Plaza 2005 - Ergin Yıldızoğlu
ABD'li üreticiler, 1980'lerde, benzer bir biçimde Japon malarından yakınıyorlardı. Japonya'nın dış ticareti ABD karşısında 50 milyar dolar fazla veriyor, Japonya dünyanın en fazla kredi veren ülkesi durumuna yükselirken ABD en borçlu ülke konumuna düşüyordu. Japonya elindeki fazlayı kullanarak ABD varlıklarını, ABD kamuoyunda “Vatan elden gidiyor” çığlıklarına neden olacak bir hızda satın alıyordu. 1970'lerin ikinci yarısında başlayan “Yükselen güç Japonya” edebiyatı iyice yoğunlaşmıştı. Japonya, ABD karşısında yeni hegemonya adayıydı. ABD kongresinde korumacılık eğilimleri güçleniyor nihayet Senatör Gephard'ın Japon mallarına yüzde 20 vergi koyma önerisi 1988'de “Süper 301” denen korumacı yasanın geçmesine olanak sağlıyordu. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Pazartesi yazımda, dünya ekonomisindeki dengesizliklerle ilgili kaygıların ve tartışmaların yoğunlaşmaya başladığını yazmıştım. Wall Street Journal yazarlarından ve RGE Monitor'ün editörü ekonomist Nouriel Rubini de “Dünyanın en büyük ekonomisi (ABD), aynı zamanda dünyanın en borçlu ekonomisi ve böylece dünyanın tasarruflarının en büyük parçasını emiyor. Üstelik, yükselen ve potansiyel bir süper güç Çin, bu ekonominin en büyük alacaklısı. Böyle bir duruma ilişkin hiçbir deneyimimiz yok” diyor.
20 yıl önce bir eylül günü...
Aslında, 12 Eylül 1985'te, G5 ülkeleri (ABD, Japonya, İngiltere, Fransa ve Almanya) arasında imzalanan Plaza Anlaşması'na bakarak, benzer bir durumla daha önce de karşılaştığımız söylenebilir. G5 ülkeleri, Plaza Anlaşması'yla ABD Doları'nı, Japon Yeni karşısında devalüe etmeye karar vermişlerdi. İki yıl içinde dolar 240 yen''den 120 yen'e geriledi.
Bu gün de kimi yorumcular ikinci bir Plaza Anlaşması'yla, doları, bu kez, Çin parası yuan karşısında, düzenli bir biçimde devalüe ederek uluslararası dengesizlikleri, bir çöküşe yol açmadan, gidermenin olanaklı olduğunu savunuyorlar. Gerçekten de, 1980'lerin ortasında ABD karşısında Japonya'nın konumuyla bugün Çin'in konumu arasında çarpıcı benzerlikler var, ama çok önemli farklar da...
Dün Japonya bugün Çin...
Bugün ucuz Çin mallarının ABD piyasalarını “haksız bir rekabete dayanarak” (dolar karşısında değerlenmemekte ısrar eden yuan sayesinde) istila ettiğinden yakınan ABD'li üreticiler, 1980'lerde, benzer bir biçimde Japon malarından yakınıyorlardı. Japonya'nın dış ticareti ABD karşısında 50 milyar dolar fazla veriyor, Japonya dünyanın en fazla kredi veren ülkesi durumuna yükselirken ABD en borçlu ülke konumuna düşüyordu. Japonya elindeki fazlayı kullanarak ABD varlıklarını, ABD kamuoyunda “Vatan elden gidiyor” çığlıklarına neden olacak bir hızda satın alıyordu.
1970'lerin ikinci yarısında başlayan “Yükselen güç Japonya” edebiyatı iyice yoğunlaşmıştı. Japonya, ABD karşısında yeni hegemonya adayıydı. ABD kongresinde korumacılık eğilimleri güçleniyor nihayet Senatör Gephard'ın Japon mallarına yüzde 20 vergi koyma önerisi 1988'de “Süper 301” denen korumacı yasanın geçmesine olanak sağlıyordu. Avrupa ülkeleri, ABD'de yükselmekte olan korumacı eğilimleri dizginlemek için, “küresel serbest piyasa kurma projesini” dış politika prensibi olarak benimsemiş Reagan yönetimini desteklediler, Japonya''ya baskı yaptılar. Soğuk Savaş koşullarında, dış politikada, adeta bir ABD protektorası olan Japonya da baskılara direnmedi ve Plaza Anlaşması imzalandı.
... ama farklı
Japonya'nın dünkü konumuyla Çin'in bugünkü konumu arasında büyük benzerlikler var ama, uluslararası ilişkiler uzmanı, ekonomist Hisane Misaki'nin Asia Times'daki yazısında ayrıntılı bir biçimde vurgulandığı gibi, çok önemli farklar da söz konusu. Çin'i bir “Plaza Anlaşması”na zorlamak kolay değil.
Örneğin ekonomik düzleme bakınca ABD'nin en azından iki çelişkiyle karşı karşıya kaldığı görülüyor. Birincisi, Çin''den gelen ucuz mallar belki ABD'nin ticaret açığını büyütüyor ama, bu mallar sayesinde ABD sermayesi, işçi sınıfına gerekli ücret mallarının fiyatlarını düşük tutarak (“Wall Mart” etkisi) emeğin yeniden-üretimi maliyetinin yükselmesini engelleyebiliyor. İkincisi, Çin'den ABD'ye yapılan ihracatın çok büyük bir kısmını ABD çokuluslu şirketleri gerçekleştiriyor. Birincisi bir emek sermaye çelişkisine, ikincisi de yerel ABD sermayesiyle uluslararacılaşmış ABD sermayesi arasındaki, uzlaşması zor bir çelişkiye işaret ediyor.
Uluslararası siyasi ilişkilerde de durum çok farklı. Birincisi Soğuk Savaş bitti; ABD'nin o zaman Japonya karşısındaki konumu bugün Çin için geçerli değil. İkincisi, Çin'in jeopolitiği de 1980'lerdeki Japonya'dan farklı. Çin askeri harcamalarını arttırıyor, Rusya ve Asya ülkeleriyle (Şengen grubu) ABD karşıtı bir ittifakı geliştirmeye çalışıyor aynı anda, ABD karşıtı İran ve Venezüella gibi petrol zengini ülkelerle ekonomik, diplomatik ilişkilerini güçlendiriyor, kendi bölgesindeki ülkeler karşısında dış ticaret açığı vererek ekonomik lokomotif işlevi görüyor. Nihayet ABD'nin bölgedeki en büyük müttefiki Japonya'nın, ABD karşısında bağımsızlığı artarken Çin karşısında ekonomik bağımlılığı artıyor. Çin, 2004'te Japonya'nın dış ticaretinde birinci sıraya oturdu. Buna karşılık Japonya Çin'in dış ticareti içinde birinci sıradan üçüncü sıraya düştü.
Sonuç olarak, dünya ekonomisindeki dengesizlikleri, yeni bir “Plaza Anlaşması”yla yumuşak bir biçimde gidermek olanaklı görünmüyor...