AB18 Ekim 2005 00:00

Yeni Olasılıklar Koalisyonu – Ergin Yıldızoğlu

Almanya'da, Hıristiyan Demokratik Birlik (CDU)/ Hıristiyan Toplumsal Birlik (CSU) koalisyonunun ve CDU'nun lideri Merkel, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile kurmaya başladıkları hükümet için, umutla "yeni olasılıklar koalisyonu" nitelemesini kullandı (Der Spiegel, 10/10). Evet "Belki umut var" (Franz Kafka'nın bir sözünü ödünç alırsak) "ama Merkel ve bu koalisyon için değil". Bu koalisyon, arkasındaki güçler açısından, aslında bir çözümsüzlüğün ve başarısızlığın ürünü. Daha şimdiden yorumcular, ömrü üzerine spekülasyonlara başladılar. Ama esas önemli olan bu değil, uzun döneme ilişkin başka bir şey...coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis

İktidar olmak ya da olamamak...

Merkel "büyük koalisyonu" kurmakla kalmadı, şansölye olmayı da SPD'ye kabul ettirdi; acaba iktidar olabilmeyi de başarabilecek mi? Birçok yorumcuya göre Merkel'inki çok kırılgan bir başarı. Örneğin, başlangıçta, Merkel'in, tek başına kuracağı güçlü bir hükümetle, Fransa'dan uzaklaşarak, neo-liberal eğilimleri daha güçlü, ABD'ye daha yakın İngiltere'yle ve özellikle de Blair hükümetiyle ilişkileri, böylece Avrupa çapında neo-liberal mutabakatı güçlendirmesini bekleyen The Guardian, Merkel yeni hükümeti kurarken, başyazısına "belirsiz olasılıklar koalisyonu" başlığı koyuyordu (11/10).

Bütün seçim yatırımını, Merkel'in tek başına hükümet olarak, Almanya'da neo-liberal reformları hızlandırmasına, federal yapıyı merkezileştireceği ve ABD ile ilişkileri yeniden güçlendireceği olasılığına yapmış olan küreselleşmeci Alman büyük sermayesi, şimdi büyük bir düş kırıklığı yaşıyor. Bu kesimin sözcülerinden, Alman Marshall Fonu Berlin Ofisi direktörü Constanze Stelzenmueller, koalisyonun, en i fazla etkisiz bir "ara dönem çözümü" olacağını, "iki yıl yaşarsa şanlı sayılması gerektiğini" düşünüyor (Financial Times,11/10).

Bu belirsizliğin sanırım üç nedeni var. Birincisi, koalisyon bakanlıklarının dağılımında SPD'nin ağırlığı: SPD Başkanı Müntefering, yalnızca Şansölye yardımcısı olmakla kalmıyor, Toplumsal Sorunlar ve Çalışma Bakanlığı'nı da üstleniyor. Müntefering, hem parti içindeki sola kayışı hem de partiden ayrılanların kurduğu Sol Parti'nin nefesini sürekli ensesinde hissedecek. Böyle bir ortamda, Maliye, Dışişleri Uluslararası İşbirliği ve Gelişme (azgelişmiş ülkelerle ilişkiler), Kamu Sağlığı, Adalet bakanlıklarının da SPD'nin elinde olması, Merkel'in neo-liberal reformlar projesini hemen her aşamada yavaşlatacak. İkincisi, Alman devletinin federal ve bunu yansıtan iki meclisli yapısı: Üst meclis Bundesrat, federal hükümetlerin, daha çok kendi yerel sorunlarına ve yeniden seçilme kaygısına odaklanan temsilcilerinden oluşuyor.İşsizliğin 5 milyona ulaştığı bir ortamda, bu temsilcilerin, aşağı meclis Bundestag'ın yasama kararlarını durdurma olasılığı yüksek. Her iki mecliste iskemlelerin neredeyse eşit dağılmış olması da bir başka sorun. Üçüncüsü, koalisyonun iki tarafında da CSU lideri Stoiber ve SPD lideri Müntefering gibi Şansölye olma heveslileri var: Bu beyler, daha yeni hükümet açıklanmadan çenelerini açıverdiler. Der Sepiegel'e göre koalisyonun iki kanadının Merkel’den sonra en önemli bu iki ismi bu "Büyük koalisyonun özel doğasının, Şansölyenin otoritesini zayıflatacağında" anlaşıyorlar (13/10). Le Monde da "Şansölye Merkel'in otoritesinin, her iki parti içinde de, onu salt bir siyasi kukla gibi görmek isteyenler tarafından sorgulanacağını" düşünüyor (13/10), Süddeutsche Zeitung'a göre de koalisyona en büyük muhalefet bizzat koalisyonun içinde gelecek (12/10).

Özetle büyük koalisyon neo-liberal "reformlar", ABD-Almanya yakınlaşması, federal devletin merkezi yapısının güçlendirilmesi gibi beklentileri büyük olasılıkla yerine getiremeyecek. Eğer getirmek için ısrar ederse, hükümet dışında kalan partilerin, özellikle de sol partilerin, bugünkü toplumsal ruh hali değişmediği takdirde -ki değişmesi için şimdilik bir neden yok- daha da güçlenerek Almanya siyasi coğrafyasını değiştirmeye başlaması olasılığı yüksek.

Achtung! Reform, buraya kadar!

Seçim sonuçlarını yorumlayan yazımda (21/09), seçmenin çoğunluğunun neo-liberalizmini reddettiğini ve bu sonuçların da genelde yükselmekte olan bir muhalefet dalgasının (toplumsal sorunun) parçası olduğunu savunmuştum (21/09). Tabii, bunlar dünyayı hala(!) sınıf çelişkilerinin ve tarihin prizmasından gören bir solcunun hasta kafasının ürettiği halüsinasyonlar da olabilirdi...

Ne ki şimdi, muhafazakar, neo-liberal eğilimli yorumcuların da benzer bir noktaya geldiği görülüyor. Financial Times yardımcı editörlerinden Wolfgang Munchau, ilginç bir biçimde Fransa referandumu ve Almanya seçimlerinden sonra bir dönemin kapandığını ve "Avrupa'nın bir post-reform dönemine girdiğini" düşünüyor: "10 yıllık ekonomik reformlardan sonra, Almanlar yetti artık dediler." Munchau'ya göre "Schröder'in ekonomik reformlarının etkileri kısa dönemde güçlü bir biçimde olumsuz, uzun dönemde de en fazla zararsız". Dahası Munchau, "Böylece, Almanya, reform sürecinin durdurulmasının ekonomi açısından daha hayırlı olacağı bir noktaya geldi" diyor (09/10).

The Times'dan ekonomist Anatal Kaletski de benzer adüşünüyor: "Avrupa'nın üç büyük ulusu Almanya, Fransa ve İtalya aslında lidersiz kaldılar." Bunun nedeni de "bu ülkelerin seçmeninin reform programlarına oy vermekte istekli olmaması"... "Almanya seçimlerinin ve ondan önceki Fransa referandumunun ana teması, iş çevreleri ve siyasi seçkinler tarafından talep edilen ekonomik reform programının reddedilmesidir." Kaletski diyor ki; "İş çevreleri ve siyasi seçkinler Lizbon gündemine giderek daha çok kafayı takadursunlar seçmenler ellerinde olmadan, bu reformların, kendilerini daha güvenliksiz ve yoksul bıraktığının görüyorlar (13/10). Kaletski, Avrupa'yı Çin ve ABD karşısında bir güç yapmayı amaçlayan küreselleşme yanlısı iş çevreleri ve siyasi seçkinler açısından "Bu başansızlık bir felaket gibi görünebilir ama sıradan vatandaş için bu neden önemli olsun ki?" diyor ve ekliyor: "Bu bağlamda; ulusların kaderlerini, Brüksel'deki ya da Frankfurt'taki bürokratlar yerine, ulusal hükümetlerin ve seçmenin belirleyecek olmasının memnuniyetle karşılamalıyız..."

Her iki yazar da çözümlemelerini Almanya ve Fransa ile sınırlamıyor, son dönemde Avrupa çapında yükselmeye başlayan muhalefetle de ilişkilendiriyorlar. Fransa'da referandum, Almanya'da seçimler, Belçika'da genel grev, Fransa'da bir milyondan fazla işçinin katıldığı protesto gösterilerine, adeta, yeni bir dalgaya dikkat çekiyorlar.

İşte umut da burada yatıyor. Yeni dalga sol içinde yeni oluşumları da güçlendirerek ilerliyor. Latin Amerika'daki neo-liberalizme karşı muhalefet, ABD ve Avrupa'daki savaş karşıtı hareket bir yana, İngiltere'de RESPECT koalisyonu, Almanya'da Sol Parti, İtalya'da Rifondazione, "III. Yol" neo-liberalizminin iflas ederek geri çekilmeye başladığını, buna karşılık geleneksel (halkçı) reformizmin ve radikal solun, yeniden toparlanmakta olduğunu gösteriyor. Munchau da Almanya, Fransa ve Belçika'daki tepkilere bakarak "reform döneminin bittiğini" saptıyor. Öyleyse yine umut var gündemde...