AB14 Ekim 2005 00:00

Avrupa Birliği ve Medya - Dr. Abdullah Özkan

Medyanın kamuoyunu etkileme gücü, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlayacağı süreçte bir kez daha test edildi. Ortaya çıkan sonuç, şimdiye kadar altı çizilen unsurları teyit etmekle kalmadı, aynı zamanda mevcut kanaatlerin pekişmesini de sağladı.“Medya dördüncü güç değil, birinci güçtür” saptamasının, Türkiye’nin AB sürecinde yaşananlara bakıldığında ne kadar haklı olduğu görüldü. Kamuoyunun ikna edilmesinde en önemli faktörün halen medya gücü olduğu, medya gücüyle istenilen manipülasyonun rahatlıkla yapılabileceği anlaşıldı.Şimdi Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmak için kabul ettiği müzakere belgesine bakalım. Teslimiyet belgesi şeklinde yorumlanan müzakere belgesi, adeta 2. Sevr’e benzetiliyor. Sağduyu sahibi pekçok insan, müzakere belgesiyle Türkiye’nin geleceğinin ipotek altına alındığı uyarısında bulunuyor. Müzakere sürecinde Türkiye’nin önüne çok ağır bir faturanın konulacağı açıkça görülüyor… naproxennatrium site naproxen kruidvatrenovation vejle renovation skive renova

Peki tüm bu uyarıları, sağduyulu çağrıları, önemli analiz ve yorumları kamuoyunu etkileme/yönlendirme gücünü ellerinde bulunan büyük tirajlı gazetelerde, yüksek reytingli televizyonlarda görmek mümkün müdür?
Elbette değildir… Kamuoyunu yönlendirme gücünü tekelinde bulunduran medya, ne yazık ki tek taraflı bir yayın politikası izlemekte, siyasal iktidarın yörüngesinde hareket etmektedir.
Böyle olunca da Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alan tehlike ve tehditlere karşı kamuoyu yeterince bilgi sahibi olamamakta, eksik bilgilendiği için de yanlış kanaatlere sahip olmaktadır.
Bugün Türk kamuoyunda AB sürecinde önümüze konulacak ağır faturaya rağmen bir duyarsızlık, uyuşukluk ve boşvermişlik hali varsa, bunda birkısım medyanın çok büyük etkisi vardır.
Çünkü kamuoyuna gerçekler anlatılmamakta, doğru bilgi verilmemekte, ilerde önümüze çıkacak tehlikeler kasıtlı olarak karanlıkta bırakılmakta, Türk halkına sanal bir Avrupa Birliği tablosu sunulmaktadır.
Medyanın Türk halkına sunduğu sanal tabloda, maddi refah, insan gibi yaşama koşulları, demokratik bir ülke hayalleri vardır. “Avrupa Birliği’ne kapağı atarsak, kurtulacağımız” empoze edilmektedir.
Medyanın sanal Avrupa Birliği tablosunda, müzakere sürecinde milli davamız Kıbrıs’tan çok büyük tavizler vereceğimiz, sözde ermeni soykırımı iddialarını kabul etmek zorunda bırakılacağımız, serbest dolaşım hakkımızın olmayacağı, müzakereler 20 yıl sonra tamamlansa bile üyeliğimizin asla garanti olmadığı, bu süreçte kendi kültür ve değerlerimizden uzaklaşıp Avrupa’nın değerlerine teslim olacağımız gerçeği yoktur!..
Medya sahiplerinin bu sanal AB tablosuna ihtiyaçları vardır. Çünkü Türkiye’de medya sahipleri aynı zamanda banka ve holding sahibidir. Sanal da olsa güven ve istikrar ortamına ihtiyaçları vardır. Türkiye’nin müzakerelere başlaması, sanal güven ortamını desteklemektedir. Medya patronları bu sahte güven ve istikrar ortamından yararlanarak, iktidarın elden çıkardığı medya kuruluşlarını, sanayi tesislerini, fabrikaları birer ikişer satın almaktadır.
Yani kamuoyunun yanlış yönlendirilmesi, gerçeklerin gizlenmesi, hayali hedeflerle halkın oyalanması, birkısım medya patronları ile işadamlarının imparatorluklarını büyütmesi içindir. Bu sanal tablo siyasal iktidarın da işine gelmektedir, çünkü medyanın pompaladığı hayallerle halk kısa süre içinde zengin olacağını, iş bulacağını, çektiği sıkıntılardan kurtulacağını sandığı için umutla yaşamaya devam etmektedir.
Ama bu yalan ve sahte dünyanın elbette sonu gelecektir. Türk halkını sürekli aldatmanın imkanı yoktur. Bir kısım medya patronları ve işadamlarının küpleri dolunca, artık mızrağın da çuvala sığmadığı görülmeye başlanacaktır.
Kamuoyunu etkileme gücünü elinde bulunduran medyanın, kişisel çıkarlar ve birtakım hesaplar nedeniyle AB gibi Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bir konuda böylesine yanlı ve yanlış bir tutum içinde olması çok tehlikeli bir davranıştır.. Kişisel çıkarlar, ülke çıkarlarının üstünde tutulmaktadır.
Türkiye, medya gücünün yanlış ellerde toplanmasının, tekelleşmenin ağır faturasını ödemektedir. Küreselleşme çağında kamuoyunu etkileme ve ikna etmenin yolu kitle iletişim araçlarından geçtiğinden, Türkiye’nin çıkarlarını korumak için artık yaygın medya gücüne sahip olmak zorunluluk haline gelmiştir.
Kamuoyu, kişisel çıkarlarını kendisine rehber edinmiş medya sahiplerinin insafına terk edilmeyecek kadar değerli bir unsurdur. Türk halkı doğru bilgilendirilmeli, gerçeklerden haberdar olmalı ve ülkesinin ilerde nelerle karşılaşabileceğini bilmelidir.
Türk halkı AB konusundaki gerçeklerden haberdar olduğu takdirde, medya patronları ile siyasal iktidarın birlikte inşa ettikleri sanal Avrupa Birliği tablosuna itibar etmeyecek, ülkesine, değerlerine ve geleceğine sahip çıkacaktır.
Yeter ki, milletimizi gerçeklerle buluşturalım. Bu konuda başta Millî Gazete ve TV5 olmak üzere, emperyal güçlerin saldırılarına karşı ülkemizi savunmayı kendisine görev bilmiş diğer yayın organlarına önemli görevler düşmektedir.