AB6 Ekim 2005 00:00

AB Macerasında Gerçekler

Mesut Yılmaz: 17 Aralık'ta kabul ettiğimiz 2.sınıf üyelik perçinleşti .   CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinde ''imtiyazlı ortaklık'' sürecine girdiğini söyledi.   MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır , müzakere çevçeve belgesinde Sevr Antlaşması'nın işaretlerinin olduğunu belirterek Türkiye'nin geleceğinin ipotek altına alındığını söyledi.   DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir , hükümetin kamuoyuna en ufak bir bilgi vermeden müzakere çerçeve belgesini imzalamak için Lüksemburg'a gitmesine tepki göstererek, ''Bunun sorumluluğu hükümetin olacaktır'' dedi.   SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın da Güney Kıbrıs'ın tanınması ve Ermeni konusunda nasıl bir noktaya varıldığının bilinmediğini söyledi.   Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP) Genel Başkanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal , Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye'nin Annan Planı'ndan daha da geriye gittiğini söyledi.   Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Günaydın, kısıtlamalar nedeniyle hiçbir alt sektörde tarımın AB üyeliğinin söz konusu olamayacağını, olası bir tam üyelikte bile tarımın sektör olarak dışarıda kalacağını belirtti.   Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün , yola yeni başlandığını ve AB sürecinin çok acılı olacağını söyledi. Aygün “Müzakerenin ucu açık, para yok. Fransa ve Hollanda referanduma gidecek. Türkiye'nin Sevr'i bugün başladı.” Dedi.   AKP'de, müzakere çerçeve belgesine ve görüşmelere ilk tepki, AKP Adana milletvekili Abdullah Çalışkan'dan geldi. Başlayan müzakere süreci ve onaylanan çerçeve belgeyi değerlendiren AKP Adana Milletvekili Çalışkan, AKP'nin Türk Milletini yanılttığını açıkladı.cialis coupons printable link discount prescription drug cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

      Eski Başbakan Mesut Yılmaz, Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması ile ilgili olarak, "Türkiye, 17 Aralık’ta ikinci sınıf üyeliği kabul etmişti. Şimdi bu, daha da perçinleşti" dedi.
      Yılmaz, yargılandığı Yüce Divan öncesinde gazetecilerin Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlamasına ilişkin sorularını yanıtladı.
      "Hazmetme Kapasitesi" ve "Avrupa’ya sıkı bağlarla bağlanmanın" ne anlama geldiği sorusu üzerine Yılmaz, şöyle konuştu:
      "Bunlar zaten 17 Aralık kararlarında var. Her tarafa çekilebilecek ifadeler. Müzakereler başlar ama bir yere gitmez.
      Kıbrıs’ta gelir tıkanır. 17 Aralık kararlarının ortaya koyduğu imtiyazlı ortaklıktır. Türkiye, 17 Aralık’ta ikinci sınıf üyeliği kabul etmişti. Şimdi bu, daha da perçinleşti."

 

BAYKAL UYARDI

'İmtiyazlı ortaklık sürecine girildi'

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinde ''imtiyazlı ortaklık'' sürecine girdiğini söyledi. AB'nin diğer üye ve aday hiçbir ülkeden istemediği koşulları Türkiye'ye dayattığını kaydeden Baykal, ''AB'deki tavır karşısında bir Türk yurttaşı olarak aldatılmışlık duygusu içindeyim. Sadece AB değil, sanki tam üye olacakmışız gibi biz de kendi içimizde birbirimizi aldatıyoruz'' dedi.

CHP lideri Deniz Baykal, müzakere çerçeve belgesi ile ilgili Ankara-Lüksemburg hattı arasında yoğun trafiğin sürdüğü saatlerde SKY Türk televizyonuna değerlendirmelerde bulundu. Bugün tartışılan konuların 6 Ekim İlerleme Raporu ve 17 Aralık kararlarında yer aldığına işaret eden Baykal, ''Şimdi o belgelerde ifade edilen unsurların açılımlarıyla karşı karşıyayız. Ancak o zaman hükümet duyarlılık göstermek yerine 17 Aralık'ta gündüz gözüyle bayram ilan etti . Aslında bu bir senaryo, hükümetin tavrı ciddiye alınacak bir olay değil '' diye konuştu.

'Hep aynı senaryo'

Görüşmelerle ilgili krizin, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice 'ın devreye girmesiyle yumuşadığı izlenimi yaratıldığını kaydeden Baykal, ''Türkiye'nin her defasında aldatıldığı türden bir olayla, bir baskı altında, son dakika girişimleriyle bu iş bitirilmeye çalışılıyor'' görüşünü dile getirdi. Lüksemburg-Ankara arasında yaşanan inişli çıkışlı trafiği ''kayıkçı kavgası'' na benzeten Baykal, Türkiye'nin diğer ülkelerden farklı bir statüyü asla kabul etmemesi gerektiğini belirterek, ''Müzakereler tam üyelikle sonuçlanmalıdır. Kıbrıs, azınlıklar konusu önkoşul olarak getirilmemelidir'' dedi.

 

 

MHP'DEN, BAŞBAKAN'A SERT YANIT:

 

'Türkiye'nin geleceği ipotek altına alındı'

 

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır , müzakere çevçeve belgesinde Sevr Antlaşması'nın işaretlerinin olduğunu belirterek Türkiye'nin geleceğinin ipotek altına alındığını söyledi. MHP'ye yönelik suçlamaları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'a iade ettiklerini kaydeden Şandır, ''MHP'yi onursuzlukla suçlamak Erdoğan'ın haddi değil. Başbakanlar, karnından konuşmamalıdır. Ellerinde belge varsa açıklamalıdır'' dedi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Şandır, müzakerelere başlanmış olmasının önemli olduğunu, ancak çerçeve belgede satır aralarına kelime oyunlarıyla saklanan birtakım riskler ve tehditler olduğunu belirtti. Şandır, şu görüşleri dile getirdi: ''AKP iktidarının kapalı kapılar arkasında kayıt altına alınamayan taahhütleri, Türkiye'nin elini kolunu bağlamıştır. 1999 Aralık Helsinki Zirvesi'ndeki diğer üye adayı ülkelerle eşit statüde müzakere gerçekleştirilememiştir. Birçok farklılıklar, istisnalar hatta tarihten gelen kapatılamamış hesaplar önümüze konulmuştur.'' AKP iktidarının Türkiye'nin çıkarlarını, onurunu ve geleceğini koruyamadığını vurgulayan Şandır, ''Bize göre bu süreç hemen durdurulmalı ve yeniden tanzim edilmelidir'' dedi.

 

 

Sorumluluk hükümetin

 

DYP: AKP iktidarı tek başına aldığı kararın hesabını verir. SHP: Güney Kıbrıs ve Ermeni konularında net bilgi yok .

 

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir , hükümetin kamuoyuna en ufak bir bilgi vermeden müzakere çerçeve belgesini imzalamak için Lüksemburg'a gitmesine tepki göstererek, ''Bunun sorumluluğu hükümetin olacaktır'' dedi. SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın da Güney Kıbrıs'ın tanınması ve Ermeni konusunda nasıl bir noktaya varıldığının bilinmediğini söyledi.

DYP'li Kandemir, hükümetin kamuoyuna bilgi vermeden iş yapmayı prensip haline getirdiğini belirterek, bundan sonra olacaklardan hükümetin sorumlu olacağını söyledi. Kandemir şöyle konuştu: ''Bakan Gül, çerçeve belgenin metnini açıklamadan ve kamuoyumuza en ufak bir bilgi vermeden bunun kabul edildiğini ve imzalamak üzere Lüksemburg'a gittiğini söyledi. Bu arada diyor ki müzakere çerçeve belgesi onları bağlar. Böyle bir beyanı anlamak mümkün değildir. Müzakere çerçeve belgesi, Türkiye'nin Avrupa'yla yapacağı müzakerelerin çerçevesini çizer ve her iki tarafı da bağlar. Zannediyorum ki bu şekilde kamuoyuna ve Yüce Meclis'e herhangi bir bilgi vermeden ağırlaştırılmış şartlar ihtiva eden bir müzakere çerçeve belgesini imzalamak üzere Lüksemburg'a gitmek hükümete çok büyük bir vebali de beraberinde getirmektedir. Tabii bunun sorumluluğu hükümetin olacaktır. Bunun hesabını da onlar vereceklerdir. ''

SHP lideri Karayalçın da hükümetin herhangi bir bilgilendirme yapmadığına işaret ederek şunları kaydetti: ''Varılan mutabakatı tam olarak anlayabilmiş değilim. Birtakım iyileştirmeler olduğu anlaşılıyor. Ama Güney Kıbrıs'ın tanınması, Ermeni konularında nasıl bir noktaya varıldığı konusunda bilgimiz yok.''

 

Muhalefetten, hükümetin bilgi vermeden Lüksemburg'a gitmesine tepki

Öymen: Oldubittiye getirildi

 

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - CHP Genel Başkan Yardımcı Onur Öymen , müzakere çevçeve belgesinin kabul edilmesinin ''oldubittiye'' getirildiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 'ün ''Muhalefeti aradık'' açıklamasının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Öymen şunları kaydetti: ''Bu gibi önemli toplantıların, müzakere çerçeve belgesinin son güne bırakılması büyük bir hatadır. Bu biraz oldubittiye getirilmek gibi görülür. Doğal olanı bu belgeyi zamanında, en azından birkaç gün önce tamamlayacaksınız, bu Meclis'e sunulacak. Meclis'te enine boyuna tartışılacak. Muhalefetin görüşünü alacaksınız, ona göre hükümetin görüşünü oluşturacaksınız. Gerekirse Meclis'te kararlar alınacak. Bütün bunlar yapılmamıştır. Sayın Dışişleri Bakanı gitmeden önce ana muhalefet partisine bilgi verdiğini belirtti. Bu halkı kandırmak. Çünkü CHP Genel Başkanı'na telefon etmiştir. Üç beş dakika içinde, ''Metin üzerinde mutabakata vardık, gidiyoruz'' demiştir. 1. madde şöyle oldu, 7. madde şöyle oldu diye umumi bir iki laf etmiştir. Ne bir metin verdiği var, ne bir metin gönderdiği var. 1. maddenin, 7. maddenin halini bilmiyoruz ki biz üzerindeki tartışmaları bilelim. Ana muhalefet partisi liderine bilgi verdik diye kamuoyuna ilan ediyor. Çok üzüntü verici bir şeydir. Hiç kimse halkı aldatmasın. O arada, ne görüştünüz, ne yaptınız? Demek ki ana muhalefetin hiçbir katkısına ihtiyaç duymadınız. Her şey bittikten sonra bittiğini bildirmek için telefon ediyorsunuz, bir de ayaküstü birkaç cümle söylüyorsunuz.''

 

Cumhuriyet 05.10.2005

 

Prof. Dr. Soysal, çerçeve belgesi ile Annan Planı'ndan geriye gidileceğini söyledi

'Kıbrıs'ı tanıyın deniyor'

 

**Belgeyle, Kıbrıs Rum yönetiminin tanınmasının istendiğine dikkat çeken Soysal, ''Aslında bütün bu kriz, Avusturya'nın istediğini elde etmesine yaradı. Türkiye arada alet olarak kullanıldı'' dedi.

 

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP) Genel Başkanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal , Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye'nin Annan Planı'ndan daha da geriye gittiğini söyledi.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye'yi Kıbrıs ve Ege'de nasıl bir sürecin beklediğini anlattı. Şu an itibarıyla ortada 17 Aralık ve 15 Aralık Parlamento Raporu'ndan farklı bir durumun bulunmadığını belirten Soysal, belgedeki ''Kıbrıs ile ilişkilerinizi normalleştirin'' hükmünün, Rum yönetiminin tanınması anlamına geldiğini söyledi. Soysal, ''Tanıyın demelerine de gerek kalmadı. Onu zaten öyle yorumladıklarını daha önce de söylediler'' dedi.

Soysal, Türkiye'nin görünür gelecekte Kıbrıs konusunda ne tür isteklerle karşılaşacağı sorusuna da ''En önce bu ilişkilerin normalleştirilmesi kapsamında hava sahasının ve limanların açılması Türkiye'nin önüne konacak. Bunları en önce isteyecekler. Belgede, 'Türkiye bir an önce bu normalleştirmeyi yapmalıdır' tarzında bir ifade var'' yanıtını verdi.

Türkiye'nin önümüzdeki dönemde müzakerelerin başlaması için ABD'den destek isteyeceğini anlatan Soysal, b una karşın Ankara ile KKTC yönetiminin isteklerinin net olmadığını söyledi. Soysal, '' Talat Ankara'dan kopup bir an önce devletini Rumlarla birleştirmek istiyor. İki devletli bir çözüm isteyip istemediği meçhul. Ama Annan Planı'ndan daha da geriye gidiş olacaktır. Bizimkiler ödün vermiş durumdalar '' diye konuştu.

Çerçeve belgede ''Komşularla tüm sorunların çözülmesi'' yönündeki ifadenin de özellikle Ege konusunda Türkiye'nin başını ağrıtacağını söyleyen Soysal, ''Bu sorun zaten Gökçeada'da başlamış durumda. Yunanistan buradaki diasporayı harekete geçirdi. 'Onların hakları elinden alındı' demeye başladı. Bunu da Avrupa kapsamına sokup, kriz yaratıp Türkiye'yi geri çekilmeye zorlayacaklardır. Yavaş yavaş Yunanistan ve Ege konusu gündeme gelecektir'' görüşünü dile getirdi.

Türkiye'den ayrıca Ermenistan'la ilişkilerinin de normalleştiril mesinin istendiğini anlatan Soysal, ''Sorun yerinde sayıyor, hatta biraz daha geriye gitmiş oluyoruz. Aslında bütün bu kriz, Avusturya'nın istediğini elde etmesine yaradı. Türkiye arada alet o larak kullanıldı'' dedi.

 

Galatasaray Üniversitesi öğretim görevlisi ve AB hukukçusu Ercüment Tezcan , Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 'ün müzakerelerin açılışında ''Herkesin konuşması kendini bağlar'' şeklinde bir ifadesi bulunduğuna işaret ederek İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw 'ın konuşmasının Türkiye ile müzakerelerin gelişiminde doğrudan etkili olduğunu söyledi.

 

Cumhuriyet 05.10.2005

 

ZMO Başkanı Günaydın'a göre kalıcı önlemler Türk tarımını AB'nin dışında bırakacak

'Müzakere değil, taviz süreci'

 

  • Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Günaydın, kısıtlamalar nedeniyle hiçbir alt sektörde tarımın AB üyeliğinin söz konusu olamayacağını, olası bir tam üyelikte bile tarımın sektör olarak dışarıda kalacağını belirtti.

 

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın , AB'nin tarım, serbest dolaşım ve yapısal konularda Türkiye'ye koyacağı kalıcı kısıtlamaları ''AB 'Para aktarmayacağım, işsizinizin Avrupa'da dolaşmasına izin vermeyeceğim, tarımda da ne haliniz varsa görün' diyor'' şeklinde değerlendirdi.

ZMO Başkanı Günaydın, AB'nin Türkiye'nin tarımda uyum sağlaması için ihtiyacı olan rakamı 11.3 milyar Euro olarak açıkladığını anımsatarak ''Türkiye tarıma bunun altıda biri kadar para ayırıyor. AB de, bu kaynağı Türkiye'ye aktarmayacağını 2013'e kadar bütçesini sabitleyerek 3 yıl önce göstermişti'' diye konuştu.

AB'de yaklaşık 19 milyon kişinin tarımdan geçindiğini, 2004 yılında bütçeden tarıma aktarılan paranın 43 milyar Euro olduğunu söyleyen Günaydın, ''Tarımda yapılacak AB müzakerelerinin tümü Türkiye'nin taviz verme sürecidir. Türkiye'nin bunu bilmesinde fayda var'' dedi.

Günaydın, Türkiye'de tarım nüfusunun AB düzeyine indirilmesinin, şu anda tarım kesiminde çalışan 7.2 milyon kişiden, 6 milyonunun ailesiyle beraber sektörden kopması anlamına geldiğini söyledi. Günaydın, ''AB kalıcı kısıtlamalar koyarak bu sorunu Anadolu coğrafyasına hapsetmeye çalışıyor. Yani izole bir Avrupa oluşturmaya çalışıyor'' diye konuştu.

'Tarım AB'nin dışında'

Konulan kısıtlamaların ''Hiçbir alt sektörde tarımın AB üyeliğinin sözkonusu olamayacağı, olası bir tam üyelikte dahi tarımın sektör olarak dışarıda bırakılacağı'' anlamına geldiğini belirten Günaydın şunları söyledi: ''AB'nin ortak tarım politikası, Türkiye'nin uyguladığı tarım politikasına göre çok daha üretimden ve üreticiden yana bir yapı gösteriyor. Dolayısıyla çok daha büyük bir kaynak gerektiriyor. Konacak kalıcı kısıtlamalarla Türkiye AB'ye üye olacak ama örneğin, hububat ortak piyasa düzeni, şeker ortak piyasa düzeni gibi düzenler Türkiye'de kendine özgü yapı içinde sürmeye devam edecek. Fiyatlar düştüğünde, AB'deki gibi alım yapacak bir müdahaleci kurul olmayacak.''

AB'nin ve hükümetin söylediklerinin aksine Türkiye'nin tarımda tarama sürecini büyük ölçüde tamamladığını ifade eden Günaydın, ''Türkiye'nin hangi alanlarda olumsuz olduğu biliniyor. Örneğin bir ortak piyasa düzeninde uyumu sağlamak demek, oluşturulacak müdahaleci kurul aracılığıyla fiyat düştüğünde mal almak demek. Bunun müktesebat uyumu ile ilgisi yok, para ile ilgisi var. Para yoksa bunu yapmak mümkün değil'' diye konuştu.

 

Cumhuriyet 05.10.2005

 

UYARANLAR DA VAR

 

ATO: Çok acılı bir süreç olacak

 

Ekonomi Servisi - Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün , yola yeni başlandığını ve AB sürecinin çok acılı olacağını söyledi. Aygün, özetle şunları söyledi:

''Dün, kötü polisimiz Avusturya idi, iyi polis 24 tane idi. Avusturya görevini yaptı, artık bir daha Avusturya karşımıza çıkmayacak. Yani senaryo böyle idi. Bu kötü polis değişecek, bu bir oyun. 2x37, 2x25, yani 1850 kez bu olayı yaşayacağız. Bu süreç yeni başladı. Esas acı bundan sonra olacak. Müzakerenin ucu açık, para yok. Fransa ve Hollanda referanduma gidecek. Türkiye'nin Sevr'i bugün başladı. Türkiye'nin sıkıntısı bugün başladı. Bugüne kadar gördüklerimiz hiçbir şey değildi. Türkiye çok zor bir sürece doğru girdi. Türkiye bir kaosa doğru gidiyor, bunu görmüyorlar. Türkiye'de Sevr'in düğmesine basıldı.''

Ulusalkanal.com.tr

 

 

AKP Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan:

05 Ekim 2005

AKP'de, müzakere çerçeve belgesine ve görüşmelere ilk tepki, AKP Adana milletvekili Abdullah Çalışkan'dan geldi. Başlayan müzakere süreci ve onaylanan çerçeve belgeyi değerlendiren AKP Adana Milletvekili Çalışkan, AKP'nin Türk Milletini yanılttığını açıkladı. AKP'nin savrulduğunu belirten Çalışkan, "Parti yönetimi, geçmişinde AB'ye karşı olanlardan oluşmakta. Bugün, bu icraatları yapmaları bir savruluşun sonucudur" dedi. AKP Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan, AKP Yönetimini topa tuttu. Türk milletinin AKP tarafından kandırıldığını belirten Çalışkan, şunları söyledi: "AB konusunda bir vizyon olmadığı için herkes sağa sola savruluyor. AKP de savrulan bir politika içinde. Bugüne kadar AB'nin Hıristiyan kulübü olduğunu söyleyenlerin, burayı Hıristiyan kulübü olmaktan çıkartmaya gücü yetecek mi? Kendine güvenen biri varsa, çıkıp bunu izah etmeli topluma." Abdullah Çalışkan, medeniyetler ittifakı sözlerinin de ne anlama geldiğini şöyle anlattı: "Medeniyetler ittifakından, medeniyetler barışından söz ediliyor. Hangi medeniyetler buluşuyor? Bu medeniyetler hangileri? Kendileri hangi medeniyetin mensubu ve temsilcisi? Bunu açıklasınlar. Kendilerine güveniyorlarsa çıkıp bunları izah etmeliler." AKP'nin geçmişinde milli bir yapı olduğunu söyleyen Çalışkan sözlerini şöyle sürdürdü: "AKP'deki milli ve muhafazakar hassasiyete sahip kadronun en önemli özelliği geçmişte AB'ye 'bir Hıristiyan kulübü' diyerek karşı çıkanlardan oluşmasıdır. Milli ve muhafazakar seçmenlerin oylarıyla iktidara gelenlerden, AB'ye karşı çıkmaları beklenirdi. Parti yönetimi, geçmişinde AB'ye karşı olanlardan oluşmakta. Bugün bu icraatları yapmaları bir savruluşun sonucudur. Sistem bu tuzağı MHP'ye de kurmuştu. Aynısı AKP'ye de yapıldı. MHP'ye en hassas olduğu konuda, PKK ve Apo konusunda yaptılar bunu. Apo'yu idamdan kurtarma işini MHP'ye yaptırdılar ve sonra da iktidardan gönderdiler. AKP'yi de en çok karşı oldukları batılılaşma işlemini tamamlamada kullandılar. AKP, AB konusundaki icraatlarıyla milli ve manevi hassasiyete sahip seçmenleri maalesef üzmüştür, yanıltmıştır."