"Ermeni Konferansı Plânın Parçası"
Türk Tarih Kurumu BaşkanI Prof. Halaçoglu, geçtiğimiz günlerde düzenlenen Ermeni konferansını yorumladı. Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoglu, geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen konferansa değinerek, Türkiye'de Ermeni konferansı düzenleyenlerin amacı meseleyi çözmek değil, birtakım sözlerin Türkiye'de dile getirilmesini sağlamaktır " dedi. Halaçoğlu, Batı'da, Türkiye'de ve Ermenistan'da Türklüğe tahammül edemeyenlerin yeni planlar peşinde olduklarını vurguladı. Mustafa İLTEKİN'in röportajı'Amaçları; üzüm yemek değil Bağcıyı dövmek'Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen konferansa değinerek, Türkiye'de Ermeni konferansı düzenleyenlerin amacı meseleyi çözmek değil, birtakım sözlerin Türkiye'de dile getirilmesini sağlamaktır " dedi.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon
Son zamanlarda ülkemizde çok sık kullanılan bir kavram var. Adına 'Resmi
tarih'denilen bu kavram,kimilerine göre 'inanılmaması gereken bir görüşü yansıtıyor. Nedir bu resmi tarih? 'Resmi tarih'kavram olarak, Türkiye'de 'ideolojik' bir söylem olarak kullanılmaya başlandı. Eğer resmi tarihten kasıt, eğitim kurumlarında öğretilen tarih ise bu, bütün ülkelerde zaten mevcut olan bir uygulamadır. Fransa olsun, İngiltere olsun yani hangi ülke olursa olsun her ülke, kendi çocuklarına milli bir biçim vermek için, tarihlerinde daha çok 'kötü olmayan'olaylara yer verir. Mesela, Fransa'da bir
ders kitabını açıp baktığınız zaman, bunu çok açık ve net bir şekilde görürsünüz. Dediğim gibi, hiçbir ülkede tarih, orta öğretim kurumlarında objektif olarak öğretilmez. Şimdi eğer bilimsel alanda resmi tarihten söz ediyorsanız, bu şöyledir: İnsanlar bir ülkede yaşıyorlarsa, o ülke açısından yüzde 100 objektif olmalarını bekleyemezsiniz. Belli bir ölçüde kendi yaşadıkları toplum, yaşadıkları ülkenin belki de ulusal nedenlerle etkisinde kalır ve yazılanlar da tabii ki bu yönde olur. Ama bunu resmi tarih olarak nitelendirmek, bana göre yanlıştır.
Belgesiz tarih olmaz
Yani işin içine resmiyet girince, objektif gerçekleryansımıyor!
Mesela; geçenlerde İstanbul'da yapılan Ermeni konferansında, konferansı düzenleyenler, demokratiklikten veya resmi tarihten dolayı kendi görüşlerine muhalif olanları çağırmadıklarını söylerlerken o katı ve radikal tutum içine kendileri de girdiler. Onları böyle değerlendiriyorum. Eğer siz belgelerle, çeşitli tarih argümanlarıyla tarihi bir konu yazarsanız ve bunu kaynaklarıyla birlikte gösterirseniz, artık buna resmi tarih diyemezsiniz. Tarih metodolojisi, dünyanın her yerinde belgelere dayanan ve belgelerin yorumu ile birlikte yazılan tarihtir. Yani belgesiz tarih olmaz. Mamafih geçenlerde konferans düzenleyen zevat 'tarih belgeylex yazılmaz'dedi ama tam tersine dünyanın hiçbir yerinde belgesiz tarih yazılması mümkün değil.
Konferans dediniz de; şimdi önümüzde iki fotoğraf var. İlk fotoğrafta, ülkesinde bir Türk'ün varlığına bile tahammül edemeyen Ermenistan, diğerinde ise üniversitelerinde 'Ermenici'görüşleri savunanlarin bulunduğu Türkiye. Sizce bu fotograflarda bir gariplik yok mu?
Aslında bugün Ermenistan içinde de bazı yazarlar ve bilim adamlarının bir diyalog kurulmasını istediğini biliyorum. Ama çoğunluğu katı bir biçimde Türk düşmanıdır ve bu da küçüklükten itibaren üzerlerine yapılan baskının bir sonucudur. Dolayısıyla bu insanlar Türk'e tahammül edemiyor. Ama bakın, buna karşılık 50 bine yakın Ermeni (kaçak statüsünde de olsa) ülkemizde çalışarak hayatlarını kazanıyorlar
yani karınlarını doyuruyorlar.
Tarihimizden gelen hoşgürü
Bunlar Ermenistan vatandaşı değil mi? Tabii, bunlar Ermenistan'dan gelenler. Yani Türkiye, kendi vatandaşlarinin istihdam sorununu çözmeden bunlara göz mü yumuyor?
Türkiye'nin bunlara bile herhangi bir tepkisi yoktur. Çünkü Türk insanının tarihten gelen bir hoşgörüsü vardır. Fatih İstanbul'u aldığında Ermeniler patrikhanelerine nasıl kavuştular, Ortodoks Rumlar nasıl kavuştu? Bu, zamanki Osmanlının büyüklüğünden kaynaklanmıyordu. Nitekim bakın 19. Yüzyılın sonunda 2. Abdülhamid tarafından Darülaceze kuruldu biliyorsunuz. Darülacezenin içerisinde de her dinin ibadethanesi var. Hala var. Zaten Darülaceze, acizler, muhtaçlar kapısı. Biz de o hoşgörü eskiden beri vardır. Türklerin devlet felsefesinde, temeline insanın yerleştiği bir anlayış vardır.
530 bin müslüman öldü
Yani 'balık hafızalı'mıyız?
Bu balık hafızası olarak değil de 'etrak-ı bi idrak'(idraksiz Türk) olarak kullanılıyor. Ama burada idraksiz kelimesini 'çabuk unutan'manasında kullanıyoruz. Hafızasında fazla tutamayan anlamında kullanıyoruz. Bu da Türk insanının herkese 'insan'olarak bakmasından kaynaklanıyor ve onun yüksek karakterini gösteriyor. Tarihe bir bakın, başımıza neler gelmiştir fakat hepsini unuttuk biz. Çok çabuk unutuyoruz. 1915'de sadece Ermeniler ölmediler ki. 530 bin de Müslüman ölmüştür. Bakın, bu insanlar unuttular onu.
İstedikleri nesili yetiştirdiler
Osmanlılar zamanında Ermeniler, Teba-yı sadika olarak görülüyordu. Bu sadık teba, içerisinden Hınçak, Taşnak ve daha sonraları Asala gibi adeta Türk kanına susamış örgütleri bağrından çıkaran bir topluma nasıl dönüştü? Bu soruyu, meselenin arka planına dikkat çekmek için soruyorum.
Aslında konu, tamamen Batı emperyalizminin bir oyunudur. 19. Yüzyılda Avrupa'da sömürge imparatorlukları vardır. O devirde tüm dünyayı paylaşan başta İngiltere, Fransa, Hollanda olmak üzere bütün Batı ülkeleri, en stratejik, en önemli ekonomik kaynakları olan bir coğrafyaya hakim olamamışlardır. Bu coğrafya, Osmanlı coğrafyasıydı. Bir taraftan Karadeniz, bir taraftan Akdeniz, bir taraftan Kızıldeniz, bir taraftan da Basra körfezine kadar uzanan bir coğrafyaydı Osmanlı coğrafyası 1915'in hemen öncesinde. Kafkasya'nın önemini biliyorsunuz, boğazların önemini biliyorsunuz, Anadolu tam hepsinin merkezi. Basra körfezinin 'petrol bölgesi'olarak pozisyonunu biliyorsunuz. Şimdi böyle bir cografyayı, Batı emperyalizminin boş bırakması mümkün değildir. 1912 Balkan savaşlarından sonra Türkler Balkanlardan adeta tasfiye edilmişti, oradan atılmıştı. Sonra da Anadolu'dan atılacaktı. Bunun içinde birtakım unsurları kullanmaları gerekiyordu. İşte başta Fransa, İngiltere ve kuzeyde de Rusya olmak üzere sömürgeci Batı devletleri Osmanlı coğrafyasını paylaşabilmek için kendi aralarında bir işbirliğine gittiler.
O yıllarda Osmanlı topraklarında, yaklaşık olarak 90 bine yakın Ermeni'yi Katolik ve Protestan yapmışlardı. İşte o tarihlerde Amerikalılar, Avrupalılardan bir adım daha
fazla attılar. O adım da 'misyoner okullarının kurulması'idi. İlk olarak biliyorsunuz, 1863'de Robert Kolej kuruldu. Bu kolej, misyoner okuluydu. 1868'deki ilk mezunları, Bulgar isyanının elebaşılarıydı. Dolayısıyla artık Osmanlı devletinde bir entelektüel, her şeye, daha doğrusu, kendi arzu ettikleri politikalara uygun hareket edebilecek bir nesil yetiştirdiler.
Yani, tarih tekerrür mü ediyor diyorsunuz?
Şimdi bakın, 1877-78 Osmanlı - Rus savaşi, ikinci bir merhaleyi ortaya koydu. O da artik her tarafa yayilmiş olan misyoner okullari -ki, bunlar Merzifon'dan Harput'a, Tarsus'tan Talas'a kadar çok değişik yerlere yayılmış olan, kök salmış olan
Amerikan kolejleri, Fransız okulları veya Ortadoğu'da Arapların yaşadığı yerdeki Osmanlı topraklarında kurulan okullardır- adeta bir fabrika gibi Türk düşmanı militan ürettiler.
21 örgüt ve parti kurdular
Buraları üs olarak mı kullandılar?
Evet. İşte daha sonraki merhalede, Ayastafanos ve Berlin anlaşmaları ile çok daha iyi bir potansiyel elde ettiler. Daha sonra bu okullar, Müslüman öğrencileri de eğitmeye başladı. Bu safha çok önemli, çünkü; Prens Sabahattin vb. gibi Osmanlı
entellektüelleri, Ermenilerle işbirliği yapacak konuma getirildiler. Buralardan İngiliz, Amerikan, Fransız, Rus vs. yabancıya sempati duyan Türk devlet adamları
yetişti. İşte teba-yı sadıka dediğimiz Ermeniler ki, dışişleri bakanlığına kadar gelmiş, büyükelçi olarak görevlendirilmiş bir Osmanlı tebaasıdır, birdenbire bu
okuldan yetiştirilenlerle birlikte başta Ermeni Klu Klux Klan'ı olan Karahaç olmak üzere Hınçak ve Taşnak'da dahil, böyle 21 tane örgüt ve parti kurdular.
Asla bir soykırım yaşanmamıştır
'Ermeni soykırımı'deyimini Ermeniler mi kullanıyor, yoksa Ermeniciler mi? Çünkü birçok Ermeni vatandaşımız, 1915 yılında Türkler ve Ermeniler arasında bazı istenmeyen olaylar olduğunu fakat bir soykırım yaşanmadığını söylüyorlar.
Şimdi sizin de biraz önce söylediğiniz gibi bunu samimi Ermeniler değil, Ermeni örgütleri, Ermeni komitacıları söylüyor. Gerek Türk vatandaşı, gerekse dışarıda yaşayan samimi Ermeniler olsun, asla bir soykırım yaşanmadığını ifade ediyorlar. 850 yıl birlikte kardeşçe yaşadıklarını ve kendilerinin İngiltere, Fransa, Amerika ve Rusya tarafından kullanıldıklarını, bunun neticesinde iki tarafın da büyük acılar çektiğini söylüyorlar ki, doğrusu da budur. Osmanlı 1. Dünya savaşına girdiğinde, 1914 Kasım ayından itibaren Ermenilerin Fransız, İngiliz, Rus, Amerikan arşiv belgelerinde gördüğümüz gibi Osmanlı ile savaş halinde olan bu devletlerle çok
yakın temas içerisinde olduğunu görüyoruz. İşbirliği yapmışlar, silah yardımı almışlar, isyan hareketlerine girişmişler, bu isyan hareketleri, Osmanlı devletinin
üç cephede savaştığı bir döneme rastlıyor.
Kendileri söylüyorlar
Çanakkale'de İngilizlerle savaşırken, Kafkasya'da Ruslarla savaşirken, Suriye, Filistin ve Musul bölgesinde Ingiliz ve Fransizlarla savaşırken, tam o sırada, bu üçgenin içinde kalan bölgede Ermeni çeteleri, yolları kesiyorlar, sabotajlar düzenliyorlar ve düşmanların lojistik destek unsuru da bu bölgede Ermeniler oluyor. Işte Osmanlı devleti bu gerekçelerle, Ermenilerin tehcirine karar veriyor. Mesela bir Fransız belgesine göre Rus savaşı olduğu sırada Van ve Çatak'da 6 bin Müslüman -Türk'ü katlettiklerini Ermeniler kendileri yazıyor. Savaş sırasında 20 bin Osmanlı askeri bunlarla uğraşıyor. Şimdi bir düşünün; Osmanlı üç cephede birden savaşırken, 20 bin askerimiz, başkaldıran ve düşmana lojistik destek sağlayan teba-yı sadıka dediğiniz Ermenilerin isyanını bastırmaya çalışıyor.
Sözlerinizden, bu Ermenici vatandaşlar, 'bazı yabancı vakıf veya kuruluşların fonlarından yararlanmak için böyle davranışlarda bulunuyorlar'anlamını çıkarabilir miyiz?
Ben bunları özgür iradeleri ile yaptıklarını düşünmüyorum. Bu insanları teker teker ele aldığınızda, bunların bilimsel herhangi bir araştırmaları olmadığını
görüyorsunuz. Bugün bilimsel bir makalesi olmayan insanlar çıkıp, soykırımdan bahsediyor. Bir romancı çıkıp söylüyor bunu. Biliyorsunuz bizde, 'haddini aşmak'diye bir tabir vardır; bunlar haddini aşıyorlar. Bu hem bilim adına ayıp, hem de insanlık adına utanç verici bir durum.
Türkiye'ye dayatacakalar
AB ile 3 Ekim'de başlayan müzakere süreci, Türk -Ermeni ilişkilerini nasil etkileyecek, bu konudaki görüşünüzü alabilir miyiz?
Biliyorsunuz, Avrupa ülkelerinin birçoğunun parlamentolarında 'soykırım'kabul edildi. Konuya, Avrupa'nın Türkiye'ye devamlı olarak baskı yaptığı bir konu olan 'demokratikleşme'açısından bakacak olursak, aldıkları bu kararların hepsinin antidemokratik olduğunu görürüz. Üstelik parlamentolar yasama organlarıdır, yargı organları değil. Ortaçağ Avrupa'sının Engizisyon mahkemeleri gibi, suçladıkları insanları dinleme ltfunda bile bulunmuyorlar bile. Dolayısıyla bunların hepsi, siyasi nedenlerle alınmış kararlardır. Buna bağlı olarak Avrupa Parlamentosu da 'Ermeni Soykırımının Tanınması'kararını aldı. Bu alınan kararın uygulama mecburiyeti olmasa da böyle bir karar, aslında Türkiye'ye nasıl yaklaştıklarını göstermesi bakımından önemli, bizim onları anlamamız açısından önemli. Avrupa parlamentosunda alınan bu gibi kararlar, yarın bu sorunun AB tarafından önümüze getirileceğinin sinyalleridir. Bunu belki Türkiye'yi hazmedemeyen ülkeler, bir argüman olarak kullanabilirler.