Siyaset3 Şubat 2005 00:00

Sömürge Dersleri - Mümtaz Soysal

TÜRKİYE'NİN üç misli büyüklükteki Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 60 milyonluk nüfusun konuştuğu dillere bakın: Lingala, Svahili, Kikongo, Kisvahili, Tşihiba... Böyle olunca, ''tam bağımsızlık'' sağlama ve ''ulus-devlet'' yaratma gibi davalar daha baştan yokuşa sürülmüş olmuyor mu? On dokuzuncu yüzyılın küçük fakat insafsız sömürgecisi Belçika Krallığı, Fransızca'yı resmi dil yaptıktan ve o dilde bir ''elit'' yetiştirdikten sonra, şimdi tek ''ulusal dil'' e dayalı bir devlet kurmanın zorluğu ortada.cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle site renova

İnsan böyle bir durumu görüp yaşayınca, Türkçe gibi dünya güzeli bir dile sahip olmanın kıvancını duyup onu daha da geliştirmenin gereğini seziyor, ''ana dil'' denen yerel dillerle eğitim yapmanın yanlışlığını, ulusal dil varken yabancı dille yükseköğretime geçmenin saçmalığını bir kez daha kavrıyor.

Peki, dev Kongo Nehri'nin güneyindeki durum böyle de kuzeyindeki Kongo Cumhuriyeti'nin durumu farklı mı?

Siyah kıtanın uzaklarından gelen ve yaylalar üzerinden akarken yer yer bazısı 25-30 kilometre genişlikte ''göller'' oluşturan koca nehri dar yerinden on dakikada motorla geçip Brazzaville'e vardığınızda, orada da eski sömürgeci Fransa'nın, Lingala, Manikutuba, Kikongo dilleri yerine ortak dil olarak Fransızca'yı yerleştirdiğini görüyorsunuz. Bu ülkelerin artık bir yabancı kültürün etkisinden sıyrılıp kendilerini bulmaları çok zor. Kırk yıl önce gitmiş gözüken sömürgeciler, arkalarında etkiledikleri insanları, kendilerine bağlı ekonomileri bırakmışlar.

Bir de kargaşa, bocalama, dağınıklık...

Kimi yabancıların yaptığı gibi, ''Buraları eskiden daha temiz, daha derli toplu, daha emindi'' demek kolay ve doğru da, ne kadar haklı? Sömürgeci, kendi işine geldiği kadar, ancak kendisine hizmet edecek nitelikte insanlar yetiştirmiş. Bunlar, bütünleşmiş bir ulus yaratma, işlek bir devlet yapısı, sağlam bir ordu kurma işini nasıl becerecekler?

Belki en doğru formül, sömürgecinin yaptığını tersine çevirerek ulusal bir yaklaşımla ele almak. Yani, az sayıda ama yeni devlet felsefesine bağlı bir ''elit'' i en çabuk, en etkili yoldan yetiştirip sınırlı olanakları geniş düzeye yayma işini onlara bırakmak. Zaten, böyle ülkelerde genellikle tek partili dönemlerden geçiş hep bu zorunluluktan doğmakta. İlk bakışta demokratik sayılmayan, hele başkalarının hiç tavsiye etmeyeceği, hatta gerçekleşmemesi için ellerinden geleni yapacakları, olumlu sonuçlarını bozmaya çalışacakları bir formül.

O aşamalardan az çok başarıyla geçmiş sayılabilecek bir Türkiye'nin, başkalarına verilecek çok dersi varken eskinin kaşarlanmış sömürgecilerinden İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların, Belçikalıların, Hollandalıların başını çektiği bir Avrupa Birliği'nden ders almak zorunda bırakılması kadar acıklı bir durum olabilir mi?