Dünya30 Eylül 2005 00:00

Katrina Felaketinin ABD’nin küresel politikalarına Etkisi - DOÇ. Dr. Birol AKGÜN

Amerikanın güney doğu sahillerindeki eyaletleri ve özellikle de New Orleans şehrini vuran Katrina kasırgasında ölenlerin sayısı ve ekonomik kayıpları konusunda henüz resmi bir açıklama yapılmamakla birlikte, felaketin yol açtığı insani ve maddi kaybın 11 Eylül olaylarının neden olduğu kayıplardan çok daha fazla olacağı tahmin ediliyor. Ancak kesin olan bir şey var ki, o da bu doğal afetin hemen ertesinde TV ekranlarına yansıyan yağma görüntüleri ve kamu bürokrasisinin afetle mücadelede ve mağdur halkın yaralarının sarılmasında gösterdiği aciziyet, Bush yönetiminin siyasi gücü ve Amenkan toplumunun geleceği ve etik değerleri konusunda çok ciddi bir tartışmayı da başlatmış gözüküyor. Bu olayın Amerikan toplumundaki bazı fay hatlarını yeniden harekete geçirmesi ve hatta ABD'nin 11 Eylül sonrası dönemde uygulamaya koyduğu tek taraflılığa (uniletralizm) dayalı mevcut dış politikasını kökten sarsacak bir süreci başlatması da beklenmelidir.cleocin 150 mg read cleocin 300 mgcialis walgreen coupon cheap cialis cialis couponkamagra kamagra wikipedia kamagra gel

 

Devlet gece bekçisi

Tartışmaya açılacak konuların başında modern dünyada devletin temel fonksiyonu ve görevlerinin ne olduğu sorusu gelmektedir. Kapitalizmin kalesi sayılan ve liberal devlet geleneğinin egemen olduğu Amerikan toplumunda, devlet daha çok gece bekçisi rolündedir ve toplumsal hayata müdahale etmez. Avrupada görülen sosyal refah devleti, kapitalizmin kalesi Amerika'da asla var olmamıştır. 1930'larda Başkan Roosevelt'in uyguladığı New Deal politikasıyla elde edilen pek çok kazanım da, 1970'lerde güç kazanan neo-liberal akım ve 1980'de iktidara gelen yeni sağ düşüncenin temsilcisi Reagan tarafından ortadan kaldırılmıştır. Oysaki modern devletin gücü, bir savaş ya da doğal afet anında kendi vatandaşlarına ne ölçüde sahip çıktığı ile ölçülür. Bunun içindir ki, Katrinanın vurduğu şehirlerde aç ve açıkta kalan ve kurtarılmayı bekleyen binlerce fakir Amerikan vatandaşı kızgınlık ve şaşkınlık içindedirler. Güneydoğu Asyadaki Tsunami felaketine koşan Amerikan askerlerinin neden kendilerini kurtarmaya gelemediklerini sormaktadırlar. Dahası, uluslar arası toplum da TV ekranlarında gördüğü manzaralara şaşırmakta; Hollywood filmlerinde dünyanın her yerine istediği anda ulaşabilen süper güç Amerikanın nasıl olup da kendi ülkesinde aciz kaldığına hayret etmektedir. Küba ve Venezüella 'nın yardım önerileri ise ibretle izlenmektedir.

New York Times'ın ünlü yazarı Thomas Friedman, Bush yönetiminin çekirdeğini oluşturan Neo-Con'ların Üsame Bin Ladin'le mücadele için doğru bir ekip olabileceğini ama bu tür doğal felaketler ile fakirlik ve ırkçılık gibi sosyal sorunlarla mücadele etmek için hazırlıksız ve yetersiz kaldıklarını; çünkü muhafazakarların buna devletin bir işi olarak değil toplumun ve gönüllü hayır kuruluşlarının bir görevi olarak baktığını söylüyor. "Eğer Bush bu bilinen politikasına devam ederse, Katrinanın bir kenti yok ettiği gibi onun başkanlığını da yok edecektir" (NYT, 7.9.2005).

Katrina felaketinin yeniden gündeme getirdiği bir diğer can alıcı tartışma da ülkenin kanayan yarası ırkçılık ve fakirliktir. New Orleans kentinin üçte ikisi siyahtır ve toplam nüfusun yüzde 30'u neredeyse yardıma muhtaç fakirlerden oluşmaktadır. Cazın ve müziğin merkezlerinden biri olan bu kentteki fakir siyahlar bir anlamda, birinci dünyadaki "üçüncü dünyalılar" gibi yaşmaktadır. Yarım milyon nüfuslu şehirde toplam 120 bin kayıtlı araç olduğu söylenmektedir. Durumu iyi olanlar kendi vasıtalarıyla şehri günlerce öncesinden terk etmiştir. Hızı saatte 280 mili bulan ve beşinci derecede yani en etkili kasırganın hızla yaklaştığı meteoroloji yetkililerince günler öncesinden bildirilmesine rağmen, ne federal hükümet ne de Louisiana eyalet yönetimi fakir halkı bu bölgeden uzaklaştırmak için toplu taşım araçları göndermiştir. Bu nedenle bölgenin siyah fakir halk, kendilerine karşı en temel insani duyarlılığın gösterilmediğini bile bile ölüme terk edildiklerini iddia etmektedir. Eğer aynı durumda beyazlar olsaydı, Amerikan toplumunun ve hükümetin çok daha duyarlı davranacaklarını söylemektedirler. Sebebi ne olursa olsun Katrina kasırgası, Amerikan toplumunda mazide kaldığı sanılan fakirlik ve ırkçılığın üzerindeki külleri atarak alevli bir tartışmayı yeniden Amerikanın siyasal gündemine taşıyacağı anlaşılmaktadır.

İnsan insanın kurdu

Felaketin ortaya çıkardığı ırkçılık ve fakirlikle bağlantılı bir diğer sorun da ahlaki erozyondur. Felaket bölgesindeki alış-veriş merkezleri herkesin gözü önünde çetelerce soyulmuş ve yağmalanmıştır. Görüntüler ekonomik kriz sonrasındaki Arjantin 'de yaşanan sosyal anamoliyi ve işgal sonrasında Irak'ta yaşanan anarşik ortamı hatırlatmaktadır. Medeni yaşamın temelini oluşturan toplumsal düzen ve kanun ve nizam hakimiyeti tamamen kaybolmuştur. İngiliz siyasi filozofu Thomas Robbes'un ünlü sözünü hatırlatırcasına nerdeyse "insan insanın kurdu" haline getirmiştir. Bu düzensizlik ve yağma olaylarının nedenini sadece açlık ve fakirlikle açıklanamaz elbette. Olaya bir toplumsal etik sorunu olarak bakmak gerekir. Acımasız bir vahşi kapitalizmin Amerikan toplumunda insanların toplumsal ahlak, ortak sorumluluk ve dayanışma duygularını nasıl kemirdiğini gösteren çağrıcı bir enstantane; ama aynı zamanda yoksul alt sınıfların varlıklı üst sınıflardan bir tür öç alma eylemine dönüşen bir kaos ortamı.

Ve nihayet Katrina Kasırgası'nın başlattığı ve belki de dünya halkları için hayırlı sonuçlar doğurabilecek bir tartışma da, Amerikan yönetiminin 11 Eylül sonrasında geliştirdiği ulusal güvenlik tanımı ve bu amaçla seçtiği tek taraflılığa dayalı "önleyici savaş" politikasının mantığının Amerikan kamuoyunca ilk kez bu kadar ciddi biçimde sorgulanmasıdır. Ulusal güvenlik kavramının binlerce mil uzaktaki düşmanın yok edilmesi kadar ve hatta ondan çok önce, doğal afetler de dahil olmak üzere ülke içindeki vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit eden tehlikelerin tümüyle aynı ölçüde mücadele edilmesi gerçeği vurgulanmaktadır. Bush yönetimi, bu tür felaketlerde ilk kurtarma faaliyetini üstlenen ulusal muhafızları çoğunu ve gerekli araç ve gereci lrak'a göndermiştir. Üstelik hükümet, 200 milyar doları aşan Irak savaş bütçesi nedeniyle, ülke halkının refahına yönelik pek çok sosyal program gibi acil afetlerle mücadele işlerinden sorumlu Federal kuruluş olan FEMA'nın da ödeneklerini tasarruf gerekçesiyle kısmıştır. Bu nedenle de Katrina sonrasında acil müdahale ve yardım için ne yeterli eğitilmiş askeri personel ne de malzeme ve araç gereç vardı. Asayişi sağlamakla görevlendirilen 300 kişilik bir birlik ise ta Irak'tan getirilmiştir. Bu nedenle halk, Irak işgalinin mantığını ve meşruluğunu şimdi daha ciddi biçimde sorgulamaktadır. Nitekim PEW şirketinin Katrina olayından bir kaç gün sonra yaptığı ankete göre, Başkan Bush'a yönelik siyasi destek ilk kez yüzde 40'ların altına düşmüştür.

Dahası bazı kesimler, Katrina kasırgası ve Asyadaki Tsunami gibi öldürücü doğal olayların sıklığında son yıllarda görülen artışın küresel ısınmaya bağlı olduğunu belirterek, Bush yönetiminin küresel iklim değişmelerini önlemek için hazırlanan Kyoto sözleşmesini imzalamayarak bu tür felaketlerin artışına davetiye çıkardığını iddia etmektedirler. Çünkü kapsamlı bir ulusal güvenlik stratejisinin, uluslararası terörle mücadele etmek kadar, felaketlere zemin hazırlayan küresel ısınmayı önlemeyi de içermesi gerekmektedir. Böyle bir ulusal güvenlik tanımı ise, ABD'nin son yıllarda benimsediği tek taraflılık politikasını terk ederek, diğer uluslarla zorunlu bir işbirliği (çok taraflılık) stratejisini benimsemesini gerektirir.

ABD toplumu sarsıldı

Özetle, Katrina kasırgası Amerikan toplumunu derinden sarsmış gözüküyor. Dünyaya meydan okuyan devasa ekonomik, askeri ve teknolojik güce sahip bir devletin, kendi halkının en zor anında aciz kalması toplumun devlete ve siyasi liderlere olan güvenini derinden sarsmışa benziyor. Eğer millet olmak tasada ve kıvançta

kader birliği yapmaksa, New Orleans'tan dünya TV'lerine yansıyanlar Amerikan toplumunda çok ciddi bir "uluslaşamama" sorunu yaşandığını göstermektedir. Bu konuda Türk halkının 1999 İzmit depreminden hemen sonra gösterdiği örnek dayanışmayı bir kez daha takdirle hatırlamak gerekir. O deprem bize, insanlığımızı ve doğa güçleri karşısındaki zayıflığımızı ne kadar gösterdiyse, tüm dünyadan bize ulaşan yardımlar da ulus olarak; dünyada yalnız olmadığımızı ve başkalarına da güven duymamız gerektiğini öğretti. Türk-Yunan siyasi yakınlaşmasında, iki ülkede yaşanan deprem acılarının etkisini hatırlatmak yeterli olur sanırım 11Eylül sonrasında da tüm dünya halkları kendilerini Amerikalı hissetmişti. Hatta Fransızların ünlü Le Monde gazetesi "Hepimiz Amerikalıyız" manşetiyle çıkmıştı. Ancak ABD'nin terörle mücadele adına benimsediği, diğer ulusları ve BM gibi uluslararası örgütleri yok saymaya dayalı dışlayıcı imperial hubris (emperyal gurur) yaklaşımı, son yıllarda dünya kamuoyunda ciddi bir Amerikan karşıtlığı yarattı. Son Katrina felaketi sonrasında Amerikan halkının "neden kimse bize yardıma gelmiyor" sorusunun cevabı biraz da burada gizli. Umarız Amerikan yönetimi ve özellikle Amerikan siyasal eliti, Katrina felaketinden gerekli insanlık dersini çıkarır ve diğer dünya uluslarına karşı daha mütevazı ve onların karşılaştığı zorluklara karşı daha duyarlı ve anlayışlı hale gelir. Zira New Orleans kentinde Amerikan halkının kasırga ve sel felaketi sonrasında yaşadığı çaresizlik ve mahrumiyet hissini, Irak, Sudan, Filistin ve Afganistan gibi üçüncü dünya ülkelerindeki insanlar her gün yaşıyor.