AB4 Ekim 2005 00:00

AB'ye *HAYIR* kampanyası! - Açık İstihbarat

Sayın Yetkili;Türkiye'ye her gelişlerinde Diyarbakır'a gidip "Kürdistan" demeden rahat edemeyen AB yetkililerinden Avrupa Birliği Parlamento Başkanı Joseph Borrell ekim ayı başlarında verdiği demeçte; Avrupa Birliği müzakerelerinin sonucu ile ilgili olarak; "10-15 sene sonra Türkiye bildiğimiz Türkiye olmayacak" demişti. AB üyeliğini fetişizm haline getiren iktidar ve bürokrat kadroların onur kırıcı suskunluğu karşısında gittikçe cüretkarlaşan AB kadroları bu konuda yanılmıyor. Türkiye 10-15 sene sonra bildiğimiz Türkiye olmayacak; Çünkü 10-15 sene sonra bu ülkeyi; Vatandaşlarının gözlerinin içine baka baka yalan söyleyerek AB'yi yıllardır iyi yönetim özleyen insanlarına bir "medeniyet" projesi olarak pazarlamaya çalışan samimiyetsiz ve taşeron kadrolar yönetemeyecektir. 10-15 sene sonra bu ülkenin insanları;cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis forum cialis bez recepta cialis bez receptacialis walgreen coupon site cialis coupon

Sayın Yetkili;

Türkiye'ye her gelişlerinde Diyarbakır'a gidip "Kürdistan" demeden rahat edemeyen AB yetkililerinden Avrupa Birliği Parlamento Başkanı Joseph Borrell ekim ayı başlarında verdiği demeçte; Avrupa Birliği müzakerelerinin sonucu ile ilgili olarak; "10-15 sene sonra Türkiye bildiğimiz Türkiye olmayacak" demişti.

AB üyeliğini fetişizm haline getiren iktidar ve bürokrat kadroların onur kırıcı suskunluğu karşısında gittikçe cüretkarlaşan AB kadroları bu konuda yanılmıyor.

Türkiye 10-15 sene sonra bildiğimiz Türkiye olmayacak;

Çünkü 10-15 sene sonra bu ülkeyi;

Vatandaşlarının gözlerinin içine baka baka yalan söyleyerek AB'yi yıllardır iyi yönetim özleyen insanlarına bir "medeniyet" projesi olarak pazarlamaya çalışan samimiyetsiz ve taşeron kadrolar yönetemeyecektir.

10-15 sene sonra bu ülkenin insanları;


  • 1970 yılında imzaladığı katma protokolle 1976-1986 döneminde Türk işçilere serbest dolaşım hakkı vereceğinin altına imza atmasına rağmen; 1985 yılıdna bu taahhüdünü yerine getirmeyeceğini açıkça ilan eden ve bugün üyelik olsa dahi serbest dolaşıma sürekli kısıtlama hakkı getirmekten sözeden;
  • Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunun temelini oluşturan Londra ve Zürich Anlaşmalarının ve kendi standartlarının aksine; Güney Kıbrıs'ı AB'ye dahil eden;
  • Gümrük Birliği ile Türkiye'yi bir ithalat cennetine çevirerek; cari açığı hem büyütüp hem de kronikleştirdiği yetmiyormuş gibi, Türkiye'nin Gümrük Birliği vasıtası ile hakettiği yardım taahhütlerinin bir tanesini bile yerine getirmeyen
  • 1981'de Yunanistan; 1986'da Portekiz ve bugün bünyesine dahil etmeye çalıştığı veya dahil ettiği bir çok Doğu Avrupa ülkesi sosyal, kültürel ve siyasi alanda Türkiye'nin standartlarının çok gerisinde olmasına rağmen; sürekli Türkiye'yi ayrıştırıcı yeni şartlar sunan
  • Bırakın Türkiye'nin işsizlik sorununa çare olacak dinamikleri barındırmayı; kendi içinde yıllardır çözemediği kronik işsizlik sorunu ile başedemediği için, sosyal güvenlik ve istihdam politikalarını değiştirmeye çalışan;
  • Oligarşiye dönüşmüş bürokratik yapı bahane edilerek, devletin varlığını sürdürmesi için gerekli olan bürakrasiyi gereksiz gösterip devleti işlemez hale getiren, asıl sorunun bürokratik yapılanmanın sistematiğinden değil, gelir dağılımındaki aşırı bozukluğun bürokrasiye yansıması olduğunu bilerek göz ardı eden, adil, rekabetçi serbest piyasanın oluşması için gerekli kurallar ortaya atılınca sermaye düşmanlığı yaygarası kopartırken kendi oligarşik hantal yapısını gizleyen
  • Kendi çiftçisini her türlü yöntemle korurken; yüksek girdi fiyatları, düşük ürün bedelleri ve yüksek reel faizler altında ezilen Türk çiftçisinin üretimini kendi "ortak" politikaları doğrultusunda dışa daha bağımlı hale getirecek;
  • Ermenistan'dan Balkanlara, Irak'tan, Kıbrıs'a Türkiye'nin hassas olduğu bütün coğrafyalarda Türkiye'nin dış politika çıkarlarını gözardı etmekle kalmayıp; sözde Ermeni soykırımından; Güneydoğu'daki su kaynaklarının yönetimine kadar bir çok alanda Türkiye'yi tarihsiz ve sahipsiz bir kukla devlete dönüştürmeye çalışan;
  • Kendi içindeki yönetim sorunlarını halledememiş; Türk kamuoyundan saklanmaya çalışılsa da; oluşturduğu devasa bürokrasi aygıtı yolsuzluklara batmış ve üye ülkelerin kalkınma potansiyellerini; üyelerini bir "kalkınma modeli çuvalına" sokarak baltalayan hantal bir yapıya ve paradigmaya sahip


AB Projesinin ne anlama geldiğini çok daha iyi kavramış olacaklardır.

10-15 sene sonra bu ülkenin yönetimine talip olacak kadrolar; işte bu noktada; Türkiye'nin aydınlık yüzüne perçinlenmeye çalışılan bu demirden AB maskesini milletin yüzünden sıyırıp;

bağımsız, üniter, çağdaş ve dünya gücü bir ülkenin vatandaşları olarak; uluslarüstü değil eşit üye oldukları uluslararası yapıların parçası olarak dünya barışına ve kalkınmasına katkıda bulunan şartları oluşturacaklardır.

Milletimiz yeni ve tarihi bir sınavla karşı karşıya iken;

bu ülkenin vatandaşları yani sahipleri olarak;

kendi ülkemiz üzerindeki egemenliğimizi ve haklarımızı sonu belirsiz hayaller ve boş vaatler adına; Brüksel merkezli güçlerle paylaşmayı asla kabul etmeyeceğimizi belirtir;

tarihte her sürecin ne kadar derin olursa olsun; kararlı milletler tarafından geri döndürülebileceğini , bu Cumhuriyet'in bu tarz bir iradenin somut örneği olduğunu dosta düşmana hatırlatırız.

Avrupa'nın "ötekileri" yaratan; daha sonra da "ötekilere haklar tanıyan" "demokrasi" anlayışına; Mevlana'sından Yunus Emre'sine en az bir medeniyet boyu fark atan bu topraklarda kurulan Cumhuriyet'in AB'ye değil; AB'nin bu Cumhuriyet'e özenmesi gerektiğini bilen vatandaşlar olarak

AB'ye HAYIR; Türkiye Cumhuriyet'ine EVET diyoruz.
 
 
Mektubu ilgili adreslere göndermek için tıklayın: http://www.acikistihbarat.com/Mektuplar.asp?mektup=1