AB30 Eylül 2005 00:00

Avrupa Medyası bizi Neden Anlamıyor? Erol Manisalı 

Avrupalı gazeteciler, televizyoncular, radyocular Türkiye'yi bir türlü anlamıyorlar. Olaylara ''kendi gözlükleriyle'' baktıkları için anlamalarına da imkân yok. Son haftalarda 3 Ekim görüşme süreciyle ilgili olarak gelenler fazlalaştı. Alman, Fransız, İngiliz, Belçikalı, Avusturyalı, İsveçli 8-10 medya çalışanı görüş almaya geldiler. Sordukları sorular çok ilginç. Ben onların sorularına şaşırıyorum, onlar da benim yanıtlarıma. Ancak yanıtları art arda dinledikten sonra yavaş yavaş uyanıp anlamaya başlıyorlar. Die Welt'ten gazeteci soruyor: ''Siz Türkiye'nin AB içinde yer almasına karşı mısınız?'' cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciefusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnerenovation vejle renovation skive renovabuscopan link buscopan plus

Yanıt: ''Ben Türkiye'nin AB'ye tek yanlı bağlanmasına karşıyım; Türkiye'nin sömürge durumuna sokulmasına hayır diyorum.'' Cevapları anlamakta zorlanıyor; ''Sayın Manisalı, İsveç, İspanya AB'ye girdikten sonra sömürge mi oldular, Türkiye neden sömürge olsun?'' Sözlerimi hâlâ anlamamış; ''Sayın gazeteci Türkiye üye olmuyor, tek yanlı bağlanıyor''.

- Biraz biraz anlamaya başlıyor ama kafası yine bulanık. Bu defa ben sormaya başlıyorum; siz Blair 'in, Chirac 'ın ya da Schröder 'in, Türkiye'nin tam üyeliği ile ilgili bir eylemini gördünüz mü?

- Alman ya da Fransız gazeteci o anda düşünmeye başlıyor, ''Galiba haklısınız'' sözcükleri dudaklarından dökülüyor.

Gelelim en zor soruya...

Bu tür basit soru ve yanıtlardan sonra sıra, biraz daha zor olanlara geliyor. ''Sayın Manisalı, sizin hükümetleriniz, meclisleriniz, medyanız bu gerçeği görmüyorlar mı?'' Buyrun cenaze namazına... Şimdi ben nasıl yapıp da adama (ya da kadına),

- bir kısmı, gözünü kapatıp görmek istemiyor;

- gören azınlığın sesi duyulmuyor, sansür var;

- ya da ''O kadar cahil olanlar var ki, Avrupalılaşıyoruz diye ülkeyi sağmal inek durumuna düşürüyorlar''...

- Veya ''bilinçli ve programlı bir biçimde, Türkiye'yi AB'nin arka bahçesi yapmak isteyenler olduğunu'' , nasıl olur da söyleyebilirim karşımdakine? İşi kibarlığa (ve kelime oyunlarına) vurup hiç işlemeyen demokrasinin, ''az işlediğini, yetersiz kaldığını; bunun da AB ile ilişkilerde çarpıklığa neden olduğunu'' söylersem hem kendimi hem de karşımdakini kandırmış olacağım. Üstelik ''bizim kimi sermaye çevrelerinin, kendi halkı için değil onlar için çalıştığını'' nasıl söylerim? Hele hele medyanın yüzde doksanının buna dahil olduğunu söylersem gazeteci çıldıracak!..

- Nasıl olur da bu Avrupalılara, kimi şirketlerin, kimi medya çevrelerinin, kimi akademisyen ya da siyasilerin ''AB ve ABD'nin maşaları durumuna geldiklerini'' itiraf edebilirim? Siz bir İngiliz yazarın, ''Tony Blair, Alman ya da Fransız için çalışıyor'' diyebileceğini hayal edebilir misiniz?

Önümde iki seçenek var; ya karşımdaki gazeteciye, vaziyeti kurtarmak için inanmadığım şeyleri söyleyeceğim ya da ''oh be'' deyip gazetecinin suratına gerçekleri haykıracağım.

Okurlarımın da tahmin edeceği gibi ''oh be'' deyip içimdeki doğruları bir bir döküyorum. Üstelik, bu doğruların Avrupa'ya (ve Batı'ya) uzanan uçlarını da Avrupalının suratına vuruyorum.

- Türkiye'yi dışlayan sizsiniz.

- Türkiye üzerindeki sömürgeci talepleri dayatan sizsiniz.

- O sıraladığım, içimizdeki maşaları ayarlayan, Truva atlarını yerleştiren sizlersiniz.

- Türkiye'nin iç bozukluklarında ve dengesizliklerinde bizim kadar sizin de suçunuz var.

- 1961 Anayasası'nı Batı ortadan kaldırdı. Batı sömürgeci olduğu sürece sorunlar çözülmez.

Alışılmış söyleşilerin dışına çıkan bu konuşmalardan karşımdakiler biraz rahatsız olsalar da, ''Haklısınız'' demek durumunda kalıyorlar.

Ben de ''Oh be rahatladım'' diyerek önümdeki kâğıda sözcükleri art arda ekliyorum. Şimdi yaptığım gibi...