AB5 Ekim 2005 00:00

17 Aralık'ı Hatırlıyor musunuz? - Yigit Bulut

Türkiye hiçbir zaman 'tam üyelik' müzakeresi yapmadı veya 'Türkiye'ye teklif edilen tam üyelik'değildi. Son 48 saatin tartışması; Türkiye-AB ilişkisi kopar mı? Karşı soru ile cevap verelim; '42 yıldır koptu mu'? veya daha açıkçası 'Gerçekçi bir ilişki var mı'? Siz sorulara cevap ararken özellikle piyasaların kaçırmaması gereken gerçeği hatırlatarak 17 Aralık'a dönmek ve analiz yapanların 'aslında neyi satın aldığının' altını çizmek istiyorum. Neyi satın aldılar? Çok net; 'bugüne kadar satın alınan sadece müzakerelere başlamaktır, Fransa ve diğer ülkelerin referandum şartı koyduğu bir dinamik içinde tam üye-imtiyazlı üye gibi ayrımlar çalışmaz, ucu açık süreçte bugünden atıfta bulunulan ayrımlar hayata geçemez'. coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsabilify link abilifyoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Sevgili dostlar, bu noktada soralım; piyasanın gerçeği bu ise gördüğümüz olumsuz tepkinin anlamı ne? Yukarıda da belirttiğim gibi 'satın alınan gerçek olan başlama vuruşu' gelmediği için spekülatif dinamiklerin etkisiyle tepki aşırı noktalara kaydı...
Bu tespitler sonrası 17 Aralık'a dönmek ve tezimizi güçlendirmek için o gün AB'den neler aldığımızı AB Parlamento kararına dayanarak özetlemek istiyorum.
Türkiye, yapısı gereği diğer üyeler gibi algılanamaz ve aynı süreç içinde değerlendirilemez.
- 2005 yılında müzakereler başlasa bile her yıl yeniden Türkiye hakkında rapor hazırlanacak ve politik reformlar gözden geçirilecek...
- Türkiye, bütün süreci başarıyla yerine getirse bile AB'nin genişleme ve Türkiye'yi içine alma potansiyeli dikkate alınarak son karar verilecek...
- AB Parlamentosu'nun bütün çağrılarına rağmen, Türk otoriteleri Rum Ortodoks faaliyetleri tam olarak serbest bırakmadı...
- Türkiye, tam üye olsa bile tarım, yapısal fonlar ve serbest dolaşım ile ilgili kalıcı kısıtlamaları kabul etmek zorunda kalabilir...
- Vasıfsız işgücü serbest dolaşamaz...
- AB tarafından üye olarak kabul edilmiş olan Kıbrıs Rum topluluğu, müzakereci 25 devlet içinde olduğu için, Türkiye müzakerelere başlamadan önce sadece Rum kesimini 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak bütün adayı temsil eder şekilde tanımalıdır...
- Türkiye, AB Parlamentosu'nun önceki kararlarına göre Kıbrıs Cumhuriyeti'nde işgal altında tuttuğu topraklardan askeri varlığını çekmelidir...
- Sözde Ermeni soykırımı müzakerelere başlamadan önce kabul edilmese bile, müzakere süresince bu konunun konuşulmasına ve çıkan sonucun kabul edilmesine Türkiye hazır olmalıdır.
- Ermenistan ile sınır kapısı açılmalıdır...
- Müslüman çoğunluk içinde, Aleviler bir azınlık olarak tanınmalı ve bugüne kadar elde edemedikleri haklar teslim edilmelidir...
- MGK'nın etkisi azaltılmalı ve Güneydoğu bölgelerinde olağanüstü durumlar kaldırılmalıdır...
- Müzakere süreci, uzun süreli ve ucu açık bir dinamik olup, Türkiye başlamadan bu gerçeği kabul etmelidir...
Sizin de gördüğünüz gibi bugün tartışılan 'tam üye mi olsun, imtiyazlı ortak mı' olsun tartışması, bu gerçekleri bilenler ve özellikle satın alanlar açısından gerçekçi değil. Gerçek olan; içeride siyasi otoritenin, dışarıda birçok AB liderinin ve en önemlisi finansal pozisyon taşıyanların 'sadece müzakare başlamasını' satın aldığı ve pozisyonlarını bu noktaya endeksledikleri. Olaya bu açıdan bakar ve hafızamızı tazelersek yaşanan kaosu daha kolay analiz edebiliriz...

Sonuç: Türkiye hiçbir zaman 'tam üyelik' müzakeresi yapmadı veya yukarıda da gördüğünüz gibi 'Türkiye'ye teklif edilen tam üyelik'değildi. Bu gerçeği bilir ve üstüne siyasi-ekonomik pozisyon taşıyanların sadece 'başlamaya' endekslendiğini eklersek, dalgalanmaları kazasız atlatabiliriz...
Not: Yazdıklarım 'ne olursa olsun, müzakere başlasın' olarak algılanmasın. Söylemek istediğim; bugüne kadar her tavizi verenlerin artık varlıklarını endeksledikleri pozisyonlardan dönemeyeceği.