Siyaset7 Ekim 2005 00:00

Başkan Ve Adamları - Sadi Somuncuoğlu

Farkında mısınız, Başbakan Erdoğan açıkça Türkiye Cumhuriyeti Devleti''nin rejimini değiştirip, fiilen başkanlık sistemine geçtiğini ilan ediyor.Türkiye''nin egemenliğinin A''dan Z''ye, AB''ye devri anlamına gelen 3 Ekim Lüksemburg Mütarekesi hakkında, Cumhurbaşkanı ve ana muhalefet partisi CHP son dakikada, Bakanlar Kurulu ve TBMM ise Müzakere Çerçeve Belgesi kabul edildikten 2 gün sonra bilgilendirildi. Tüm kararlar AKP Genel Merkezi''nde, Erdoğan ve Gül dışında devlet katında hiçbir yetkisi ve sorumluluğu olmayan danışman ve bir grup partili tarafından alındı. cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug card

PARTİ DEVLETİNE DOĞRU

Fransız Liberation Gazetesi dahi, "Türk Hükümeti''nin kararının AKP Genel Merkezi''nde verildiğini, parti ile devlet arasındaki bu karmaşıklığın herhangi bir AB ülkesinde olumlu görülmeyeceğini" yazdığı halde, Erdoğan-Gül ikilisi, yaptıklarını inanılmaz bir rahatlıkla savundular. Gerekçelerini de, "Bütün siyasi faturası bize ait olacak." diye izah ettiler.

Ne tesadüf Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de daha 1 Ekim akşamı, TBMM''nin açılış resepsiyonunda, "Bu kararı verecek olanlar bedelini ödeyecek olanlardır. Dolayıyla bu bedeli ödemeyeceksem bu karara müdahil olmak istemem." demişti. 3 Ekim uğruna kabul edilenlerle, ülkenin güvenliği ve geleceğinin ne kadar tehdit altına alındığı ortada olmasına rağmen bunların söylenmesi, acaba "şiir gibi uyumun" gereği ve birkaç ay önceki, "müzakere tarihi alınması başarıdır" görüşünün devamı mı, yoksa ayak üstü bilgilendirmeye bir tepki miydi?

Erdoğan-Gül ikilisine göre, CHP''ye bilgi vermeye gerek yoktu, çünkü "koalisyon hükümeti" değillerdi. Ayrıca medyada çarşaf çarşaf yazılmıştı, pekala oradan alabilirlerdi. Söyleyecekleri bir şey varsa da kendilerine söyleyebilirlerdi. Cumhurbaşkanı için bulunan formülün ise, "İhtiyaç duysa bilgi isterdi" olduğu anlaşıldı. Bakanlar Kurulu''na gelince, birkaç bakan parti genel merkezindeki görüşmelerde zaten bulunmuşlardı. Erdoğan, "Meclis''te tartışarak neyi halledeceksiniz" sözleriyle de, milli iradenin yegane temsilcisi TBMM ve dolayısıyla rejime bakış açısını ortaya koymuş oldu.

Özetle Erdoğan ve adamları, demokratik rejimi, devletin kurum ve kurallarını, Anayasa ile teminat altına alınmış meşru zeminlerini yok saydılar. Bundan sonrasında da ülkeyi, 3 Ekim konusunda iyi bir sınav veren medya ve sivil toplum örgütleriyle birlikte yöneteceklerini ilan ettiler.


TÜRKİYE GEMİSİ TEHLİKELİ SULARDA

Zaten AB de, 6 Ekim''de yayınladığı Etki Raporunda, özellikle ülkenin güvenlik, savunma ve dış politikasının aynen bu güçlerle belirlenip, uygulanmasını istemişti. Dışişleri Bakanı Gül''ün, Meclis kürsüsünden, "Reform süreci, siyasi iradenin güçlenmesidir. Buna alışacaksınız, hazmedeceksiniz" diye meydan okumasının sebebi de bu olsa gerek.

Erdoğan''ın partideki en etkili ve yetkili yardımcısı Mir Mehmet Dengir Fırat''ın, Terörle Mücadele Yasası değişikliği hazırlıklarıyla ilgili şu sözleri de meğerse hiç tesadüf değilmiş:

"Hiçbir taslak beni ilgilendirmez. Genelkurmay, MİT veya JİTEM değişiklik isteyebilir. Ama bunlar bizi bağlamaz. Adalet Bakanlığı''nın taslağı beni ilgilendirmiyor. Bakan da beni ilgilendirmiyor…İktidar biziz, patron biziz, patron Meclis''tir...Başbakan''ın ağzından bir laf çıkar. Bir tek o laf partiyi bağlar. Bugün Türkiye''de artık sivil otorite vardır. 20 yıl önceydi o devirler. Hesabını vatandaşa ben vereceğim."

Anlaşılıyor ki, Mir Dengir Fırat''ın sinyalini verdiği bu planın düğmesine basılması için Erdoğan-Gül ikilisinin tüm sermayelerini bağladığı 3 Ekim bekleniyormuş. Zaten Cüneyt Zapsu başta, Erdoğan-Gül ve ekibin diğer isimleri, daha 17 Aralık''tan çok önce, yegane hedeflerinin tam üyelik değil müzakere tarihi alınması olduğunu söylemediler mi? Türkiye''yi dış güçlerin desteğiyle dönüştürdüklerini itiraf etmediler mi? CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, "Gizli bilgileri ABD Dışişleri Bakanı Rice''la paylaştılar da, bize bilgi vermediler." diye niye şaşırıyor ki?..Normal değil mi? Zaten çok uzun süredir tüm bilgileri, "dış desteklerle" paylaşmakla kalmıyor, onların planlarını Türk Milleti''ne hazmettirme görevini yerine getirmiyorlar mı?

Yaşadıklarımız tam anlamıyla, TBMM''deki çoğunluğu da sığınıp, demokrasinin imkan ve nimetlerinden yararlanarak, anti-demokratik bir zihniyetle, tek adam ve "politbüro" rejimini ihdasa tam teşebbüstür.

İyi de daha 3 gün önce, AKP''nin Meclis Grup toplantısında, "Şunu herkes bilmeli ve anlamalıdır ki, Ak Parti Hükümeti Türkiye Cumhuriyeti''nin hükümetidir ve Türkiye''nin menfaatlerinden başka bir önceliği olamaz. Ülkemizin ve milletimizin hukuku, bizim için mukaddes bir emanettir. Bu hukuku korumak, bizim boynumuzun borcudur.
Bugüne kadar milletimizin, devletimizin hakkını, hukukunu koruma hususunda en ufak bir zaaf göstermedik, bundan sonra da göstermeyeceğiz." diyen de Erdoğan değil miydi?

O zaman bize de Erdoğan''ın aynı konuşmasında kullandığı, Hz. Muhammed''in, "Aldatan, bizden değildir" vecizesini hatırlatmaktan başka bir şey kalmıyor.

Evet, koskoca Türkiye gemisi, Erdoğan-Gül kaptanlığındaki danışmanlar tayfasının yönetiminde, çok tehlikeli sularda seyre ve su almaya devam ediyor.