Siyaset8 Ekim 2005 00:00

Darbelerin Perde Arkası Aralanıyor - Yavuz Selim Demirbağ

Türkiye’de sahneye konan provakasyonların dışarıdan yönetildiğini ifade eden Mahir Kaynak, Türk bayrağının yakılması, Bozöyük’te DEHAP’lıları taşıyan otobüslerin taşlanması, linç girişimleri gibi olaylarının NATO ya da BM tarafından Türkiye’ye müdahale planının bir parçası olduğunu söylüyor.Son yıllarda kendilerini terör uzmanı, uzak görüşlü stratejist ilan edip de gelişmeler karşısında sürekli sınıfta kalan adı parlatılmış isimler ne derse desin. Mahir Kaynak’ın yazdıkları ve son anlattıklarının yüzde onu bile doğru olsa ki büyük bölümünün doğruluğuna inanıyorum. Bu memleketin çıkan çivisiyle, kontorlününde Türkiye’nin elinde olmadığı açıktır...new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsnaproxennatrium go naproxen kruidvatcialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgcialis walgreen coupon site cialis couponcialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri faili meçhul kalmasın diye naylon örgütlerin, figüran faillerine ceza verilmiş olsada bu olayların milletler mücadelesinin bir parçası olduğunu yıllardır konuşur, yazarız. Ama, resmi ağızlardan ne duyarız ne de okumuşuzdur.

Adının önünde “Milli” bulunduğu için her zaman önem verdiğimiz İstihbarat Teşkilatımızın “Soğuk Savaş Kültürü”nü aşamadığı için yeterli analizleri yapamadığını da köylü Mehmet Ağa’dan, Üniversitelerimizin Profösörlerine kadar hepimiz konuşmuyor muyuz?
Bağlı bulunduğu Başbakan’a bile darbeler hakkında bilgi vermeyen MİT’de tartışılan kurumlarımızdan birisi... Yapılan yanlışlıkların tartışılmadığı sürece yanlış devam edeceği için bu milli tartışmaya katılmaktan da sakınca görmüyorum. Sorgulamak bir aydın sorumluluğu ise, kendilerine “aydın” adı veren yıkıcılar yerine, yapıcılığı vatandaşlık görevi sayanlar adına bu ülkede sorgulanmayacak hiçbir kurum olmadığına inandığım için Kaynak ile beraber bu sorgulamayı sürdüreceğim.
“Mumcu’nun öldürüldüğünde Türkiye ile İran arasında gerginlik isteniyordu” diyen Kaynak, bu provakasyonun kaynağı için: “ABD istiyor ve kendi askeriyle çözemeyeceğini biliyor. Aracıya ihtiyacı var. Bu ihtiyaç sürmektedir. Benzeri provakasyonlar muhtemeldir. 1 Mart teskeresi kabul edilmiş olsaydı, ABD askeri Türkiye’ye yerleşeçekti. Türkiye üzerinden İran’a operasyonlar düzenlenecekti. İran, Türkiye’yi hasım telakki edecek ve savaş çıkacaktı.”
İstihbarat teşkilatları arasında bilgi alış-verişi ve işbirliği kaçınılmazdır. Ancak, provakasyonlarda fiilen görev alınması söz konusu olamaz. Kaynak, kurumsal olmasada bireysel olarak karanlık işbirliklerinin olduğunu kabul ediyor... Yani CIA ile MİT ilişkilerinde MİT’in resmi bilgisi olmadan MİT içindeki personelin bazı işlere katıldığı gerçeği karşısında endişelenmemek mümkün değil...

1 Mayıs 1977 olayı ile ilgili Kaynak, bu olayda devletin politikasının mümkün olmadığını ama olaya devlet memurlarının karışmış olabileceğini söylerken provakasyon örneklerinden Çorum ve Maraş hadiseleri için net konuşmuş:
“Türkiye’de mezhep ve etnisite çatışması olmamıştır. Devlet yapmıştır; ama halk karışmamıştır. 12 Eylül’e hazırlıktı onlar da.”
ABD’nin Güney Amerika’daki faaliyetlerinin kısa sürede ortaya çıkmasına rağmen Türkiye’de 40 yıldan buyana devam eden provakasyonların açığa çıkarılmadığı yönündeki soruya: “Bunları ortaya çıkarmak isteyen herhangi biri yok. Mesela 33 er olayı. Eğer Öcalan’ın sözüne itibar edilecekse, orada Yeşil de var” diyen Kaynak, bu sözlerle yine kafaları karıştırırken, faillerin yakalanmayışını da: “Türkiye’de karanlık noktaları temizleyecek irade yok. Herkes bu yüzden tehdit altında” dedikten sonra bölgede 200 bin asker, 25 bin polis, 70 bin korucu ve istihbarat personeline rağmen 7 bin PKK’lının bütün olayları gerçekleştirmiş olabileceğine ihtimal vermiyor.

Son ermeni konferansının Türkiye’nin ermeni soykırımı yaptığını kabul ettirmek amaçlı yapıldığının altını çizen Mahir Kaynak, DEHAP’lıların provakasyonla görevlendirilip, Türkiye’de Türk-Kürt çatışması çıkarmayı amaçladığını: “Türkiye’de etnik bir çatışma yaratılmak isteniyor. Bu başlarsa durdurulamaz. İnsanlar kendilerini korumak için düşman bildiklerini öldürürler. Dünya üzerinde pek çok ülke Ermeni soykırımını tanıyor. Bu ön hazırlık. Eğer Türk-Kürt çatışması yaratılabilirse, çapı büyük olmasa bile soykırımcı Türkiye imajı yüzünden en ufak devlet müdahalesinde Türkiye’ye askeri operasyon yapılır. Dünya buna hazır. Bunu NATO’yada BM eliyle yaparlar” sözleriyle açıklayınca aklımıza AB yetkililerinin “Güneydoğu’daki askeri operasyonları durdurun” sözleri geldi.

AB müzakereleri sırasında “soykırımı tanıyın” dayatması kabul edilirse demek sırada çapı büyük olmasa da bir çatışma halinde askeri müdahale gelecek!..
Bütün bunları okuyup, düşününce inanın tansiyonum çıktı.

Kaynak’ın anlattıkları ile gelişmeleri birleştirdiğimde söylenenlerin yabana atılmayacağı gibi ciddiye alınmasının şart olduğuna kanaat getirdim.
Şimdi BDDK’nın, bir başka deyimle AKP hükümetinin kontrolündeki satışa hazır Star Gazetesi’nde yazan Mahir Kaynak, 28 Şubat’la birlikte “Amerikan karşıtı bir islam yerine taraftarı bir islam konmuştur” tesbitiyle AKP’nin nasıl tesis edildiğinide açık yüreklilikle söylerken, Başbakan Erdoğan için “uluslar arası güçlerin desteğiyle geldi” deme cesaretinide sergiledi.

Kendi adıma “Ufukta yabancı eskeri müdahale var” söyleşisinden çok etkilendim. Bunun için iz sürmeye gerek yok. İşaretler hedefe doğru gitmiyor mu?