3 Ekim ve Straw'ın İtirafı - Erol Manisalı
Ekim belgesinde ilgimi çeken birkaç konu var. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum. 1) Türkiye'nin üye yapılmasında ''AB'nin hazmetme kapasitesi göz önüne alınıp değerlendirilecektir'' ifadesi. Yani Türkiye, Kopenhag kriterleri ve diğer konularda üstüne düşen her şeyi yerine getirmiş olsa da; AB ''Seni hazmetmem çok zor, bu nedenle tam üye yapamıyorum'' diyebilecektir. AB'nin eline böyle bir koz en baştan veriliyor. Üstelik hiçbir nesnel ölçü konmadan. Örneğin; a) ''Seksen milyon Müslüman nüfusu hazmedemiyorum'' diyebilir. b) ''Zaten sosyal sorunlarım, işsizlik sorunlarım var; üstüne 80 milyon insan ekleyip bu yükü taşımak istemiyorum'' diyebilir. c) Türkiye'nin içinde ve çevresinde dünya kadar sosyal, siyasi, dini ve askeri sorun var; AB, Türkiye'yi içine alarak bu sorunların kendi üzerine yığılmasını istemiyor diyebilir. Bunlara benzer yüzlerce ''hazmedememe nedeni'' üretmek mümkündür. ''Hazım konusu'' 17 Aralık 2004 belgesinde bulunmayan, 3 Ekim belgesine konmuş olağanüstü bir buluş olarak nitelenmelidir. AB içinde, ''İçeri alınmadan, özel statü en baştan kabul edilsin'' ifadesini koymak isteyenler, bu ifade ile eşanlama gelebilecek sonuca ulaşmışlar. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena
2) ''Ucu açıklık'' , ''Üyelik güvencesi yoktur'' , ''Sonuç elde edilemez ise gelinen noktada düğüm atılır'' ifadeleri 17 Aralık 2004 belgesinde de yer alan ''normal dışı'' bir zemin oluşturuyor. Bu unsurlar ''hazmedememe'' konusu ile birlikte ele alındığında, ''üyelik dışı özel statünün'' bütün altyapısı, 3 Ekim belgesi ile tamamlanmış oluyor.
3) 6. maddede 1963 Ankara Anlaşması, 1970 Katma Protokolü ve 1995 Gümrük Birliği anlaşmalarına atıfta bulunularak bunlar, ''bir bütün halinde, Türkiye'nin yükümlülükleri'' olarak değerlendiriliyor. Hükümet bu maddeyi kabul ederek anayasal bir hata yapmıştır:
a) Gümrük Birliği Ankara Anlaşması ve Katma Prokokol'ün ''tamamlayıcı parçası - mütemmim cüz'ü'' değildir (*).
b) Gümrük Birliği'nin uygulanması, müzakerelerde bir koşul olmamalıydı, çünkü hiçbir aday için Gümrük Birliği yoktu.
c) Gümrük Birliği'nin ''görüşmeler süresince derinleştirilmesi'' , özel statünün (*) altyapısını kaçınılmaz olarak hazırlayacaktır.
3 Ekim 2005 belgesini 6 Mart 1995 ve 17 Aralık 2004 belgeleri ile birlikte ele alıp değerlendirmek gerekir. Bu üç temel parça yan yana konduğunda çıkan resim şudur:
1) Müzakerelerde ipler tamamen karşı tarafın elindedir. AB kurumları bir bütün olarak veya her bir AB üyesi ayrı ayrı, ''Türkiye üzerinde dengesiz ve sınırsız'' baskı, oyalama ve müeyyide uygulama olanağına sahip hale geliyor. 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005 belgelerine yerleştirilen birçok madde,
a) bazen AB kurumlarının;
b) bazen AB üyelerinin;
c) bazen de BM ve Uluslararası Adalet Divanı
gibi kurumlarının Türkiye üzerinde baskı yapma olanağını sağlıyor.
2) 3 Ekim belgesi 6. maddesine, ''Türkiye'nin açık ekonomi (rekabetçi) ve liberal ekonomi'' uygulaması koşulları yerleştirilmiştir. Gümrük Birliği'nin üzerine 17 Aralık ve 3 Ekim belgelerinin AB tarafına sağladığı ek denetim ve yönlendirme unsurları da eklenince ''ekonomi tamamen AB'nin güdümüne sokulmuş oluyor'' . Bir yandan sonu olmayan bir biçimde uzayıp giden ''ucu açık'' görüşmeler; öte yandan ekonominin AB şirketlerinin ve kurumlarının fiili güdümüne girmesi, ''özel statüyü daha ilan etmeden uygulamaya sokacaktır'' .
3) AB 6 Mart 1995, 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005 belgeleri ile ''Türkiye'den alabileceklerinin tümünü sağlamıştır'' . Şimdi bu tek yanlı zemini, kendi lehine kullanarak Türkiye üzerinde egemenliğini her alanda gerçekleştirme olanağına sahip konuma gelmiştir.
Hiçbir ''hazımsızlık sorunu'' yaşamasına gerek kalmayacaktır.
En başta değindiğim üç nokta, 3 Ekim belgesindeki çarpıklıkların sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. İlerideki yazılarımda diğerlerine de kuşkusuz değineceğim.
Ve Straw'un itirafı
Bu arada Dışişleri Bakanı Straw , 3 Ekim'in AB için ne anlam taşıdığını itiraf etmiş. Rumlara, ''İtiraz ederseniz KKTC ortadan kaldırılamaz ve Türk askeri adadan zor gider'' demiş. Kısacası, 3 Ekim belgesi ile ''Türkiye'yi bekleme odasına hapsedip elini kolunu bağlayamazsak ne Kıbrıs'ı ne de diğer ödünleri alabiliriz'' demiş.
İşte Straw bu cümlesi ile 3 Ekim belgesinin AB açısından ne anlam taşıdığını bütün çıplaklığı ile itiraf etmiş: Türkiye'yi bekleme odasında iğfale devam belgesi...
İşin ilginç yanı başka bir İngiliz, Komisyon üyesi Sir Leon Britton 1995'te hazırladığı Türkiye Raporu'nda, ''Türkiye Gümrük Birliği'ne sokulamaz ise Kıbrıs konusunda amacımıza ulaşamayız'' demişti (**). Ne tesadüf, 3 Ekim belgesine nereden ve nasıl sinsi sinsi gelindiğini medyada yer alan raporlar ve sözler bile anlatmaya yetiyor, tabii anlayanlar için...
(*) Dr. Kemal Başlar ''Erol Manisalı ve Öğrencileri'' , Bilgi Yayınevi, 2005.
(**) ''...... Sessiz Darbe'' , 2004, Der Yayınları.