SADECE “İRTİCA” VE “PKK” MI? - Selahattin Erol
Asıl şaşırtıcı olan, gerek Gerek Org. Büyükanıt'ın gerekse yıllardan beri TSK adına konuşan üst düzey komutanların, tehdit anlayışının sadece irtica ve PKK ile sınırlı olmasıdır. Oysa Türkiye, PKK ve irticai faaliyetler kadar büyük ve tehlikeli olan bir başka tehditle daha karşı karşıyadır. Üstelik bu, artık tehdit olma aşamasını da çoktan aşmış, yaşamakta olduğumuz bir gerçekliğe dönüşmüştür : Türkiye ekonomisi tasfiye edilmektedir ! Ne ilginçtir ki, TSK adına konuşan komutanlardan bu konuda tepkisel tek bir söz duymak mümkün değildir. Acaba TSK yetkilileri ülkemize sefalet ve yoksulluk getiren Dünya Bankası programlarını, IMF reçetelerini ulusal ekonomiye yönelik bir tehdit olarak görmüyor mu ? Stratejik öneme sahip KİT'lerin, haraç mezat yabancı tekellere devredilmesine karşı neden suskun duruyorlar ? Tarımın çökertilmesine yönelik politikalar, finans, özelikle de bankacılık sektöründeki yabancı sermaye payının endişe verici sınırlara ulaşması, iç pazarın bir yabancı işgali altında olması, borç stokunun 350 milyar doları geçmiş bulunması ulusal ekonomi ve devlet açısından bir tehlike olarak değerlendirilmiyor mu ? cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Org. Yaşar Büyükanıt’ın “Avrupa Parlamentosu’nda, terörle mücadelemizi ’saldırgan askeri operasyonlar’ olarak niteleyen düşünce ve ifade şeklini esefle kınıyorum” şeklindeki sözleri anlamlı bir çıkış olarak değerlendirilebilir. Avrupa Parlamentosuna yönelik bu tepkiye koşut olarak Org. Büyükanıt’ın Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditlerle ilgili söyledikleri ise düşündürücüdür.
Org. Büyükanıt, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün iki büyük tehditle karşı karşıya olduğunu vurgulamaktadır. Büyükanıt’a göre bu tehditler, Türkiye’de hilafeti ve şeriatı hayal eden irticai düşüncelere sahip gruplar ve Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne yönelik etnik ayrımcılığa dayalı terör örgütü faaliyetleridir. Kısacası, irtica ve PKK’dır.
Oysa Türk halkı, irtica ve PKK konusunda yapılan bu tür uyarılara yabancı değil. Bu ikisinin Türkiye için bir tehdit oluşturduğunu da yeni öğrenmiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri adına konuşan çeşitli üst düzey komutanlar yıllardan beri bu konulara dikkat çekiyorlar. Dolayısıyla Org. Büyükanıt'ın bu saptamalarında yeni bir şe y yok.
Ama asıl şaşırtıcı olan, gerek Org. Büyükanıt'ın gerekse yıllardan beri TSK adına konuşan üst düzey komutanların, tehdit anlayışının sadece irtica ve PKK ile sınırlı olmasıdır. Oysa Türkiye, PKK ve irticai faaliyetler kadar büyük ve tehlikeli olan bir başka tehditle daha karşı karşıyadır. Üstelik bu, artık tehdit olma aşamasını da çoktan aşmış, yaşamakta olduğumuz bir gerçekliğe dönüşmüştür : Türkiye ekonomisi tasfiye edilmektedir !
Ne ilginçtir ki, TSK adına konuşan komutanlardan bu konuda tepkisel tek bir söz duymak mümkün değildir. Acaba TSK yetkilileri ülkemize sefalet ve yoksulluk getiren Dünya Bankası programlarını, IMF reçetelerini ulusal ekonomiye yönelik bir tehdit olarak görmüyor mu ? Stratejik öneme sahip KİT'lerin, haraç mezat yabancı tekellere devredilmesine karşı neden suskun duruyorlar ? Tarımın çökertilmesine yönelik politikalar, finans, özelikle de bankacılık sektöründeki yabancı sermaye payının endişe verici sınırlara ulaşması, iç pazarın bir yabancı işgali altında olması, borç stokunun 350 milyar doları geçmiş bulunması ulusal ekonomi ve devlet açısından bir tehlike olarak değerlendirilmiyor mu ?
Zira PKK ve irticai faaliyetler ulus devlet için ne derece zararlı ve tehlikeliyse, ulus-devletin temeli ve olmazsa olmazı olan ulusal ekonomi ve pazarın tasfiye edilmesi de aynı derecede endişe vericidir. Örneğin TÜPRAŞ’ın, TSK’nın ana ikmal kaynağı olmasına rağmen, SHELL gibi bir emperyalist tekele satılmasına TSK’dan tek bir tepki gelmemesi düşündürücü değil midir ? Maliye Bakanlığının başındaki kişinin yabancı sermaye kesimleri ile özelleştirme ihalelerinden önce yaptığı gizli görüşmeler endişe verici değil midir ?
* * *
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Atatürk milliyetçiliği konusunda özel bir duyarlılığa ve titizliğe sahip olduğu bilinmektedir. Anayasada da Türkiye Cumhuriyeti’nin bağlı olduğu ilkelerden biri olarak sayılan Atatürk milliyetçiliği anlayışı, milleti, belli bir etnik köken ve ırk temelinde değil, devletle kurulan vatandaşlık bağı çerçevesinde siyasi-hukuki bir kavram olarak tanımlar. Buna göre Türk, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkestir. Burada belirleyici olan belli bir etnik köken değil, devletle kurulan vatandaşlık bağıdır.
Bu bağlamda, ulus devletin temeli olan ulusal ekonominin tasfiye edilmesine kayıtsız kalınırken, irticai faaliyetleri ve PKK terörünü ulusal bütünlüğe ve devletin egemenliğine yönelik tehditler olarak değerlendirmek tutarlılık taşımamaktadır. Zira ulusal ekonominin tasfiye edilmesi ve Türkiye’nin sömürgeleştirilmesi, ulus devletin varlığını şekilden ibaret kılacaktır. Bugün yaşamakta olduğumuz da - ne yazık ki - budur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının ve Boğazları’nın AB ile ortak kontrol edilmesinin, ülkemizin sınırlarının tartışmaya açılmasının en önemli nedenlerinden biri de, ülkenin içine sürüklendiği bu ekonomik yıkım ve sömürgesel ilişkilerdir. Bu ekonomik, siyasi, askeri, kültürel bağımlılığa yol açan sebepleri bir tehdit olarak değerlendirmeyip, Cumhuriyet’in yüzyüze olduğu tehlikeleri irtica ve PKK’dan ibaret saymak&n bsp; bilgisizlikten kaynaklanmadığına göre, nedendir ?
Türban konusunda çok duyarlı olan askerlerin, ülkenin ekonomik değerlerinin yabancı sermayeye ve işbirlikçilerine peşkeş çekilmesi ve Türkiye ekonomisinin sömürgeleştirilmesi karşısında suskun kalması, yaptıkları tehdit değerlendirmelerini tutarsız kıldığı gibi, inandırıcılıkları ve samimiyetleri konusunda da şüpheler yaratmaktadır.