AB4 Ekim 2005 00:00

DEVLETİ AB SEKRETERYASI YAPAN ÇERÇEVE - Behiç Gürcihan

AB'nin hükümetin önüne son anda bilinçli olarak sürdüğüve TBMM'den; Genelkurmaya ve Cumhurbaşkanlığına kadar bu devletin bütün kurumları narkozlu gözlerle izlerken; Tayyip Bey'in bir kaç danışmanı ve İngilliz Büyükelçisi ile beraber bir parti binasına Millet adına "KABUL ETTİĞİ"bu tarihi belge; Gümrük Birliği sürecinden sonra; Türkiye Devletini bütün kurumları ile AB'nin bir sekreteryası haline dönüştürüyor. Tayyip ve ekibinin bunu yapmasına kimse şaşmıyor. Bütün bunlar olurken; AB'yi Atatürk'ün hedefi olarak gösterirken; üzerinde Atatürk'ün üniformasını taşımaktan gocunmayanların bu süreci seyretmesine şaşıyor. Şaşırmayın Beyler...levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effects



Midemde kramplarla izliyorum, televizyonlarda yaşanan AB gösterisini.

Türkiye'nin geleceğine damga vuracak bir metnin;

bir parti binasında, bir İngiliz büyükelçisinin bulunduğu bir ortamda ele alınıp, "KABUL EDİLMESİNİN" ne anlama geldiğini algılamaya çalışıyor beynim.

İçimden bir ordu dolusu küfür geçiyor ama medeniyetler çatışmasın diye derin nefes alıp, vermekle sakinleşmeye çalışıyorum.

Tek tesellime bakıyorum gözucu ile; milletleri köle yapan anlaşmaların kalemle yazılıp, silahla bozulduğunu hatırlatan tesellime.

Sonra aklıma üzerinde Atatürk'ün üniformasını taşıyıp da;

"egemenliği ucundan azcık paylaşsak ne olur" çizgisine gelenlerin varlığı ve

"kendi isteğimizle çıkabildiğimiz sürece bu yapılara egemenliğin bir kısmının devrini tartışmamız lazım"

diyecek kadar AB cahili beyinlerin bu milletin en meşru silahını belinde taşıdıklarını hatırlayınca üzerimdeki ağırlık artıyor.

Telafer'de katliam yapan çapulcu ordusunun generalleri ile "stratejik ortaklık" kurmakta beis görmediklerini hatırlayınca midem bulanıyor.

Onlar değil ama ben utanıyorum.

Açlıktan çıkanların yemeyi abarttığı gibi;

statükodan çıkan ülkemin; değişimi abartarak, nasıl mütasyona uğradığını izliyorum.

Değişimin gerekliliği ile değişim fetişizmi arasındaki dengenin kaybolduğu noktada Türkiye'nin savrulduğu girdabı izliyorum.

Açıyorum önüme; idam fermanının metnini...

Doğru düzgün tercüme yapmaktan bile aciz kadroların yönettiği bir ülkede; satır arasında arıyorum ihaneti.

Ne diyor AB

The shared objective of negotiations is accession

Metnin hiç bir yerinde "full membership" (tam üyelik) ifadesi geçmediği gibi;

"katılım" (accession) gibi; AB'ye hangi düzeyde katılım gerçekleşeceğini muğlak bırakan bir ifade kullanılıyor.

Yetmiyor...

Doyumsuz AB istemeye devam ediyor...

  • Nihai kararının hazmetme yeteneği tarafından belirleneceğini vurguluyor

  • Bazıları "sürekli emre amade maddeler olarak Komisyonun elinde hazır tutulacak" maddelerle; komisyonun bunları "uygun olan hallerde, kisilerin dolasim özgürlükleri, yapisal politikalar ya da tarim gibi alanlarda getirecegi tekliflere dahil etme" hakkına sahip olduğu vurgulanıyor.

  • ''Türkiye'nin iyi komsuluk iliskileri yönünde verdigi açik taahhüt ve henüz çözümlenmemis olan tüm sinir ihtilaflarini, gerektiginde Uluslararasi Adalet Divani'nin zorunlu yargilama yetkisi de dahil olmak üzere Birlesmis Milletler Sartina göre, ihtilaflarin sulh yoluyla halli ilkesine uygun olarak çözüme kavusturmayi taahhüt etmesi;'' maddesi ile Türkiye'nin sınırlarını "uluslararası yargı"ya açıyor

  • Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'nin uluslararası kuruluşlara katılımını veto etme hakkını açıkça sınırlarken;
    "Türkiye ile topluluklar arasindaki tüm mevcut ikili anlasmalarin ve Türkiye tarafindan akdedilen, üyelik yükümlülükleriyle uyumlu olmayan tüm diger uluslararasi anlasmalarin sona erecegi anlamina gelmektedir' ifadesi ile Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı'nı AB'nin bir sekreteryası haline dönüştürüyor.

Bunun gibi onlarca mayınla dolu bir araziden sözediyoruz.

Kısacası;

AB'nin hükümetin önüne son anda bilinçli olarak sürdüğü

ve TBMM'den; Genelkurmaya ve Cumhurbaşkanlığına kadar bu devletin bütün kurumları narkozlu gözlerle izlerken;

Tayyip Bey'in bir kaç danışmanı ve İngilliz Büyükelçisi ile beraber bir parti binasına Millet adına "KABUL ETTİĞİ"

bu tarihi belge;

Gümrük Birliği sürecinden sonra; Türkiye Devletini bütün kurumları ile AB'nin bir sekreteryası haline dönüştürüyor.

Tayyip ve ekibinin bunu yapmasına kimse şaşmıyor.

Bütün bunlar olurken;

AB'yi Atatürk'ün hedefi olarak gösterirken;

üzerinde Atatürk'ün üniformasını taşımaktan gocunmayanların

bu süreci seyretmesine şaşıyor.

Şaşırmayın Beyler...

Haliç'in peşkeş çekilmeye başlanmasından önce Kasımpaşa'yı kimlerin boşalttığına bakıp..

Şaşırmayın...

Telafer'deki direnişi "PKK" ile bir tutan Dışişleri Bakanı'nın sözlerinden önce,

kimlerin çıt ses çıkarmadığını iyi görüp...

Şaşırmayın...

O kadar çok ki örnekleri, şaşırırsınız.

Siz en iyisi;

Bu noktadan sonra;

Bir elinizle kalbinizi taşıyın.

Diğer elinizi ise; geleceğimizi bu girdabın içine sokanlar için saklayın.


B.G.