AB2 Ekim 2005 00:00

Geyik Muhabbeti - Hasan Ünal

Son zamanlarda bazı laflar moda oldu. Örneğin, ''biz reformları AB için değil, kendimiz için yapıyoruz'' ve ''önemli olan AB sürecinin devamıdır. Bu süreç üyelik kadar hatta belki de daha fazla önemlidir'' lafları gibi. Üyelik sürecinin üyelikten daha önemli olduğunu söyleyenler aslında, Türkiye''yi lime lime doğramak için AB sürecinin çok iyi bir fırsat sunduğunu ifade ediyorlar.Reformları kendimiz için yaptığımız yönündeki laflar ise tamamen komik. AB süreci uğruna harcanan enerjimiz ve ürettiğimiz reformların (!) hiç birisi Türkiye''nin ihracatını artırmaya yönelik unsurlar içermiyor. TBMM''den çıkarılan uyum kanunlarının hiç birisinin ülkemizde kol gezen işsizliğe çare olması söz konusu değil. AB''nin Türkiye''nin krize doğru sürüklenmekte olan ekonomisini düze çıkaracak hiç bir girişimi yok.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon site cialis coupon

Ülkede yaygın bir şekilde varolan ve bu hükümet döneminde de devam ettiği en son özelleştirme (daha doğrusu Mustafa Balbay''ın tabiriyle özüleştirme) ihaleleri hakkında basında çıkan haberlerden anlaşılan yolsuzluk konusunda AB''nin her hangi bir düzenleme talebi yok. Belki perde arkasında Avrupa şirketleri için bir şeyler istiyorlardır.

AB açısından varsa yoksa PKK talepleri. Terör örgütünün işini kolaylaştıracak ne kadar kanuni düzenleme varsa hepsini yaptırdılar. PKK''nın Kürt kökenli insanlarımızın meşru sesi olmasına yardım edildi ve hala da ediliyor. Ama çok kanallı tek seslilik yapılmasına ve basın ve televizyonların AKP lehine adeta terör estiren girişimlerine karşı AB''den çıt yok. Ama uyuyutulan Türkiye''nin dış politikasına darbe üstüne darbe indiriliyor.

Mesela Kıbrıs. Böyle bir konunun AB''nin siyasi kriterlerinin bir parçası olmaması gerekirken AKP hükümeti''ne kuzu kuzu kabul ettirildi. Türkiye''nin üzerinde oturduğu Kıbrıs zemini Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül''ün sistemli faaliyetleri sonucunda çökertildi. Kıbrıs davasına vurulan son darbe de Ek Protokol oldu. Bunu TBMM onaylarsa vay halimize...

Son haftalarda karşı deklarasyona ve müzakere çerçeve belgesine kabul etmeyeceğimizi daha önceden açıkladığımız ne varsa dolduruldu. Ama bizimkiler işi şimdi de ''ayrıcalıklı ortaklık''lafı müzakere çerçeve belgesine girecekmi yoksa girmeyecek mi tartışmasına indirgediler. Oysa 17 Aralık kararlarının kendisi zaten bu. Daha doğrusu içi boş ve ayrıcalıklı hiç bir tarafı olmayan bir ortaklık. Müzakere çerçeve belgesine bu lafın ayrıca ilave edilmesine gerek yok. Kendimizi bu kadar kandırmak için bu işin tahsilini yapmak lazımdır.

Bütün bunlara Başbakan Erdoğan''ın verdiği cevap ise ilginç. Top AB tarafındaymış Türkiye üzerine düşenleri yapmışmış. Artık AB''nin kendisi bir sınavdan geçiyormuş. Eğer AB Türkiye''ye kapıyı kapatırsa, Türkiye kendi yoluna zaten devam edermiş. Ama bu arada AB''nin bir Hristiyan Klübü olduğu tescil edilirmiş.

Yani biz bütün bu tavizleri sırf AB''nin gerçekte bir Hristiyan Külübü olduğunu ispat etmek için mi yaptık? Bunu ispat için Kıbrıs davamızı alt üst ettik. Bunu ispat için PKK''nın yolunu açtık. Bunu ispat için Türkiye''yi etnikleştirmeyi göze aldık ve bunu ispat için Irak''ta Amerika''nın yaptıklarına göz yumduk.

Bu ne biçim bir dış politika anlayışıdır. AB''nin Hristiyan Klübü olduğu doğruya çok yakın bir tesbittir. AB kendi entegrasyon anlayışını Hrisitiyan ve Musevi değerleri üzerinde yeşeren Avrupa medeniyetinden aldığını zaten söylüyor ve yazıyor. Bunu görmemek için Recep Tayyip Erdoğan mı olmak lazım? Kaldı ki, aynı Erdoğan yakın zaman kadar bu sözleri söylemiyor muydu? Bunun için koca bir devletin iç ve dış politikasını bu kadar tahrip etmeye ne gerek vardı?