Siyaset27 Eylül 2005 00:00

SADECE “İRTİCA” VE “PKK” MI? - Selahattin Erol

Asıl şaşırtıcı  olan,  gerek Gerek Org. Büyükanıt'ın  gerekse  yıllardan  beri  TSK  adına  konuşan  üst düzey  komutanların,  tehdit  anlayışının  sadece  irtica  ve  PKK  ile sınırlı  olmasıdır.  Oysa  Türkiye,  PKK  ve  irticai  faaliyetler kadar  büyük  ve  tehlikeli olan  bir  başka  tehditle  daha  karşı  karşıyadır.  Üstelik  bu,  artık tehdit  olma  aşamasını da çoktan  aşmış,  yaşamakta olduğumuz bir gerçekliğe dönüşmüştür : Türkiye  ekonomisi  tasfiye  edilmektedir !     Ne  ilginçtir ki,   TSK  adına  konuşan  komutanlardan  bu  konuda  tepkisel  tek  bir  söz  duymak  mümkün  değildir.  Acaba  TSK  yetkilileri  ülkemize  sefalet  ve yoksulluk  getiren Dünya Bankası programlarını, IMF  reçetelerini  ulusal  ekonomiye yönelik  bir  tehdit  olarak  görmüyor  mu ?  Stratejik  öneme  sahip  KİT'lerin, haraç  mezat  yabancı  tekellere  devredilmesine  karşı neden suskun  duruyorlar ? Tarımın  çökertilmesine  yönelik  politikalar,  finans, özelikle de bankacılık  sektöründeki  yabancı  sermaye  payının  endişe  verici  sınırlara ulaşması,  iç  pazarın  bir  yabancı işgali  altında  olması,  borç  stokunun  350  milyar  doları  geçmiş  bulunması  ulusal  ekonomi ve  devlet açısından  bir  tehlike  olarak değerlendirilmiyor mu ? cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Org. Yaşar  Büyükanıt’ın  Avrupa Parlamentosu’nda, terörle mücadelemizi ’saldırgan askeri operasyonlar’ olarak niteleyen düşünce ve ifade şeklini esefle kınıyorum” şeklindeki sözleri anlamlı bir çıkış olarak  değerlendirilebilir. Avrupa  Parlamentosuna  yönelik  bu  tepkiye koşut olarak  Org. Büyükanıt’ın  Türkiye’nin  karşı  karşıya  olduğu tehditlerle  ilgili söyledikleri  ise  düşündürücüdür.

 

Org.  Büyükanıt, Türkiye Cumhuriyeti’nin  bugün  iki büyük tehditle karşı karşıya  olduğunu vurgulamaktadır.  Büyükanıt’a  göre  bu tehditler,  Türkiye’de hilafeti ve şeriatı hayal eden irticai düşüncelere sahip gruplar ve   Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne yönelik etnik ayrımcılığa dayalı terör örgütü faaliyetleridir.  Kısacası,  irtica  ve  PKK’dır.

 

Oysa  Türk halkı,  irtica  ve  PKK  konusunda  yapılan  bu  tür   uyarılara yabancı değil. Bu  ikisinin  Türkiye için  bir  tehdit  oluşturduğunu  da  yeni öğrenmiyor. Türk Silahlı  Kuvvetleri  adına  konuşan çeşitli üst  düzey komutanlar  yıllardan  beri  bu konulara dikkat çekiyorlar. Dolayısıyla Org. Büyükanıt'ın  bu  saptamalarında  yeni  bir  şe y  yok.   

 

Ama  asıl şaşırtıcı  olan,  gerek  Org. Büyükanıt'ın  gerekse  yıllardan  beri  TSK  adına  konuşan  üst düzey  komutanların,  tehdit  anlayışının  sadece  irtica  ve  PKK  ile sınırlı  olmasıdır.  Oysa  Türkiye,  PKK  ve  irticai  faaliyetler kadar  büyük  ve  tehlikeli olan  bir  başka  tehditle  daha  karşı  karşıyadır.  Üstelik  bu,  artık tehdit  olma  aşamasını da çoktan  aşmış,  yaşamakta olduğumuz bir gerçekliğe dönüşmüştür : Türkiye  ekonomisi  tasfiye  edilmektedir !   

 

Ne  ilginçtir ki,   TSK  adına  konuşan  komutanlardan  bu  konuda  tepkisel  tek  bir  söz  duymak  mümkün  değildir.  Acaba  TSK  yetkilileri  ülkemize  sefalet  ve yoksulluk  getiren Dünya Bankası programlarını, IMF  reçetelerini  ulusal  ekonomiye yönelik  bir  tehdit  olarak  görmüyor  mu ?  Stratejik  öneme  sahip  KİT'lerin, haraç  mezat  yabancı  tekellere  devredilmesine  karşı neden suskun  duruyorlar ? Tarımın  çökertilmesine  yönelik  politikalar,  finans, özelikle de bankacılık  sektöründeki  yabancı  sermaye  payının  endişe  verici  sınırlara ulaşması,    pazarın  bir  yabancı işgali  altında  olması,  borç  stokunun  350  milyar  doları  geçmiş  bulunması  ulusal  ekonomi ve  devlet açısından  bir  tehlike  olarak değerlendirilmiyor mu ? 

 

Zira  PKK  ve  irticai faaliyetler  ulus  devlet  için  ne  derece  zararlı ve tehlikeliyse,  ulus-devletin temeli ve  olmazsa  olmazı  olan  ulusal  ekonomi  ve  pazarın  tasfiye  edilmesi  de  aynı  derecede  endişe  vericidir. Örneğin TÜPRAŞ’ın,  TSK’nın   ana ikmal  kaynağı  olmasına  rağmen,  SHELL  gibi  bir  emperyalist  tekele  satılmasına  TSK’dan  tek  bir  tepki gelmemesi  düşündürücü değil midir ?  Maliye Bakanlığının  başındaki  kişinin  yabancı  sermaye kesimleri ile  özelleştirme ihalelerinden  önce yaptığı gizli görüşmeler  endişe  verici  değil midir ?

 

*  *  *

 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  Atatürk milliyetçiliği  konusunda  özel  bir  duyarlılığa  ve  titizliğe  sahip  olduğu  bilinmektedir. Anayasada  da  Türkiye  Cumhuriyeti’nin  bağlı olduğu  ilkelerden  biri olarak  sayılan  Atatürk milliyetçiliği  anlayışı,  milleti,  belli  bir  etnik  köken  ve  ırk  temelinde  değil,  devletle  kurulan  vatandaşlık  bağı   çerçevesinde siyasi-hukuki  bir  kavram  olarak tanımlar.  Buna  göre Türk, Türkiye Cumhuriyeti devletine  vatandaşlık  bağı ile  bağlı  olan herkestir. Burada  belirleyici  olan  belli bir etnik köken  değil,  devletle kurulan  vatandaşlık  bağıdır.

 

Bu bağlamda,  ulus devletin  temeli olan  ulusal  ekonominin  tasfiye  edilmesine  kayıtsız kalınırken,  irticai faaliyetleri ve  PKK  terörünü  ulusal  bütünlüğe  ve  devletin  egemenliğine yönelik  tehditler  olarak  değerlendirmek  tutarlılık  taşımamaktadır.  Zira  ulusal  ekonominin  tasfiye  edilmesi ve  Türkiye’nin  sömürgeleştirilmesi,  ulus devletin  varlığını  şekilden ibaret  kılacaktır. Bugün yaşamakta olduğumuz  da  - ne yazık  ki -  budur. 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin  sınırlarının  ve Boğazları’nın  AB  ile  ortak  kontrol  edilmesinin, ülkemizin sınırlarının  tartışmaya  açılmasının en  önemli  nedenlerinden  biri de,  ülkenin içine  sürüklendiği bu ekonomik yıkım  ve  sömürgesel ilişkilerdir.  Bu ekonomik, siyasi,  askeri,  kültürel bağımlılığa yol  açan  sebepleri  bir tehdit  olarak  değerlendirmeyip,  Cumhuriyet’in   yüzyüze  olduğu  tehlikeleri  irtica  ve  PKK’dan ibaret saymak&n bsp; bilgisizlikten  kaynaklanmadığına  göre,  nedendir ?  

 

Türban  konusunda  çok  duyarlı  olan  askerlerin,  ülkenin  ekonomik  değerlerinin   yabancı sermayeye  ve  işbirlikçilerine  peşkeş  çekilmesi  ve  Türkiye  ekonomisinin sömürgeleştirilmesi karşısında  suskun kalması,  yaptıkları  tehdit  değerlendirmelerini  tutarsız kıldığı gibi,  inandırıcılıkları ve  samimiyetleri konusunda  da  şüpheler yaratmaktadır.