artış ise 27 bin 447'yi buldu. 2005 yılında Eylül sonu itibariyle İstanbul'da ipotek işlemi tesis ettirilen emlak sayısı, 56 bin 58 olarak tespit edildi.
      Eylül sonu itibariyle Ankara'da satılan gayrimenkul adedi 110 bin, bunların satış değeri 6 katrilyon 569 trilyon lira olarak hesaplanırken, ipotek sayısı 37 bin 871, ipotek işlem değeri de 2 katrilyon 500 trilyon 789 milyar lira oldu.
      İzmir'de de bu dönemde 59 bin 163 adet gayrimenkul satış yoluyla el değiştirdi. Bunların tapudaki satış değeri de 1 katrilyon 568 trilyon 966 milyar lirayı buldu.
      Özellikle yabancıların gözdesi Antalya'da ise 9 ayda satılan 36 bin 855 adet emlak, alıcılara 2 katrilyon 811 trilyon liraya mal oldu.
     
     EMLAK SATIŞLARI

      Tapu kayıtlarına göre 2004 ve 2005 yıllarında Ocak-Eylül dönemlerinde, büyük şehirlerde satılan emlak sayısı ile bunların tapuya bildirilen satış değerleri şöyle:
      İLLER SATIŞ ADEDİ
2004 - 2005 SATIŞ DEĞERİ
2004 - 2005 İstanbul 132.440 - 154.146 4.321.802.9 - 9.465.403.1 Ankara 85.592 - 110.000 4.047.937.2 - 6.569.000.0 İzmir 57.411 - 59.163 1.124.099.3 - 1.568.966.5 Antalya 31.498 - 36.855 542.963.8 - 2.811.000.0 Bursa 30.711 - 34.300 392.488.3 - 614.149.4 Adana 22.726 - 30.911 310.585.4 - 480.000.0 Konya 30.134 - 29.776 303.965.3 - 910.485.3 Mersin 25.336 - 27.198 289.156.9 - 393.850.0 Kayseri 16.452 - 18.446 184.242.5 - 1.568.966.5 Denizli 16.325 - 17.002 167.475.9 - 221.695.1 Eskişehir 13.182 - 15.891 158.455.9 - 2.173.177.3 Samsun 14.497 - 15.194 141.882.9 - 179.899.4 Diyarbakır 10.499 - 12.040 156.533.4 - 107.219.9 Trabzon 3.693 - 5.508 47.074.6 - 80.500.0 Erzurum 4.818 - 5.265 24.753.7 - 34.418.0

 

http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=133339

 

Türkiye'de çocuk kaçırma olayları arttı


18 Ekim, 2005 17:27:00 (TSİ)

      

Türkiye genelinde son aylarda çocuk kaçırma olayları arttı

Türkiye genelinde çocuk kaçırma olaylarında son aylarda bir artış gözleniyor. Polis, fidyecilerin çoğunun ilk kez çocuk kaçırdığına dikkat çekiyor.

Polis, bazı fidyecilerin de kredi kartı borcunu ödemek amacıyla çocuk kaçırdığını söyledi.
 
Türkiye'de son bir ayda fidye için kaçırılan çocuklardan bazıları şöyle sıralandı:
 

  Sultan, 9 yaşında

  Yusuf,  6 yaşında

  Mikail, 8 yaşında

  İsa, 14 yaşında

  Serdar, 13 yaşında

  Ufuk, 17 yaşında
 
Polis, çocuğu fidye için kaçırılan bazı ailelerin maddi durumunun istenen rakamları karşılamaya yeterli olmadığını vurguladı. 
 
Haber alınamayan çocuklar
 
Ufuk, İstanbul - Üsküdar'da kaçırıldı
17 yaşındaki Ufuk İstanbul Üsküdar'da okuduğu lisenin önünden kaçırıldı. Öğretmen babası, "fidye için kaçırdılarsa ödememiz mümkün değil, varlıklı bir aile değiliz" dedi.  
 
Sultan, Tokat - Zile'de kaçırıldı
Tokat'ın Zile ilçesinde yaşayan 9 yaşındaki Sultan okulda teneffüste ortadan kayboldu. 18 gündür haber alınamayan Sultan'ın işsiz olan babası, diğer altı çocuğuna gündelik işlerden kazandığı parayla bakmaya çalışıyor. 
 
İsa, Çanakkale'de kaçırıldı
14 yaşındaki İsa Çanakkale'de kaçırıldı. Ailesinden 50 bin YTL isteyen fidyeciler İsa'yı öldürdü. Polis zanlıları yakaladı.
 
Fidyecilerin elinden kurtarılan çocuklar
 
Mikail, Hatay'da kaçırıldı
Fidyecilerin elinden kurtarılan çocuklar da yok değil. Hataylı 8 yaşındaki Mikail'in hikayesi mutlu sonla bitti. Mikail'in varlıklı olan ailesi, istenen 50 bin doların 30 binini ödedi, oğluna kavuştu. Fidyeciler kalan 20 bin doları almak için aileyle temasa geçince polis tarafından yakalandı.
 
Yusuf, Afyonkarahisar'da kaçırıldı
Afyonkarahisar'da 6 yaşındaki Yusuf'u kaçıran zanlılar, fidye istemek için aileyi telefonla aradı. Ancak bu işi yaparken ev telefonundan çocuğun babasının cep telefonunu arayınca, polis çıkan numaradan adresi belirledi ve acemi fidyecileri yakaladı.
 
Serdar, İzmir'de kaçırıldı 
İzmirli 13 yaşındaki Serdar'ı kaçıranların sonu da farklı olmadı. Serdar'ın ağabeyi, sıkı bir takiple kardeşini kurtardı. Üstelik 15 bin YTL fidye isteyen zanlı, Yusuf'u kredi kartı borcunu kapatmak için kaçırmıştı.    

Azeri uyruklu Salam, Manisa'da kaçırıldı
Manisa'nın Ahmetli ilçesinde okul dönüşünde kaçırıldığı belirtilen Azeri uyruklu Salam Kasımova'da Manisa ve Kütahya polisinin ortaklaşa operasyonuyla bulunarak ailesine teslim edildi. Zanlılar yakalandı.