YENİ KURMAYLAR, YENİ KARARGÂHLAR - Hüseyin MÜMTAZ
Malın asıl sahipleri meydanı boş bırakınca güç odağı kaçınılmaz olarak elinizin altından kayıyor ve karar alma mekanizması da ister istemez yeni “h-man”lere kalıyor. Elinizde kandil yeni “Abdurrahman Çelebi’ler” arıyorsunuz. Hitler’in Nasyonal Sosyalizm’inde yahut Lenin’in Komünist sisteminde; evet “demokrasi” vardı ama “parti” her şeydi. Dünkü 3 Ekim pazarlık maratonu farkındaysanız AKEPE Genel Merkezi’nden yürütüldü. Bakanlar oraya çağrıldı, partinin yetkili organları orada toplandı, gizli kapaklı pazarlık metinleri oraya gidip geldi, yabancılarla telefon görüşmeleri oradan yapıldı. Başbakanlık, Bakanlar Kurulu, Meclis ve devletin diğer organları yok sayıldı. Cumhurbaşkanı, asker sürecin dışında bırakıldı. Demek ki kıymetli okuyucu AB’ye giren Türkiye değil, Akepe’dir.renovation vejle renovation skive renovakamagra kamagra 100mg kamagra gel
Canlı yayın yapan televizyonlar; “Erdoğan –kurmaylarıyla- AKEPE Genel Merkezi’nde toplantı halinde” diye alt yazı geçtiler.
Demek ki parti binası da yeni tür bir karargah oluyor.
Ben nedense “kurmay” lafına takılı kaldım.
Sonra dönüp Ankara’da gençliğimizde “sabaha kadar ışıkları yanan” kocaman binaların hiç ışık yanmayan karanlık camlarına baktım.
Ve sözlüklerdeki “kurmay” kelimesine artık yeni anlamlar yüklenilmesi gerektiğine hükmettim.
Bütün görüşmeleri partinin yetkili kurulları ile ve parti genel merkezinden yapıp devleti boşuyorsanız;
Washington Times’ın “Türkiye İslâmi faşizme gidiyor” demesine neden bu kadar fazla sinirleniyorsunuz?
Dünkü 3 Ekim günü Ankara’ya iletilen Müzakere Çerçeve Belgesi metni sadece AKEPE Genel Merkezi’nde “incelendi”.
Kamuoyundan saklandı.
Son dakikaya kadar pazarlık yapılıyor görüntüsü verildi, nefesler tutuldu.
İncelemede ne dışişlerinden ne de Genelkurmay’dan “atanmışlar” yoktu.
Gerek duyulmamıştı.
Çerçeve belgeyi Genel Kurmay, Dışişleri, Bakanlar Kurulu, Meclis, Cumhurbaşkanı bilmiyordu ama meselâ Fırat kıyılarının dengir bir çocuğu biliyordu.
Cerbezeli sarışın Ursula Prasnik, Straw biliyordu ama muhalefet partileri bilmiyordu, sokaktaki vatandaş bilmiyordu.
Dün gece biz 21.30’a kadar Gül’ün uçağının kalkmasını, “çetin” pazarlıkların sürüyor olmasına bağlıyor ve bekliyorduk..
Öyle olduğu sızdırılıyordu.
Ama Straw saat tam 17.55’de “Gül’ün davetlerini kabul ettiğini ve geleceğini” duyurdu.
Peki biz 21.30’a kadar neden oyalandık?
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi bile parti genel merkezine gitti.
Ne işi vardır büyükelçinin partide?
Straw bir şey daha söyledi..
Gül’ün konuşma metninin kendilerine ulaştığını ve onaylandığını belirtti.
Metnin önceden görülmesi, Rum tarafının talebi idi?
Düşünebiliyor musunuz, Türk Dışişleri Bakanı neyi nasıl konuşacağını İngilizlere soruyor.
Bu nasıl bağımsızlık ey millet?
Straw başka bir şey daha dedi.
“Türkiye’nin üyeliği AB’nin çıkarlarına hizmet ediyor”..
Bu bile yabancıya hizmet ettiğimizin belgesi ve itirafı değil midir?
Peki, bundan sonra ne olacak?
Bugünkü bütün gazeteler “Atam Rahat Uyu!”, “Viyana Valsi”, “Artık Avrupalıyız”, “Avrupa’nın Ay Yıldızı” gibi şakşakçı manşetlerle çıktılar.
Biz bu filmi daha önce; Aralık 1995 GB ve 17 Aralık 2004 AB Anayasası onaylarında da görmüştük.
Bayram ilan edilmişti.
Şimdi gene bayram.
Erdoğan diyor ki; “Bütün müzakerelerin ucu açıktır”..
Elbette.. Ama hiçbir üye ülkenin müzakere çerçeve metnine baştan ucunun açık olacağı konulmamıştı.,
Açık ve de sivri..
Daha önce üyelik süreci ancak Türkiye’den ileri gelen bir ârıza yüzünden askıya alınabilirdi.
Gördüler ki Türkiye’de askerler artık “demokrat” ve “AB’yi Atatürk’ün yolu” olarak görüyorlar;
Onlar da başka bir kural koydular.
Hazım meselesi..
Görüşmelerin sonunda bakacaklar, AB Türkiye’yi hazmedebilir mi edemez mi?
Yahut müzakereler süresince iyice bölüp parçalayıp sindirilebilir küçüklüklere ayıracaklar..
Ülke ve millet olarak.
Müzakere başlıkları kıymetli okuyucu; tam 35 klasör, ana başlık.
Her klasörün görüşülmesinin başlangıç ve bitiminde oylama yapılacak.
Kimle? 25 üye ülke ile..
25 çarpı 35; 875 oylama eder..
Yâni dün bütün gün çektirilen eziyet, 15 sene boyunca tam tam 875 kere tekrar edilecek.
Neler görüşüldüğü kamuoyundan gizlenerek.
Yabancı yayın organlarının internet sitelerinde dedektifçilik oynayacağız.
Deveye hendek atlatacağız.
İşte hendek, işte deve diyeceğiz.
Görüşmeler eğer 15 sene Akepe kalırsa, yine partiden ve yine danışmanlar aracılığı ile yürütülecek..
Bu tavır, Özkök’ün beyanı ve fikriyatıyla da örtüşüyor.
22’inci Dönem, 4’üncü Yasama Yılı dolayısı ile Arınç’ın verdiği kokteylde Orgeneral Özkök, “3 Ekim’de Lüksemburg’a gidilecek mi, Türkiye masaya oturmalı mı?” soruları üzerine, “Asker olarak bir şey söylemem uygun olmaz, Kararı verecek olanlar, bunun bedelini de ödeyecek olanlardır” diyerek şöyle devam etmemiş miydi:?
"Bu bedeli ödemeyeceksem, dolayısıyla bu karara da müdahil olmak istemem. Asker olarak görevlerim kanunla belirlenmiştir. O görevi de çok iyi yaparım. Bunu da halkın, basının önünde değerlendirmem. Devletin kuralları neyse onun içinde yaparım. O bakımdan böyle suallerin muhatabı da ben olmamam gerekir."
Demek ki “bedel ödeyecek olanlar” görüşmeleri devlet organlarını yok sayarak partiden yürütüyorlarsa ve bu da olağan karşılanıyorsa bize de söyleyecek fazla bir şey kalmıyor.
Peki de Sayın Özkök acaba “bedel ödeyecek olanlar” derken kendisine tarihin hesap sormayacağını mı zannediyor?
Kendisini vâreste ve müstağni mi addediyor?
Peki; “o görevi de çok iyi yaparım” derken meselâ Süleymaniye çuvallarının “tasnif dışı” ve “kapsama alanı dışında” mı olduğunu düşünüyor?
“Birliğin yaptığı ve yapamadığı her şeyden komutan sorumludur” kuralı değiştiyse lütfen söyleyin de yazdıklarımızı geri alalım.
Fakat bütün bunlar olurken, Sayın Özkök’ün tam aksi yönde fikir beyan eden yeni Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın söylediklerini de bir kenara not ediyoruz.
Oramiral Karahasanoğlu dünkü 3 Ekim günü “AB ile el sıkıştıktan sonra parmaklarımızı saymalıyız” dedi.
O da mı KKK gibi kişisel fikrini beyan etti acaba?
Peki Sayın Özkök “bir büfeyi 5’inci kata çıkaran hamaldan liderlik dersi aldığını” söylerken aynı şekilde o da kendi kişisel görüşünü mü açıklamış oluyor?
4 Ekim 2005 tarihli Hürriyet’in internet sitesinden AA’ya atfen verdiği haberin başlığı; “Orgeneral Özkök hamaldan liderlik dersi almış”…
Ben uydurmadım.
Özkök’ün Harb Akademilerinin ders yılı açılışında yaptığı konuşmadan öğrendiğimize göre hamal büfeyi tek başına beşinci kata çıkarınca “Komutan” demiş, “Bu büfeyi Ankara’da benden başka çıkaracak yoktur”.
Ben bu örnekteki “liderlik” dersini doğrusu anlayamadım ey okuyucu..
Hamal büfeyi mi sevk ve idare etmiş de unutulmaz bir lider olmuş?
Anlayan beri gelip yorumunu da aktarırsa sevinirim bir;
İki; artık gazetelerin “Erdoğan parti merkezinde kurmaylarıyla bir araya geldi” yazmalarına da itiraz etmeyeceğim. 4 Ekim 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”