AB5 Ekim 2005 00:00

Müzakere süreci kimin için zorlu geçecek? - Milay Köktürk

Atatürk ne dedi, "izinde olanlar" ne yaptı?Atatürk muasır medeniyetler seviyesini hedef olarak gösterdi, fakat onun idealleriyle devleti yönettiklerini söyleyenler, bunu batıcı olma olarak anladılar ve ulus-devleti AB'ye eklemlemek için yarışır oldular. Atatürk'ün bağımsızlık idealleri ve onun tarihe bir armağanı olan ulus-devlet inşası ile AB'ye eklemlenmenin nasıl uzlaştığı hususu, bugüne kadar açığa kavuşturulamadı. Gerçekte bu ikisinin uzlaşması mümkün değildir. AB ile bütünleşmek demek, yaşayacağımız kültürel facia bir yana, hem ulus-devlet yapısından vazgeçmek, hem de bağımsızlıktan taviz vermek anlamına gelir. Bu çelişki, batıcıların yaydığı sahte mutluluk havası dağılınca, hep gündeme gelecektir. Dolayısıyla gelecekte, bu çelişkiyi gidermeye çalışan çok sayıda yazar-çizerin sonu gelmez ve problem çözmez konferansları da halkımızı beklemektedir. Herkes bu zorluklara göğüs germeye hazır olmalıdır. Sürecin sonu ne mi olur? Muhtemelen Türkiye tam girecekken, ortada AB filan bulamaz ve kaybettikleriyle kalakalır. Dileyelim ki AB bizi daha başta reddetsin!new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis manufacturer coupon open drug coupon cardescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkohol

Nihayet Batıcı entelektüellerimizin, yazar-çizerlerimizin, Ali Kemallerimizin yüzlerinde gülücükler açtı. Müzakere çerçeve belgesi üzerinde uzlaşıldı, 'zorlu süreç'in başladığı ilan edildi. Fakat bu sürecin kim için zorlu olacağı hususu pek açıklığa kavuşmadı.
Zorlu süreç vasıflandırmasıyla, öyle görünüyor ki, daha en baştan masanın karşı tarafındakilere koz verilmiştir. Eğer rakibiniz sizinle masaya oturacağı görüşme sürecini "zorlu" diye adlandırmış ve "tüm zorluklara rağmen görüşmeye devam" kararlılığını göstermişse, size düşen de, onun beklentilerini boşa çıkarmamak; süreci gerçekten zorlaştırmak olur.
Geleceğin ne göstereceğini, masada nelerin isteneceğini ve taleplerin karşılanması durumunda ülkede nelerin değişeceğini işin uzmanlarından dinleyip öğreneceğiz. Biz başka bir açıdan bakalım; sürecin devlet katını ilgilendiren kısmını bir yana bırakarak, halkımızın gündelik yaşantısı açısından değerlendirelim…
Bu süreç gerçekten halkımız için zorlu geçecektir. Artık yıllarca AB ve müzakerelerle yatırılıp kaldırılacağız. Kim ne nerede ne dedi, kim kime kızdı, kim kiminle ne görüştü; artık basın yayının gündemi hep bu olacak. Bir sabah kalkacağız, biri "şok şok şok", diğeri "flaş flaş flaş" diye başlayacak. Askıya alınmalar, arabuluculuklar, karşılıklı restleşmeler, alttan almalar vs. vs., bir gün değil beş gün değil, onyıllarca sürecek bir gündemin başlıklarını teşkil edecek. Artık AB ve müzakere haberlerini duymaktan midemiz bulanacak. Eyvahlar olsun bu ülkenin güzel insanlarının başına gelecek olana! Daha işin kokoreç ve işkembe severleri ilgilendiren kısmına gelmedik, işin basın-yayın boyutundan bahsediyoruz.

Müzakere süreci kimin için kolay ve olumlu olacak?

Sorunun cevabı aslında yukarıda verildi. Tabii ki basın-yayın için. Son yıllarda artık içteki haber piyasasında işler pek verimli değildi. Kriz söylemleri, siyasal bunalımlar, siyasal kavgalar pek görülmez olmuştu. Bizim basın yayınımızın arzu ettiği cinsten haberlere artık pek rastlayamamaktaydık. Zira bizim basınımız, kavga, vahşet ve kriz görüntülerinden beslenir. Gelgelelim en önemli kavga ve masa yumruklama, muhalefetten bazı önemsiz kişilerin uluorta meydan okumalarından ibaret olmaya başladı. Bu da haber verme işini sıkıcı hale getirdi. Şok ve flaş varken, kim sıradan atışmalarla ilgilenirdi! Evet, müzakere süreci, şok ve flaş sıkıntısı çeken basınımızın yıllarca besleneceği bir zaman diliminin başlangıcıdır. Necip basınımızın değerli (!) kalemleri içten içe bayram ediyor olmalıdırlar. Zira haberin ötesinde, onlar için de yıllarca üzerinde konuşulacak, ama bir türlü tüketilemeyecek bir olaylar dizisi, bir iştigal konusu ortaya çıkmıştır.
Olan da, -yukarıda belirttiğimiz gibi- halkımıza olmuştur. Daha olacağından başka!

Atatürk ne dedi, "izinde olanlar" ne yaptı?

Atatürk muasır medeniyetler seviyesini hedef olarak gösterdi, fakat onun idealleriyle devleti yönettiklerini söyleyenler, bunu batıcı olma olarak anladılar ve ulus-devleti AB'ye eklemlemek için yarışır oldular. Atatürk'ün bağımsızlık idealleri ve onun tarihe bir armağanı olan ulus-devlet inşası ile AB'ye eklemlenmenin nasıl uzlaştığı hususu, bugüne kadar açığa kavuşturulamadı. Gerçekte bu ikisinin uzlaşması mümkün değildir. AB ile bütünleşmek demek, yaşayacağımız kültürel facia bir yana, hem ulus-devlet yapısından vazgeçmek, hem de bağımsızlıktan taviz vermek anlamına gelir. Bu çelişki, batıcıların yaydığı sahte mutluluk havası dağılınca, hep gündeme gelecektir. Dolayısıyla gelecekte, bu çelişkiyi gidermeye çalışan çok sayıda yazar-çizerin sonu gelmez ve problem çözmez konferansları da halkımızı beklemektedir.
Herkes bu zorluklara göğüs germeye hazır olmalıdır.
Sürecin sonu ne mi olur? Muhtemelen Türkiye tam girecekken, ortada AB filan bulamaz ve kaybettikleriyle kalakalır. Dileyelim ki AB bizi daha başta reddetsin!