Dış Politika29 Eylül 2005 00:00

MELEKLER VE ARABIN HANÇERİ - Hüseyin Mümtaz

Erdoğan Umman’a gitmeden televizyonlarda ulusa son seslenişinde ‘’AB müzakere süreci uzun, zorlu bir süreç. Bunu biliyoruz. Ancak süreç boyunca sabırlı ve kararlı olacak, bu süreci ilmik ilmik dokuyarak tam üyelik hedefine kuşkusuz ulaşacağız" dedi ve arkasından, Avrupa Parlamentosu ‘’Ermeni soykırımını da tanıyın’’ diyerek boynumuza ilmiği gerçekten geçirdi.             Hem de, ‘’Aferin’’ bekleyerek İstanbul’da Erdoğan-Gül-Çiçek-Arınç destekli Ermeni konferansını gerçekleştirdiğimizin üzerinden daha üç gün geçmeden.             Erdoğan’ı Umman’da Ortadoğu’nun Kâbus’u sarayının kapısında karşılamış.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

            Sultan Kâbus’un sarayında bulunan ve 20 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği caminin maketi; Erdoğan’ın gözlerini kamaştırmış.

            Bunun üzerine Kâbus da, belinden eksik etmediği kıvrık Arap hançeri ‘’cenbiye’’nin bir benzerini Erdoğan’a hediye etmiş.

            Ve Erdoğan’a denmiş ki; ‘’Bu hançeri kınından çıkarınca saplamak, gelenektir’’.

            Bu hançeri biz iyi tanırız.

            Bu Arap Hançeri 1914-18 arası Şam-Lübnan ve Kanal’da dedemin sırtına saplanmıştı.

            Dedemin Çanakkale ve Kanal Harekâtı gazisi olduğunu söylemiş miydim?

            Mozaikçiler fırsat düştükçe Çanakkale’de biz de vardık derler.

            Peki ama neden ‘’Kurtuluş Savaşı’’nda hiç ve asla ve katiyen bulunmadıklarını söylemezler?

            Kâbus işte bu cenbiyeyi Erdoğan’a hediye ederken marazî bir zevk-hınç duymuş olabilir ama Erdoğan’ın kabul ederken neler hissettiğini inanın bilmiyorum.

            Tam da aynı saatlerde Ankara Başbakanlık’ta, tam ‘’sekiz yıl aradan sonra’’ toplanan Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nda, "İslami terör" kavramının yerine hangi kavramın kullanılacağına karar verilememiş.

Hükümet kanadı bu kavramı yanlış bulurken, asker de, laiklik karşıtı radikal dinci örgütleri tanımlamak için kullanılan "fundamentalist" kavramının yeterli olmadığını savunmuş.

Terörün finansmanının kesilmesi için mücadele konusunda da ilke kararı alınmış ama Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün başkanlık ettiği ve yaklaşık 5 saat süren toplantıda Genelkurmay Başkanlığının, daha önce de ilettiği terörle mücadele konusunda Başbakanlık'a bağlı birim kurulması önerisi hükümet kanadınca kabul görmemiş. Kurul toplantılarının etkin biçimde sürdürüleceğini belirten hükümet, buna karşılık kurumlararası koordinasyonun sağlanması görüşünü tekrarlamış.

Ülkede her gün iki-üç güvenlik görevlisi şehit olurken;

Washington Times ‘’Türkiye’nin İslâmcı-faşist bir yapıya dönüştürüldüğünü’’ yazarken;

Sekiz yıl aradan sonra ‘’lütfen’’ toplanan TMYK daha terörün tarifinde anlaşamamış…

Erdoğan’ın ‘’cenbiye’’ hediye alırken TMYK’nun İslâmi Terör’e isim koyamaması, doğrusu beni hiç şaşırtmadı.

Siz şaşırdınız mı?

Peki TMYK’nun; tam da ateş bacayı sarmışken terör tarifiyle vakit geçirmesini neye benzettiniz?

Bizans fethedilirken sur içi ahalisi Ayasofya’da neyi tartışıyordu zannediyorsunuz?

Yahut mütareke İstanbul’unda, başka hiçbir iş kalmamış gibi Maarif ve Şeriye Nezaretlerinin Vahdettin’in emriyle; ‘’Müslüman kadınların nasıl giyinmeleri konusunda’’ komisyon kurup saatler ve günlerce bunu tartışmaları ne demekti zannediyorsunuz?

Son bir melek muhabbeti de ‘’57’inci Cumhuriyet Hükümeti’’nden..

İsmail Cem anlatıyor..

‘’12 Ocak 2000'de MHP'yi ikna etmek için 9 saatlik zirve gerçekleşti. Ecevit'e toplantı öncesi resmi nitelikte olmayan bilgi notu hazırladım. Toplantı sonunda Bahçeli ikna edildi. Bilgi notunda özetle şu ifadeler yer almıştı: ’- Bağımsız Türk yargısının kararına gölge düşürmemek için Strasbourg'daki davanın sonucunu beklemek gerekir. - Terörbaşı nedeniyle Türkiye'ye bir 15 yıl daha kaybettirme hakkımız yok."

‘’Resmi nitelikte olmayan’’ bilgi notundaki özelliği ve güzelliği ve mantık örgüsünü ve Bahçeli’nin neye ikna olduğunu görüyor musun kıymetli okuyucu?

‘’Bağımsız Türk yargısının kararına gölge düşürmemek için Strasbourg'daki davanın sonucunu beklemek gerekir’’miş..

Strasbourg’daki mahkemenin kararını bekleyen bir Türk yargısı nasıl bağımsız oluyor?

‘’Terörbaşı nedeniyle Türkiye'ye bir 15 yıl daha kaybettirme hakkımız yok"muş..

Kaybetmedik değil mi?

Ve daha kaybedecek neyimiz kaldı?

Hem Washington Times’a neden kızdınız?

‘’Gözünüzü toprak doyursun’’, ‘’Ne Mutlu Türk’üm demek yok’’, ‘’Alışmış kudurmuştan beterdir’’ üslûbu ve Valilerin geleneksel Türk oyunlarını, Kaymakamların da İstiklal Marşı Ve Andımız’ın hoparlörlerden yayınlanmasını yasaklamaları sizce İslamofaşist değil de liberal İslâmi söylemler mi?

Antalya Valisi de şehrin imarının bozulmasına gerekçe olarak ardı sıra gelen Yörük göçlerini göstermiş.

Bütün bunlardan sonra Büyükanıt’ın ‘’Yaban kazlarının vahşi çığlıkları’’ sözünü bir hoş sedâ olarak mı kaydetmeliyiz acaba?  29 Eylül 2005


“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”