SINIR ÖTESİ OPERASYON DEVRİ ARTIK BİTTİ Mİ ?
Defalarca operasyona katılan Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu uyarıyor: ''Sınır ötesi operasyon topyekûn harp anlamına gelir'' Pamukoğlu'na göre, PKK'ya karşı sınır ötesi operasyon, 2003 Mart veya nisanında, ABD Irak'a girmeden önce yapılmalıydı. Şu anda müdahale güç. Çünkü orada ABD destekli, ağır silahlara sahip Barzani, Talabani kuvvetleri var. Ayrıca ABD ve İsrail de bölgede. Pamukoğlu, artık sınır ötesi operasyonun 'topyekûn harp'e dönüşeceği görüşünde. Araştırmacı yazar Aytunç Altındal ise kurulacak Kürdistanı Türkiye nin tanıyacağı görüşünde.. Pamukoğlu’nun ve de diğer uzmanların görüşleri özetle şöyle:levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesnew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
Defalarca operasyona katılan Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu uyarıyor
''Sınır ötesi operasyon topyekûn harp anlamına gelir''
Pamukoğlu'na göre, PKK'ya karşı sınır ötesi operasyon, 2003 Mart veya nisanında, ABD Irak'a girmeden önce yapılmalıydı. Şu anda müdahale güç. Çünkü orada ABD destekli, ağır silahlara sahip Barzani, Talabani kuvvetleri var. Ayrıca ABD ve İsrail de bölgede. Pamukoğlu, artık sınır ötesi operasyonun 'topyekûn harp'e dönüşeceği görüşünde. Araştırmacı yazar Aytunç Altındal ise kurulacak Kürdistanı Türkiye nin tanıyacağı görüşünde..
PKK’nın şiddet eylemlerini yeniden arttırması üzerine görüşlerine başvurduğumuz Osman Pamukoğlu, Türkiye için artık sınır ötesi operasyonlar düzenlemenin mümkün olmadığını düşünüyor. Pamukoğlu’nun ve de diğer uzmanların görüşleri özetle şöyle:
Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, 1993-1995 arasında Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı ve Güvenlik Komutanlığı yaptı. Bu dönemde aynı zamanda Güneydoğu’da PKK’ya karşı yapılan mücadelede tarz ve yöntemler değişti; PKK’nın dağ kadrosuna önemli darbeler vuruldu. Söz konusu dönemde Pamukoğlu komutasında Hakkâri’deki PKK teşkillerine manevra gücü olarak 1000-2000 askerden oluşan 779 harekât, manevra gücü 3000-5000 askerden meydana gelen 78 harekât, düzenlendi. 23 kez de 1000-5000 askerden oluşan kuvvetlerle Kuzey Irak'taki PKK kamplarının birkaçına aynı zamanda taarruz edildi.
Operasyonları bizzat yöneten ve çatışmalara giren Osman Pamukoğlu, Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı’nda görev yaptığı süre içinde 778 günde yapılanları, muharebelerin detaylarını ve Kuzey Irak'ta yaşananları, ‘Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok’ adlı kitabında toplamıştı. Kitap resmi rakamlara göre 125 bin sattı. Korsanlarının yarım milyonu bulduğu öne sürülüyor.
PKK’nın şiddet eylemlerini yeniden arttırması üzerine görüşlerine başvurduğumuz Osman Pamukoğlu, Türkiye için artık sınır ötesi operasyonlar düzenlemenin mümkün olmadığını düşünüyor. Üstelik Pamukoğlu’na göre, böyle bir operasyon göze alınsa bile, artık Türk Ordusu’nun karşısında sadece PKK olmayacak. Pamukoğlu’nun görüşleri özetle şöyle:
“6-7 yıldır terör bitti diye resmi, gayri resmi, sayısız beyan gördük. Bu tip bir mücadelenin nereden başlayıp nerede biteceği ve nasıl yürütüleceği konusunda hem 150 yıllık hem de 15 yılda elde edilen tecrübelerin pek işe yaramadığı görüldü. Olan şuydu PKK ile mücadelede: Örgütün devletin silahlı gücüyle mücadele edebilecek bir noktaya ulaşması engellenmişti. Bu, şu demek. Askeri gücü sınırlandırıldı ve geriletildi. Buna asla ‘terör bitti’ denilemez. PKK teşkilat olarak üç ana grup ve unsurdan oluşuyor. Parti örgütü, silahlı örgüt, cephe örgütü. Burada doğrudan yapılan şey silahlı örgütle mücadeleydi. PKK'nın cephe örgütü üzerinde hiçbir çalışma yapılamadı. Cephe örgütlerinden siyasi kurumlarına kadar, tüm destekleyen basın yayın unsurları dahil, böyle bir mücadele yürütülemedi. Başarılı da olunamadı. Tehdit, tehlike vardı, olduğu gibi duruyordu. 1999'da Apo örgüte talimat verdi, bulunduğu cezaevinden: ‘Silahlı mücadeleyi durdurun, silahlı güçleri uygun alanlara çekin ve siyasi mücadeleyi öne çıkarın.’ Örgüt yurtiçi ve dışındaki cephe örgütleriyle bunu aynen uyguladı. Eşkıya başı, örgüte bir talimat daha verdi. Daha doğrusu tehditler savurarak, ‘Gerillayı devreye sokarak, 21. yüzyılı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne zehir edebiliriz”. PKK, politikalarını ve stratejilerini, Türkiye’nin iç ve dış dengelerine bağlı olarak, sistemli şekilde yürüttü. Silahlı gücünü muhafaza ederek oluşan politik grubu parçalamadan ayakta tutabildi. Politika ve stratejilerini çok kurnazca yürüttü. Artık konjonktür uygunluğunu gördüğü 2004 Haziran’ında başlattı ama 2005 Nisan’ından itibaren silahlı şiddet eylemini devreye soktu.
Bu safhada her şeyi halledip gitseniz bile sınır ötesi operasyonda oraya gittiğinizde eskiden olduğu gibi PKK'nın dağ kadrosunu bir arada bulmak söz konusu değil. 300 km'lik genişlik ve 200 km derinlikteki alana dağılmış durumda. Tabii askeri amaç olarak düşününce böyle; ama oraya gittiğinizde sadece PKK'yı bulamazsınız. Barzani dahil tüm Kürt aşiretleri karşınıza çıkar. Artık oraya gitmek PKK'nın kampına gitmeye benzemez. ABD ile İsrail'i de göreceksiniz. Oradaki kukla devletin hükümeti var. Onlar da söylediğim güçlerin desteğinde ve yanında yer alırlar.
Sonuç olarak şu soru sorulmalı: ‘Atacağınız taş, ürküteceğiniz kurbağaya değer mi? Politik karar ve ifade koyabilecek durumda mısınız?’ AB tutkusu diyebileceğim nesnesiz aşk devam ettiği sürece, PKK ile mücadelenin sonunda bu şekle ulaşacağı, her şeyin başa döneceği belliydi. ABD ile sıcak çatışma mümkün değil. Mali, ekonomik, politik sistemlerin, askerin iç yapısı, bağlı olduğunuz yapı, aldığınız silah sistemleri... Hayal edilemez bir şey. 2003 Mart ve Nisan’ında ABD Irak'a gelmeden yapacaktınız. ‘1995-96'lardan sonra 4500-5000 PKK var’ demedi mi herkes? Siz ne yapıyordunuz. Kuzey Irak'ta 4500-5000 PKK var, sizin topraklarınızda 2000 PKK’lı var, git onu bul demezler mi?
Ayrıca, Talabani ve Barzani peşmergeleri ağır silahlarla donatılmış durumda; eskisi gibi değiller. Ama bugün ABD desteğinde ve ABD'nin müttefiki anlamında ABD tarafından verilmiş ağır silahlar ve ileri teknolojik donatımlara sahipler. Artık bu, sadece bir PKK harekâtı olmaz. Devletin topyekûn harbe girmesi anlamına gelir.”
AYTUNÇ ALTINDAL Araştırmacı/yazar
Türkiye Kürt devletini kabul edecek
ABD’nin Kuzey Irak’taki varlığı İsrail’in güvenliği içindir. ABD’nin Ortadoğu konusundaki dış politikası denildiğinde, anlaşılması gereken ilk şey İsrail’in korunmasıdır. ABD’nin Ortadoğu politikası İsrail’e göre şekillenir. ABD yeni bir sanayi devrimine girmek üzere. Bunun temelinde de hidrojen gazı yatıyor. Artık petrolü bırakıp, her olayı hidrojene göre düzenlemek durumundalar. Bu geçiş sürecinde petrol yataklarının ve buralardan gelebilecek tehditlerin kontrol altında olması gerekiyor. ABD, eğer gerçekten dünyanın süper gücü olmak istiyorsa, BOP içindeki 22 ülkeyi kontrol altında tutması gerekiyor. Türkiye de bu ülkeler arasında. Bu üç ana hedef çerçevesinde ABD hareket etmektedir. Bütün bunların yanında bir de işin dinle ilgili boyutu var. Şu an ABD’de Protestanların en tutucu kanadı olan evangelistler iktidarda. Geçen günlerde bir ABD senatörü, “Gerekirse Kâbe’yi bombalayalım” gibi bir açıklama yaptı. Buna benzer bir olay 1970’li yıllarda, Türkiye’nin başına gelmişti. Haşhaş üretiminin yasaklanmaması durumunda Sultanahmet Camii’ni bombalamayla tehdit etmişlerdi bizi. Evangelistler en fanatik Protestan kesimidir.
Bunlar her dinin bir dönem dünyaya hâkim olduğunu, şimdi artık sıranın kendilerinde olduğunu düşünüyorlar. Bana göre bundan sonraki hedef iddia edildiği gibi Suriye olmayacaktır. ABD hiçbir zaman Suriye ile ilgilenmemiştir. Tarihsel veriler dikkate alındığında, Suriye’nin Fransa’nın hedefinde olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde İran’a saldırması da bir hayaldir. ABD’nin asıl hedefi İsrail üzerindeki ticari ve siyasi ambargonun sona ermesidir. Bu ambargoyu yönlendiren ülke ise Suudi Arabistan’dır. Buradan da anlaşılacağı gibi, bundan sonraki hedef Suudi Arabistan ve bu ülkedeki rejim olacaktır.
Bütün bu denklemlerde Türkiye’ni yeri ise şudur: Türkiye maalesef Küt devletinin varlığını kabul etmek zorunda bırakılacaktır. Aksi takdirde bölünmeyle karşı karşıya kalabilir. ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerde belirleyici olan unsur Lozan Antlaşması değil. Çünkü ABD, Lozan’ı tanımıyor. Dolayısıyla bu antlaşmayla belirlenmiş olan sınırları tanımıyor. ABD, Türkiye’ye Irak, Ermenistan ve Patrikhane ile ilgili baskılara devam edecektir. Türkiye bunlara dayanabilirse, ayakta kalabilecektir. Bütün bu baskılar savaş boyutuna ulaşabilir mi? Bana göre olmaz. Çünkü Türkiye’ye karşı açılan bir savaş, üçüncü dünya savaşını göze almak anlamına geliyor.
Türkiye’ye ABD’nin saldırması bir hayaldir. ABD, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki varlığını engelleyemez. Uluslararası hukuk Türkiye’ye bu tarz bir müdahale hakkı veriyor. Burada esas dikkate alınması gereken, ABD’nin bu uluslararası hukuk kurallarını ne kadar dikkate alacağıdır.
ABD kalkıp, bu kurallara rağmen “Ben senin oraya girip çıkmanı istemiyorum” derse, o zaman ne olacağını bilemem. Böyle bir durumda muhtemelen Birleşmiş Milletler’de Rusya ve Çin’den veto yer. Böyle bir gerginlik de üçüncü dünya savaşının sınırına getirir ülkeleri. Türkiye’nin ABD tarafından işgal edilmesi, bu ülkelerin hiçbir şekilde işine gelmez.
ERCAN ÇİTLİOĞLU Stratejist
Türkiye bölgeye kara harekâtı yapmaz
Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ’un düzenlediği basın toplantısında, PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığıyla ilgili olarak BM’nin 51’inci yani meşru müdafaa maddesine atıfta bulunması, basında, “Türkiye kısa bir süre sonra Kuzey Irak’a askeri müdahalede bulunacakmış” gibi yer aldı. Bu aceleci ve yanlış bir yorumdur bana göre.
Başbuğ’un toplantıda dağıttığı metin incelendiğinde, böyle bir müdahalenin yapılabilecek en son hareket olduğu, bunun yapılmaması için de ellerinden gelenin yapılacağı söyleniyor. Başbuğ’un bu açıklamasından sonra, Pentagon’un Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri müdahalesine karşı olduklarını gösteren açıklaması, bunun gerçekleşmesinin çok zor olduğunu gösteren bir kanıt niteliğindedir. Kuzey Irak’ta çeşitli Kürt gruplarının dışında ABD ve koalisyon güçlerinin askerleri de olduğu düşünüldüğünde, Türk askerlerinin buraya girmesi Irak’taki kaotik ortamı tırmandırabilir. Bu nedenle TSK hiç istemeyeceği ciddi çatışmaların içine girebilir. Bu durumun da Türkiye’nin PKK ile mücadelesine çok da faydalı olabileceği kanaatini taşımıyorum.
Ben Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik bir kara harekâtı gerçekleştirebileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Barzani ve Talabani buna izin vermez. ABD de kendisinin çıkarları nedeniyle Türkiye ile bu Kürt grupların çatışmasını istemeyecektir. Türkiye elbette egemen bir ülke olarak, kendi savunmasını başka ülkelerin çıkarlarına göre düzenleyecek değildir. Şartlar Türkiye’yi Kuzey Irak’a müdahale noktasına getirirse, Türkiye elbette bunu yapmak durumunda kalacaktır. Bunu yapmazsa, bölgede en ufak bir caydırıcılığı kalmayacaktır. Olaylar bu noktaya gelirse, Türk-ABD ilişkilerinin bir daha tamir edilemeyecek kadar bozulacağını söylemek mümkün. Hatta orada ABD ve Türk unsurlar arasında sıcak temaslar da olabilecektir.
EROL MÜTERCİMLER--- - Uluslararası ilişkiler uzmanı
ABD, Barzani ve Talabani’yi kullanır
Türkiye, Kuzey Irak’a girmezse, iki ülke arasında sıcak temas olmaz. Ancak her zaman olacakmış gibi bir hava hâkim olur ABD ve Türkiye ilişkilerinde. Eğer, Kuzey Irak’taki değerlendirmeler ışığında Türkiye, “Artık bu bir ulusal güvenlik meselesidir ve konuşmalarla çözülememektedir” derse, Kuzey Irak’a girer. Bu durumda ABD çok rahatsız olur. Bu rahatsızlığa rağmen ABD ve Türkiye askerleri bölgede sıcak temasta bulunmaz. ABD bunun için bölgede faaliyet gösteren Barzani ve Talabani gibi Kürt unsurları kullanır.
ABD’nin ileriki dönemlerde Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin bir adımı olarak Türkiye’yi de hedef alabilme ihtimalini hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekir. Çünkü bu projenin coğrafi sınırları içinde Türkiye de yer alıyor. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, ABD tarafından gerçekleştirilecekse, elbette Türkiye’ye yönelik operasyonlar da olacaktır. Bunların hiçbirisi olasılık dışı değildir. Eğer bu operasyonlara kadarki süreçte, bunların yapılmasını engelleyecek siyasi ödünler verilirse, sorun olmaz. Bu ödünleri verebilecek bir iktidarın Türkiye’de işbaşına gelebilme ihtimalini çok az görüyorum.
KEMAL AKMARAL Araştırmacı/yazar
ABD sıcak çatışmaya girmez
Irak’taki mevcut yönetimin, ülkenin kuzeyinde hiçbir varlık gösteremediği düşünüldüğünde, PKK’nın varlığından rahatsız olan Türkiye’nin buraya bir askeri harekât düzenleme ihtimalinin yüksek olduğunu görüyorum. Böyle bir operasyonda Kandil Dağı’ndaki PKK teröristlerinin ABD birliklerine sığınma ihtimali yüksektir. Bu durumda ABD güçleriyle TSK güçleri karşı karşıya gelebilir. ABD askerlerinin Türk askerlerine ateş açması durumunda ciddi çatışmalar çıkma durumu ortaya çıkacaktır. Bu nokta, ABD’nin BOP içinde Türkiye’nin etkinliğinden vazgeçip vazgeçmeyeceğine karar vereceği an olacaktır. Eğer ABD, Türkiye’den vazgeçemeyeceğine karar verirse, PKK’yı gözden çıkarabilir. Ancak maalesef böyle bir durumda ABD’nin Türkiye’yi mi, yoksa PKK’yı mı gözden çıkaracağı sorusunun yanıtı net olarak verilemiyor. Bütün bunların ötesinde, Kuzey Irak’taki olası gerginliklerin dışında; ABD, Türkiye ile bir sıcak çatışmayı düşünemez. Çünkü ABD, Türkiye’nin bir Irak olmadığını çok iyi bilmektedir. Bu bugünün tartışması değildir. Ne olursa olsun, ABD’nin Türkiye’ye karşı önümüzdeki 10 yıl içinde bir harekâta girişmeyeceğinin de bir garantisi yoktur.