Yönetenler Ve Yönlendirenler – Mümtaz Soysal
ZEKERİYA TEMİZEL dünkü yazısında şirket yönetimiyle devlet yönetimi arasındaki başkalıklardan söz ediyordu. Ülkenin içine düştüğü durumları bu başkalıkların birbirine karıştırılmasıyla açıklamaya çalışarak. Yönetmek, elbet bir bilgi, donanım, deneyim, yetenek ve beceri işidir. Ama, bunların karışımı, ağırlığı ve payı değişik alanlara göre değişmeli. Dernek, parti, şirket, belediye, devlet. Hepsi birer yönetim alanı ama, her biri için gerekli karışım farklıdır. Hele işin içine askerlik ya da sanat gibi bir uçtan öbür uca çok farklı nitelikler isteyen alanlar girerse, gerekli karışım dozları büsbütün değişir. Daha doğrusu, değişmesi gerekir. Belediye ya da şirket yönetir gibi devlet yönetmeye kalkışmak olmaz. coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis forum cialis bez recepta cialis bez recepta
Ülkenin bugün içine düştüğü durumlara şöyle bir bakarsanız, sorumluluk alanlarıyla gerekli nitelikler arasındaki doz ayarlamalarının pek birbirini tutmadığını ve ortaya çıkan güçlüklerin biraz da bu ayar bozukluklarından kaynaklandığını görmek zor değildir. Sayın Başbakan belediye yöneticiliğinden ve daha önce de şirket yönetmekten geliyor; dış politikada danışman olarak yanında gezdirdiği kişi ise Amerika'daki vatandaşların dernek yöneticiliğinden gelme. Bakanların çoğunda da bunlara benzer karışımlar çok.
Devlet adamlığı elbet aynı çarktan çıkma kişilere özgü bir yönetim alanı değil. Fakat, yine de önemli olan, kişilerin kendi bilgi, donanım, deneyim, yetenek ve becerilerini geldikleri ya da getirildikleri makamın gereklerine göre ayarlayabilmeleridir. ''Yönetim bilimi'' diye ortak bir bilim alanı bulunsa da, şirket yönetir gibi belediye yönetmek, belediye yönetir gibi devlet yönetmek olmaz. Zaten, yönetim biliminin bile ''iş yönetimi'' ve ''kamu yönetimi'' gibi çeşitli alanlara bölünmüş olması bundandır.
Erol Manisalı da dün, Avrupalı gazetecilere ve öbür medyacılara Türkiye'yi anlatmanın güçlüğünden söz ederken, kendi ''içindeki doğruları'' ortaya döküp bunların Batı'ya ve Avrupa'ya uzanan uçlarını nasıl yüzlerine vurduğunu anlatıyordu: Türkiye'nin dışlanışı, sömürgeci istemlerin dayatılması, içteki maşaların ayarlanışı, iç bozukluk ve dengesizliklerde dış etkenlerin payı.
Ne var ki, yine Sayın Manisalı'nın belirttiği gibi yabancıların bu çabaları içteki işbirlikçilerin, Avrupalılarla aynı havaları çalan sermaye ve medya çevrelerinin, kimi üniversitelilerin ve politikacıların katkılarıyla sürdürülmekte, başkalarının çıkarları için çalışanlarca ayakta tutulmakta. Sorun, yine içte.
Çare, çocukluktan başlayarak eğitimin bütün aşamalarında, aileden başlayarak, ilk ve ortaöğretimde, askerlikte ve özellikle üniversitelerde, bu çeşit iç ve dış etkilere dayanıklı insanların yetiştirilmesidir. Türkiye gibi bir ülkede yönetilenlerin yönlendirilmesi, sadece yönetenlere ve onların emrine kolayca giriveren medyaya bırakılacak bir iş olmamalı. Asıl ve köklü yönlendirme, eğitimcilerindir. Bu çağda bile, eğitimin ulusal kalması bunun için önemli.