SELÂMÜNALEYKÜM ASKER - Hüseyin Mümtaz
Giresun’da Fiskobirliğin fındıkla ilgilendiği günlerden kalma muazzam bir entegre tesisi vardır. Üreticiden alınan kabuklu fındık burada işlenir, kabukları kırılır, kavrulur, paketlenir tam da ağızlara lâyık hâle getirilerek tüketicinin beğenisine sunulur. Chirac’ın, Türkiye'nin AB'ye üyelik şartlarını yerine getirebilmesi için büyük bir “kültürel devrime” ihtiyaç duyacağını; Barrroso’nun da, “Türkiye'nin Avrupa halklarının hem gönüllerini hem de zihinlerini fethetmesi gerektiğinin” altını çizmesinden sonra Erdoğan tepki göstererek “Entegre oluruz ama asimile olmayız” deyince işte bu entegre tesisini hatırladım. Kabuğu kırılmış, kavrulmuş, küçük küçük paketlenmiş, tam kıvamında.. “Hazmedilmeye” lâyık. Fakat anlaşılan o ki Adalet Bakanı Başbakan’la ayni fikirde değil.. Fikret Bila’ya, tam da Chirac’ın söylediği gibi, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" vurgusu yapıyor ve halkın bir "zihniyet devrimi"ne hazır olması gerektiğini söylüyor.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardkamagra link kamagra gel
Ne yalan söylemeli “içeride ve dışarıda” hiç zaman kaybetmiyorlar. Birkaç koldan taarruza geçtiler.
Olli Rehn 3 Ekim’den sadece iki gün sonra Ankara’ya geldi, orta şekerli kahve içti, iftara katıldı, mantı yedi.
Zaten AB’de adı “Mustafaoli” imiş.
Ne kadar güzel..
OnunTürkiye’de olduğu saatlerde Borrel de Kıbrıs’taydı.
“İçeride” de Milli Eğitim Bakanı “Heybeli Ruhban Okulu’nu 24 saatte açarım” derken, Meclis başkanı Arınç da TBMM’de konuşlu Muhafız Taburu’ndan şikâyetini yenilemiş.
Fırsat bu fırsat diyorlar, AB rüzgârını arkalarına almışken yelkeni doldurmaya bakıyorlar.
Mecliste gerçekleştirilen yeni dönemin ilk başkanlık divanında milletvekillerine yeni ofis yapmak için taburun kalkmasını istediğini ancak kimseden destek görmediğini anımsatan Arınç, “Taburun buradan gitmesi için ya Bülent Arınç’ın Meclis başkanlığından gitmesi lâzım, ya da Akepe’nin iktidardan gitmesi lâzım” demiş.
Zaten bir süre önce de Meclis’teki Atatürk’ün mareşal üniformalı resminden rahatsız olmuşlardı.
Muhafız taburunun yiğit askerlerinin “Merhaba Asker” hitabına verdikleri gür “Sağol”dan rahatsız olmuşlardı.
Ellerinden gelse oradaki “Merhaba”yı da “Selamünaleyküm” ile değiştireceklerine eminim.
Misakı Milli’yi kabul eden son Meclisi Mebusan Reisi’nin mütareke İstanbul’undaki işgal askerlerinden rahatsız olmasını anlarım da, AB Uyum paketlerini kabul eden Meclis Başkanı’nın Meclis bahçesindeki Meclis Muhafız Taburu’ndan rahatsız olmasını bir türlü anlayamam.
Eminim rüyaları, askerin de “özelleştirilmesi”dir.
MGK’da asker olmasın, bir “think tank” kuruluşu, bir STÖ haline getirilsin.
Kıbrıs’tan asker çekilsin.
Montrö-Lozan gözden geçrilsin.
Boğazlar ve Trakya AB ile ortak denetlensin; Dicle-Fırat arası AB’nin öncelikli hedefi olsun.
Sınırları AB kontrolörleri denetlesin.
Sınıra ne gerek var, sınır mınır kalksın.
Ermeni hava sahası açılsın, Kürt uçaklarına da Türk hava sahası açılsın.
Sınır olmayınca orduya da lüzum yok.
Zaten her ay periyodik olarak bir Akepe milletvekili “Askerliğin iyice kısaltılması” için yasa teklifi vermiyor mu?
“Genelkurmay, MİT, Jitem beni bağlamaz” diyen Dengir Mir ile ayni partiden olan Bülent Arınç Meclis Muhafız Taburu’ndan rahatsız oluyor ama Olli Rehn’in gelip “Müzakere Çerçeve Belgesi”ni hemen Meclis’ten geçirin” talimatından en ufak bir rahatsızlık duymuyor.
Rehn’in bir biri sıra makineli tüfek gibi tekrarladığı, “Rumlara limanları açın, Pamuk’u yargılamayın, Uyum Protokolünü onaylayın türbülansa girmeyin, gücünüzü, enerjinizi Kıbrıs’a harcamayın, güneydoğuda barışı sağlayın, ekonomik ve sosyal gelişimi temin edin” isteklerinden gocunmuyor.
“Serbest dolaşım mı?” diyor Mustafaoli; “En erken 2020’de ama sonrası da karanlık”..
Kimsede tık yok.
Peki Borrel Kıbrıs’ta ne diyor?
“Kıbrıs, 1 Mayıs 2004’ten itibaren artık bir AB sorunudur” diyor. “Arzumuz Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımasıdır” diyor.
Kimseden çıt çıkmıyor.
Çift taraflı kuşatmaya, yüz bulan Kıbrıs Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da katılıyor. Haravgi’ye, "AB-Türkiye müzakere çerçevesinin kuralları Kıbrıs’a, her adımında Türkiye’nin karşısına çıkma olanağı veriyor. Bu nedenle bu olanağın, Ankara’nın Kıbrıs sorunundaki tavrını değiştirmesi yönünde değerlendirmenin yolları aranmalı" diyor.
Demek ki neymiş kıymetli okuyucu; Erdoğan’ın “Biraz da kazanımlarımızı görün” dediği çerçeve belge Rumlara “her adımda Türkiye’nin karşısına çıkma olanağı veriyor”muş.
Fakat yukarıdakilerden hiç biri; TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanı ve eski Dışişleri bakanları’ndan Yaşar Yakış'ın; Olli Rehn’in komisyonu ziyareti sırasında bir milletvekilini Rehn’e “Arkadaşımız, Türkiye’nin Kürtçe konuşulan bölgesindendir. Ana dili Kürtçedir. Özel kursların açılmasına da öncülük etmiştir” diye takdimi kadar beni rahatsız etmedi.
Yakış o milletvekilinin il, ilçe, şehir, bölge değil Türkiye milletvekili olduğunu bilmiyor mu?
Straw 3 Ekim günü ne demişti Lüksemburg’da 25’leri Türkiye ile müzakerelere başlama konusunda ikna etmek için?
“Ayıyı öldürmeden dersini yüzmeyin”.
Biz kurt geçinirdik..
Uzak dağbaşlarında, bulutlu zirvelerde, dumanlı ve puslu havalarda yalnız başımıza dolaşan, tam bağımsız-asla köle olmayan bir kurt bellemiştik kendimizi.
Bizi ayıyla benzetilen hâle getirenlerin, düşürenlerin özdeşleştirenlerin ervâhına kocaman bir “yuh” olsun.7 Ekim 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”