Ekonomi17 Ekim 2005 00:00

Satın efendiler satın - Enver Şat

Başbakan diyor ki: “Benim görevim ülkeyi pazarlamak”. Neyi kime pazarlıyorlar? Pazarlama olayında bir satan taraf vardır, birde alan taraf vardır. Satan neyi satıyor, alan neyi alıyor? Satanlar bu ülkenin fedakâr halkının dişinden tırnağından artırarak yarattığı değerleri satıyorlar. Haberleşme ve bilişim sistemini satıyorlar. Enerji üretimini, dağıtımını ve iletimini satıyorlar. Demir-çelik tesislerini satıyorlar. Kıyıları ve ovaları, toprağı, toprağın altındakileri, rüzgârı ve suyu satıyorlar. Tarihi satıyorlar. Alanlar niçin alıyorlar? acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Kârlarına kâr katmak için.
Satanlar niçin satıyorlar?
İç ve dış borçları ödemek için deniyor. Aslında özelleştirme ulusal kaynakların birtakım yerli ve yabancı sermaye çevrelerine aktarılmasından başka bir şey değildir.
Yani özelleştirme, bir bakıma hortumlamanın ta kendisidir. İster yabancıya satın ister yerli anamalcılara. Değişen bir şey yok. Çünkü artık “ulusal sermaye” diye bir kavram sadece emperyalist ülkelerde geçerli. Bizim gibi ülkelerde sermaye; emperyalist sermayesinin eklentisi şeklinde devam etmektedir. Dolayısıyla özelleştirmeler en sonunda gene dönüp dolaşıp emperyalist sermayenin işine yarayacaktır.
Efendim, “Erdemir yabancıya gitmemişte OYAK’ın elinde, Tüpraş ise iyi ki Koç’un elinde kalmış. Ulusal değerler ‘ulusal sermaye’de(!) kalmışmış”.
Bunların hepsi safsatadır, kandırmacadır. Yabancı bir firma OYAK’a “sana şu kadar kâr veriyorum hisselerini bana devret” dese bu kuruluşun dayanma sınırı acaba kaç milyon dolarlık kâr olacaktır?
Aynı şey Koç veya diğerleri içinde geçerli…
Hiçbir özel sektör hayır kurumu değildir. Sermaye, sermaye sahibine fayda sağlamak için kullanılır. Sermaye toplumun elindeyse, bunun faydası topluma, özel sektördeyse faydası da özel sektöre olacaktır. Yalnız, şunu unutmamak gerekir. Eğer toplumcu bir iktidar ve devlet yapısı egemense, bu fayda toplumun yararına olur. Anamalcı sistemlerde ise, kamu elindeki işletmelerin kârı da gene birtakım yollarla anamalcılara aktarılmaktadır.
Bu tespite dayanan bazıları: “o zaman özelleştirmeye neden karşı çıkıyorsunuz ki? Zaten her durumda bu kuruluşlar anamalcılara hizmet ediyor” demektedirler.
İlk başta öyle görünebilir ama bu kuruluşların kamunun elinde kalması, ileride toplumcu bir iktidar gerçekleştirildiğinde, toplumcu ekonomi politikaların yaşama geçirilmesinde birer nüve olacaklardır. Oysa bugünkü KİT diye tanımlanan kuruluşların yerli ve yabancı sermayenin eline geçmesi, toplumcu bir iktidarın toplumcu ekonomi politikalarını uygulanmasının önünde birer ek engel oluşturacaktır. Çünkü NATO gibi kuruluşların uluslararası emperyalist sermayenin “uluslararası güvenlik şirketi” gibi yapılanmakta olduğunu göz önüne alırsak, bunun önemini de kavramış oluruz. Zira küresel sermaye ulus devletleri (ekonomiden savunmaya kadar) ortadan kaldırarak, askeri güçleri kendisine bağlı uluslararası güvenlik şirketine dönüştürmek ve böylece dünyanın her yerindeki ekonomik kaynaklardan sınırsız ve sorunsuz bir şekilde yararlanmayı hedeflemektedir.
Yani ulus devletler yerine bir nevi şirket devletler…
Bu açıdan bakınca özelleştirmeler gerçekten de vatanın satılmasından öte bir uygulama değildir. Çünkü bu uygulama eninde sonunda küresel sermayenin yararına olmaktadır. Oysa bunun önlemi özelleştirmelerin durdurulması ve kamunun ekonomideki payının ve denetiminin halkın yararına artırılmasıyla mümkündür. Bunun için de ülkede taşların yerine oturması gerekir.
Evet, birilerinin görevi ülkeyi pazarlamak olabilir. Ama biz yurtseverlerin, aydınların, emekçilerin görevi; her türlü bölücü tuzaklara rağmen, emeğimize ve vatanımıza sahip çıkmaktır.