Siyaset10 Ekim 2005 00:00

AB’ye Karşı Olanlar ve Olmayanlar - Erol Manisalı

“Koç ve Sabancı gruplarının üst düzey yöneticileri de AB'ye eleştirel bakıyorlar!..” - “AB'ye karşı olanlara, AB baskıları olanak sağlıyor, ne yazık.” - “Yeni koşullar herkesi bıktırdı, keşke yapmasalar...” Bu başlıklar, büyük bazı gazetelerimizin ön sayfalarını dolduran haberler. Meselenin, “AB'ye karşı olanlar ve olmayanlar” biçiminde sunulması; - bazen cehaletten, - bazen “esas sorunların gizlenmek istenmesinden,” - bazen de “kötü alışkanlıklardan” kaynaklanıyor. Meselenin AB karşıtlığı ve yandaşlığı yerine şu şekilde ortaya konması daha uygun olmaz mı? new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsnaproxennatrium site naproxen kruidvatcialis forum link cialis bez receptamicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

1) AB'nin Türkiye politikasını görmek istemeyenler ve görenler...

2) Türkiye-AB ilişkilerinin normalleştirilmesini isteyenler ve istemeyenler...

3) AB'nin arka bahçesi olmamıza göz yumanlar ve buna karşı çıkanlar...

4) AB dahil, dış dünya ile ilişkilerde, “karşılıklı çıkarların kurulmasını savunanlar ve savunmayanlar” ...

5) “AB marifetiyle Lozan'ın tasfiyesini seyredenler ve buna karşı direnenler” ...

6) “Türkiye''de gerçek bir demokrasinin kurulmasını isteyenler ve istemeyenler” ...

“AB'ye karşı olanlar ve olmayanlar” başlıkları yerine AB meselesinin bu şekilde ortaya konması, medyamızın haberleri ve gerçekleri okurlarına yansıtmaları için daha doğru olurdu. Bu ifade doğal olarak, halkı aldatıp yönlendirmek istemeyen medya çevreleri için söz konusudur.

Yukarıda sıraladığım ‘6’ alternatif ifade de aynı kapıya çıkıyor: “Mesele kesinlikle AB’ye karşı olup olmama meselesi değildir.” Sorun, “sömürgeleşmeyi kabullenip kabulenmeme meselesidir”. Bu sorunu örtmek isteyenler genellikle;

- Efendim bir yanda AB’ye karşı olanlar var;

- Öte yanda da AB’yi savunanlar yer alıyor. Bu güzelim AB’ye hiç karşı çıkılır mı? Türkiye'nin AB ile sorunları tabii ki olacaktır. Bunlar zamanla çözülür diyenlerdir.

Yalan şebekesi...
Bunlar Türkiye'nin sömürgeleşmekte ve AB''ye tek yanlı bağlanmakta oluşunu gizlemek için meseleyi özellikle saptıran medya çevreleridir.

AB ile ilişkiler açısından 2005 sonbaharı adeta medya savaşına dönüştü;

- Gayri milli sermaye çevrelerine ve kimi İslami çevrelere bağlı medya, “Türkiye'nin AB'ye tek yanlı bağlanmakta olduğunu” örtme çabası içine girdi. Ayrıca Ermeni meselesi, Patrikhane ve Hatay kepazeliklerini nasıl saptıracaklarını bilemediler.

Halk haberlerde göremese bile sağduyusu ile işlerin kötü noktaya doğru gittiğini hissediyor. Ancak ne kadar “vahim” olduğunu anlamakta zorlanıyor.

- Felakete gidişi, malum medya çevreleri, “Bir şey yok, bunlar AB karşıtlarının abartıları” diyerek ihanetlerini sürdürüyorlar. Ve bu büyük ihanetlerinin suçluluğu altında ezildikçe daha da büyük yalanlar söylemek zorunda kalıyorlar. Aynen Bush ve Blair 'in Irak'ın işgalinde uydurdukları yalanlar gibi...

Blair deyince aklıma geldi; Irak'ın işgalinde en büyük iki yalancıdan birisi olan Tony Blair bugünlerde malum medyanın can simidi oldu. Blair'in Türkiye''yi nasıl sevdiğini ve desteklediğini söyleyerek onu yere göğe sığdıramıyorlar. En büyük yalancı ve işgalciden medet uman kimi medya çevreleri bunlar...

Bu sefer onun Türkiye ile ilgili yalanlarını halka yutturmaya çalışıyorlar. Irak'ın işgali öncesinde de aynı şeyi yapmadılar mı? Irak işgal edilirken yine Blair'in yalanlarını Türk halkına pazarlamadılar mı?

Bugün de AB'nin yalanlarını pazarlıyorlar... AB Türkiye'yi yavaş yavaş, sinsi sinsi işgal ederken onlar yine işgalcinin yanında yer alıyorlar...