Ekonomi15 Ekim 2005 00:00

TÜYAP Söyleşisi – İzzettin Önder

Henüz kapitalizme geçememiş ve köylü-tarım toplumu yapısındaki Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönem aydın ve yöneticilerinin fikirsel yapılarının Batı doğrultusunda gelişmesi, Batılı emperyalist politikaların ve bu politikaların imparatorluk üzerindeki emperyalist uygulamalarının algılanamamasına yol açmıştır. Batı gözü ve ideolojisi ile topluma bakan bu kişiler, tüm iyi niyetlerine rağmen, topluma yabancılaşmış olarak, Batı emperyalizmine antitez geliştirebilecek bilinç ve güce sahip olamadıkları gibi, bu yönleri ile aydın olmaktan da uzak kaldılar. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada

TÜYAP söyleşilerinden biri, Evrensel Kültür tarafından, ''Tanzimat'tan Günümüze Aydınların Gözü ile Avrupa'' başlığı altında pazar günü gerçekleştirildi. Prof. Dr. Taner Timur , Prof. Dr. Fikret Başkaya ve benim katıldığım panelde, dinleyicilerle paylaştığım bazı görüşleri bugün burada kısaca sizlerle de paylaşmak istiyorum.

 

Avrupa'nın tarihin bir aşamasında sanayileşmenin ve kapitalizmin ortaya çıktığı bölge olması, kafalarda ''Avrupa mucizesi'' kavramını oluştururken, bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nda gıpta, kabullenmeme, hazmedememe, hatta aşağılık duygusunun oluşumuna neden olmuştur. Fransa'nın, İngiltere'nin ve daha sonraları da Almanya'nın etkisinde kalmış olan Osmanlı aydını ve siyasetçileri, söz konusu ülkelerin ileri düzenlerinden etkilenmiş ve kılık kıyafette Avrupalılaşmaya benzer şekilde, ekonomi alanında da Avrupa'yı kopyalama yoluna gitmeye koyulmuşlardır.

 

Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine denk gelen Avrupa ekonomi düzeni liberal sistemdi. Bu akım, Osmanlı aydınlarını etkilemiş ve onlar kanalı ile imparatorluk içine liberal akımların sızması yolu açılmıştır. Vatan şairi Namık Kemal , iktisat konularındaki yazılarında serbest teşebbüs fikrini işlemiş ve devletin ekonomi ile uğraşmaması tezini savunmuştur. İstikraz ve vergi konularında da makaleleri olan Namık Kemal, daima Batı türü serbest teşebbüs görüşünün savunucusu olmuştur.

 

Klasik iktisat kuramını Osmanlı İmparatorluğu'na yansıtan önemli bir iktisatçı da Ohannes Paşa 'dır (diğer adı ile Sakızlı Ohannes ). Yazdığı iktisat kitabı birçok mektepte okutulan Ohannes Paşa, hem sosyalist fikirlere, hem de fizyokratlara karşı çıkmış ve saf liberal görüşün ateşli savunuculuğu rolünü üstlenmiştir.

 

Son Osmanlı aydınlarından, aynı zamanda bakanlık da yapmış olan M. Cavid Bey , Charles Gide 'inkine çok benzer olan kitabında liberal düşünceyi büyük bir tutarlılıkla savunmuştur. Cavid Bey, Smith 'in kişisel çıkarların korunmasıyla toplumsal çıkarın korunduğu fikrine sıkı sıkıya sarılmış ve bireyler arasındaki sözleşmelere dayalı ilişkilere hükümetin karışmaması, ancak sözleşmelere uyulmasını sağlamaya çalışması gerektiğini ileri sürmüştür. Sosyalizme şiddetle karşı çıkan Cavid Bey, ''Bireycilik özgürlük ve bağımsızlığa bağlıdır, sosyalizm ise esaretten başka bir şey değildir'' diyecek kadar da serbesti fikirlerinde ileri gitmiştir.

 

Temelde serbest teşebbüs fikrini savunan son Osmanlı aydınlarının oluşturduğu fikir akımları, Birinci Dünya Savaşı döneminde üç temel başlık altına toplanmaktadır. Birinci akım, Cavid Bey tarafından temsil edilen ve Batı liberal fikirlerini yansıtan ''serbesti'' görüşüdür. İkinci akım, Kara Kemal ve Memduh Şevket Esendal tarafından temsil edilen ve Türk ve Müslüman esnaf ve tüccarların kendi örgütlerinde teşkilatlanmasına dayanan ''meslekçi'' akımdır. Üçüncü akım ise Ziya Gökalp 'in savunduğu ''milli iktisat'' akımıdır.

Üretim ilişkileri açısından birbirinden çok farklı olmayan bu akımların birleştiği ana hat, liberal ekonomi ve serbest teşebbüstür. Arada himayeci bazı düşünür ve yöneticilerin de çıkmış olması, genel yaklaşım olan serbest teşebbüs fikrini ihlal etmemektedir.

 

Henüz kapitalizme geçememiş ve köylü-tarım toplumu yapısındaki Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönem aydın ve yöneticilerinin fikirsel yapılarının Batı doğrultusunda gelişmesi, Batılı emperyalist politikaların ve bu politikaların imparatorluk üzerindeki emperyalist uygulamalarının algılanamamasına yol açmıştır. Batı gözü ve ideolojisi ile topluma bakan bu kişiler, tüm iyi niyetlerine rağmen, topluma yabancılaşmış olarak, Batı emperyalizmine antitez geliştirebilecek bilinç ve güce sahip olamadıkları gibi, bu yönleri ile aydın olmaktan da uzak kaldılar.

 

Aynı kültürel hatanın, belki de çok daha yoğun olarak, bugün de tekrarlanıyor olduğunu görmek, geçmiş deneyimlerin ışığı altında acı gelmektedir! Bilgili insan ile aydın insan arasındaki ince farkı, salt başat üretim ilişkilerinin doğal ürünü olmak karşısında, toplumsal sorunları ve çelişkileri çözümleyerek, toplum lehine antitez üretebilmek olarak koyarsak, günümüzün örtülü emperyalizm koşulu altında durumun ne derece vahim olduğu açıkça ortaya çıkar.

 

Not: Bu konuya hazırlanırken büyük çapta yararlandığım, Tevfik Çavdar 'ın ''Türkiye'de Liberalizm'' adlı eserini ilgililere öneririm.