AB6 Ekim 2005 00:00

Teslimiyet bayramına devam - Hasan Ünal

3-4 Ekim günü başlayan tarama süreci ve bu süreci hazırlayan belgeler hakkında en doğru sözü şu ana kadar Mesut Yılmaz söyledi: 17 Aralık kararları ikinci sınıf bir üyelik teklif etmekteydi. Şimdi elimize tutuşturulan müzakere çerçeve belgesi bu ikinci sınıf üyelik teklifini pekiştirdi.Kapsamlı yolsuzluk suçlamalarıyla karşılaştığı zaman AB politikalarına sarılan ve bir manada bugün yaşanan kıskacın iki sorumlusundan biri olan -diğeri de İsmail Cem- Mesut Yılmaz’ın mevcut durumu analizi doğru. Gerçekten de 17 Aralık kararları Türkiye’ye ikinci sınıf bir üyelik, daha doğrusu içi boş bir özel statü sunmaktaydı. Bizimkiler ise doğru dürüst okumadıkları veya okusalar bile anlayamadıkları bu belgeyi bir zafer metni gibi Ankara sokaklarında kutlamışlardı. Mevcut müzakere çerçeve belgesi 17 Aralık kararlarının bütün olumsuzluklarını daha sert ve daha keskin ifadelerle içerisine almış durumda. Ayrıca belge zaten çok kötü unsurları barındıran 17 Aralık kararlarının bile epeyce gerisine gitmiş.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscialis walgreen coupon site cialis coupon

Örneğin 17 Aralık kararlarında bir maddede anılan ‘AB’nin hazmetme kapasitesi’ olarak kamuoyunda bilinen husus şimdi bir kriter oldu. Metnin ikinci maddesinde Türkiye ile başlatılan müzakerelerin amacının ‘katılım’ olduğu söylenmekle birlikte, bu cümlenin hemen devamında bunun ucu açık bir süreç olacağı ve amacın baştan katiyen garanti edilemeyeceği ısrarla belirtiliyor.
Burada Hırvatistan’ın belgesinde yer alan ‘doğası gereği ucu açık’ sözünün bizim belgede olmaması tesadüf değil. Bilerek isteyerek bizim belgeden çıkarılmış bir husus. Çünkü Hırvatistan’ın müzakereleri her hangi bir müzakere sürecinin ucu açık olduğu manada doğası gereği ucu açık. Ama Türkiye’ninki ise bize has şartlardan dolayı ucu açık ve zaten paragrafın devamında bu işin üyelikle sonuçlanmayabileceği açıkça yazılmış. Hırvatistan’ın belgesinde bunlar yok. Yani her müzakere gibi ucu açık ve beklenti tam üyelik. Bizimkinde ise durum farklı.
Ayrıca bu maddeye hazım kapasitesi bir kriter olarak girmiş. Yani müzakerelerin hızı ve ilerlemesi Türkiye’nin göstereceği gayret ve ilerlemeye ve AB’nin Türkiye büyüklüğündeki bir ülkeyi hazmetme kapasitesine de bağlı olacak. Zaten pargrafın sonunda bu işin olmayacağını belirtiyor. Eğer Türkiye AB üyeliğinin bütün yükümlülüklerini yerine getiremezse –ki, buna da kendisi karar verecek – veya AB hazmetme kapasitesi yetersizliğinden dolayı tam üyelik veremezse, o zaman Türkiye ‘Avrupalı yapılara’ sağlam bir şekilde bağlanacak.

Burada Avrupa Birliği yapıları demiyor. Avrupalı yapılar diyor. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa kıtasında kurulmuş bulunan bütün uluslararası örgütlerin ya kurucusu ya da üyesi olduğu düşünülecek olursa, bu maddenin anlamsızlığı ortaya çıkar. Çünkü üye olmadığımız tek yer AB ve oraya da bizi zaten almıyorlar. Yani sonuçta AB bizi hazmedemeyeceğine karar verirse, ilave bir şey yapmaya veya vermeye ihtiyaç duymasına gerek yok. Çünkü paragrafın son cümlesi mevcut durumun tasviri gibi.
Hazmetme kapasitesine bir alttaki maddede ısrarla vurgu yapılması ve AB’nin geleceği, tutarlılığı ve AB entegrasyonunun devamlılığı açısından buna ihtiyaç duyulduğunu vurgulaması önümüzdeki dönemde başımıza geleceklerin bir habercisi gibi. Müzakerelerin açış konuşmasında İngiltere dışişleri bakanının Güneydoğu Anadolu bölgesine yönelik açıklamaları önümüzdeki ay çıkacak olan Katılım Ortaklığı Belgesi’nin nelerle dolu olduğunu gösteriyor. Geçen hafta AB’nin yayımladığı karşı deklarasyon da AB müktesebatı olarak sayılmış; dolayısıyla orada anılan şartlara da uymamız gerektiği metne üsturuplu bir şekilde yedirilmiş. Kıbrıs’la ilgili diğer konuları ise haftaya ayrıntılı olarak ele alacağız. Durum bu merkezde iken, televizyonlarda bayram havası oluşturanlar ve AKP üst yönetimi neye seviniyor acaba?