Siyaset28 Eylül 2005 00:00
Görsel İktidar ve İdealizm - Özcan Yeniçeri
Gösteri ve görsel iktidar acımasızdır. Tüketimi teşvik uğruna bürünmeyeceği kılıf, çevirmeyeceği dolap, yıkmayacağı yapı, kışkırtamayacağı güdü ve ciğnemeyeceği kutsal yoktur. Kapitalizm ne kadar sosyalize edilmeye çalışılırsa çalışılsın temelde vahşi, merhametsiz ve acımasızdır. Medya denilen görsel aygıtlar dünyası da kapitalizmin tüketim ideolojisinin biçimlendiricisidir. Bu bağlamda bütün toplumsal değerler ilgi alanına girer. Toplumların tüketim karşıtı ahlaki, dini, ailevi ya da milli değerlerinin yenilgiye uğratılması kapitalizm için hayati derecede önemlidir.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis walgreen coupon site cialis coupon
Bu amaç için vizyona sokulan programlar; gelenekleri, töreleri, dini, ahlaki ve kültürel değerleri acımasız bir biçimde çiğnemekle görevlidirler. Böylece bireyler arasında geçiçiliği esas alan zevk eksenli davranışlar yaygınlaştırılmış olur. Yine bu bağlamda "heva ve hevesini" daha anlaşılır bir deyişle egosunu Tanrı edinen ne kadar adam varsa hepsi medya tarafından popüler hale getirilir.
Sıfırdan zirve, zirveden sıfır yaratmak onların işidir. Görsel iktidarı kontrol edenler hiç bir özelliği olmayan insanlara "ilahlık", "imparatorluk", "krallık", "sultanlık" payesi verebilir. Karınlığın prenslerini aydın birer düşünür olarak kabul edilmesini sağlayabilirler. Bu bağlamda sanal şöhretler, değerler ve şanlar; faziletli ve onurlu değerlerin üzerini bir çarşaf gibi örter. Bireyler kendilerine sunulanlarla yetinmedikleri takdirde bir anda tepeden tavana yuvarlanmış olduklarını görebilirler. Vasatlığı ve sıradanlığı reddedenlerin ayakta kalması neredeyse imkansız hale gelir.
İnsanlık tarihinde iddiasızlık, idealsizlik, değersizlik ve sıradanlığın bu denli ödüllendirildiği bir başka zaman diliminin olup/olmadığı bilinmemektedir. Bugün erdem, onur, değer, asalet, ar, haya, edep, utanma duygusu gibi değerlerin yerini şehvet düşkünlüğü, zevk budalalığı, tatminsizlik, utanmazlık, hayasızlık gibi değerlerle yer değiştirmesinde görsel aygıtların rolü tartışılamaz.
Bu insan psikolojisi üzerinde yapılan onlarca operasyonun sonucudur. Bireyler öncelikle kendilerini topluma bağlayan aile, din, ahlak, gelenek gibi aidiyetlerinden koparıldıktan sonradır ki, üzerlerinde her türlü operasyonun yapılabileceği kadavraya dönüştürülebilmişlerdir. Sonuçta özneler nesneliği kabul etmeleri ile kapitalizmin zaferi ilan edilmiştir.
Görsel aygıtlar kapitalist tüketim çarkını yağlayarak ilevselleştirmeye büyük katkı sağlamışlardır. Bu sayadedir ki, kalıcılığın yerine geçiciliği, bütünsel ilişkinin yerine parçayı, imanın yerine inançsızlığı ikame edilebilmiştir. Yapılan yayınlar, insanların bilinç altına nüfuz ederek malların olduğu gibi insanların da son kullanma tarihleri olduğu duygusu yerleştirilmiştir. Böylece insan ilişkileri eşya ilişkisine dönüştürülerek kullanan ya da kullanılan ikilemi içine sokulmuştur.
Sonuçta kapitalist komprador göbeğinin haçmiyle, bu sistemin ürettiği gençler ise göbeklerinin açıklığı ile kendini kanıtlar hale gelmiştir.
Varlığını; göbeğinin açıklığına, omuzundaki dövmelerin çekiciliğine, farklılığını; burnundaki, dilindeki ya da kulağındaki küpeye indirgeyenler de eksik olan nedir? Fizikin ruhu bu kadar dar alana hapsetmesi ne ile izah edilebilir? Kafasını beslemekten çok saçlarını çeşit çeşit markalı jölelere bulandıran bir gencin beynine güneş kafasındaki jöleleri aşarak nasıl ulaşır. Boşvermişlik, tatminsizlik ve değersizlik illetinin girdabında kıvranın bu nesil kimlerin eseridir?
Bu durum milli hırsı ve değerleri, önemli ölçüde hasara uğratmaktadır. Yaşama zevkinin yaşatma aşkı ile birleştirebilenler ancak, güdü ve dürtüleriyle (heva, heves, ego, nefs) olan kavgalarını kazananlardır. Yaşamayı vücuduna ya da derisinin içine indirgeyenler ise milli ve manevi değerlere karşı yabancılaşırlar.
Türkiye''de yirmibeş yıldır değerleri felç eden iki önemli olgudan söz edilebilir. Bunlardan birincisi 12 Eylül darbesi, ikincisi de medya terörüdür. Birincisi idealleri yıktı ikincisi de değerleri.
12 Eylül sonrası kapitalizmin tuzağına düşen bir çok olgun yaştaki idealist genç kapitalist hayat tarzını benimsedikleri ölçüde ödüllendirilmişlerdir. İddia, ilke ve ideallerinden taviz verdiği oranda makam, mevki ve zenginliklere gark edilmişlerdir. Medya terörü ise daha çok idealizmle tanışma fırsatı bulamayanların üzerinde etkili olmuşlardır. Medya şehitliği (!) bu bağlamda düşünülmelidir.
Sıfırdan zirve, zirveden sıfır yaratmak onların işidir. Görsel iktidarı kontrol edenler hiç bir özelliği olmayan insanlara "ilahlık", "imparatorluk", "krallık", "sultanlık" payesi verebilir. Karınlığın prenslerini aydın birer düşünür olarak kabul edilmesini sağlayabilirler. Bu bağlamda sanal şöhretler, değerler ve şanlar; faziletli ve onurlu değerlerin üzerini bir çarşaf gibi örter. Bireyler kendilerine sunulanlarla yetinmedikleri takdirde bir anda tepeden tavana yuvarlanmış olduklarını görebilirler. Vasatlığı ve sıradanlığı reddedenlerin ayakta kalması neredeyse imkansız hale gelir.
İnsanlık tarihinde iddiasızlık, idealsizlik, değersizlik ve sıradanlığın bu denli ödüllendirildiği bir başka zaman diliminin olup/olmadığı bilinmemektedir. Bugün erdem, onur, değer, asalet, ar, haya, edep, utanma duygusu gibi değerlerin yerini şehvet düşkünlüğü, zevk budalalığı, tatminsizlik, utanmazlık, hayasızlık gibi değerlerle yer değiştirmesinde görsel aygıtların rolü tartışılamaz.
Bu insan psikolojisi üzerinde yapılan onlarca operasyonun sonucudur. Bireyler öncelikle kendilerini topluma bağlayan aile, din, ahlak, gelenek gibi aidiyetlerinden koparıldıktan sonradır ki, üzerlerinde her türlü operasyonun yapılabileceği kadavraya dönüştürülebilmişlerdir. Sonuçta özneler nesneliği kabul etmeleri ile kapitalizmin zaferi ilan edilmiştir.
Görsel aygıtlar kapitalist tüketim çarkını yağlayarak ilevselleştirmeye büyük katkı sağlamışlardır. Bu sayadedir ki, kalıcılığın yerine geçiciliği, bütünsel ilişkinin yerine parçayı, imanın yerine inançsızlığı ikame edilebilmiştir. Yapılan yayınlar, insanların bilinç altına nüfuz ederek malların olduğu gibi insanların da son kullanma tarihleri olduğu duygusu yerleştirilmiştir. Böylece insan ilişkileri eşya ilişkisine dönüştürülerek kullanan ya da kullanılan ikilemi içine sokulmuştur.
Sonuçta kapitalist komprador göbeğinin haçmiyle, bu sistemin ürettiği gençler ise göbeklerinin açıklığı ile kendini kanıtlar hale gelmiştir.
Varlığını; göbeğinin açıklığına, omuzundaki dövmelerin çekiciliğine, farklılığını; burnundaki, dilindeki ya da kulağındaki küpeye indirgeyenler de eksik olan nedir? Fizikin ruhu bu kadar dar alana hapsetmesi ne ile izah edilebilir? Kafasını beslemekten çok saçlarını çeşit çeşit markalı jölelere bulandıran bir gencin beynine güneş kafasındaki jöleleri aşarak nasıl ulaşır. Boşvermişlik, tatminsizlik ve değersizlik illetinin girdabında kıvranın bu nesil kimlerin eseridir?
Bu durum milli hırsı ve değerleri, önemli ölçüde hasara uğratmaktadır. Yaşama zevkinin yaşatma aşkı ile birleştirebilenler ancak, güdü ve dürtüleriyle (heva, heves, ego, nefs) olan kavgalarını kazananlardır. Yaşamayı vücuduna ya da derisinin içine indirgeyenler ise milli ve manevi değerlere karşı yabancılaşırlar.
Türkiye''de yirmibeş yıldır değerleri felç eden iki önemli olgudan söz edilebilir. Bunlardan birincisi 12 Eylül darbesi, ikincisi de medya terörüdür. Birincisi idealleri yıktı ikincisi de değerleri.
12 Eylül sonrası kapitalizmin tuzağına düşen bir çok olgun yaştaki idealist genç kapitalist hayat tarzını benimsedikleri ölçüde ödüllendirilmişlerdir. İddia, ilke ve ideallerinden taviz verdiği oranda makam, mevki ve zenginliklere gark edilmişlerdir. Medya terörü ise daha çok idealizmle tanışma fırsatı bulamayanların üzerinde etkili olmuşlardır. Medya şehitliği (!) bu bağlamda düşünülmelidir.