Bu oyuna daha önce Araplar düştü... - Servet Kabaklı
AZİZ dostlarım, önce şu satırlarımı lütfen çok dikkatle okuyunuz... “Siyonizmin kurucu babalarından Theodor Herzl, 1880’lerden başlayarak Yahudiler için vatan aramaya koyulmuş, önce Afrika, sonra Güney Amerika’da bir yurt aramış, Yahudiler nezdinde oralar pek rağbet görmeyince de, sonunda Filistin’in vatan edinilmesi konusunda karar kılmıştı. Derhal dünyanın en büyük zenginlerinden bazı para babalarıyla temasa geçmiş, keselerinin ağızlarını ne kadar açabileceklerini öğrenmiş, onların verdikleri sözlerden hareketle de hemen İstanbul’a koşmuş ve Türk Hakanı Sultan İkinci Abdülhamid Han Hazretleri’nin huzuruna çıkmanın bir yolunu bulup şu teklifte bulunmuştu: acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnebuscopan link buscopan plus
Sultanım Efendim, tensip buyurur da, isteyen Yahudi ailelerinin Filistin’e yerleşmelerine müsaade ederseniz, size bu lûtfunuzun karşılığı olarak, Osmanlı’nın Batılı devletlere olan bütün borçlarını kâmilen ödemeyi ve ayrıca Osmanlı maliyesinin düzelmesi için devlet hazinesine gereken yardımı yapmayı taahhüt edeceğiz.”
Ulu Hakan Abdülhamid Han, çok masum ve Osmanlı Cihan Devleti için çok faydalı gibi görünen bu teklifin altında yatan korkunç Siyonist oyunu ânında farkettiği için, Theodor Herzl’e, suratında bir tokat gibi patlayan şu cevabı vermişti...
“Efendi, bana değil bu kadar, bunun binlerce katı para yardımında bulunsanız bile ben o topraklardan bir tek karışını dahi satmam, satamam. Çünkü o topraklar bana değil, milletime aittir. Benim atalarım o toprakları kan dökerek, can vererek elde etmişlerdir. Kan dökülerek, can verilerek alınan topraklar ise, asla ve kat’a para ile takas edilmez. Benim bu vücudumu çiğnemeden vatanımdan kimse bir karış toprak satın alamaz.” Ulu Hakan, bunu ona demekle de kalmamış hemen Filistin’e, Kudüs valiliğine ferman göndererek Yahudiler’e en küçük bir arsa veya arazinin dahi satılmamasını, satan kimseler olursa onların tapu işlemlerinin asla yapılmamasını emretmiştir.
Hiçbir bedel ödemeden...
NE büyük gaflet ve hıyanettir ki, bu fermana rağmen, Yahudi parayı bastırınca pek çok kişi tarlasını, bağını, bahçesini ve daha neleri ve nelerini habire satmış. Tapu memurları da Yahudi’nin büyük meblâğlar tutan rüşvetlerine dayanamamış ve tapu işlemlerini yapmış. İstanbul memur azledip yeni memur tayiniyle uğraşıp durmuş. Bir türlü bu gidişin önünü alamamış. Sonunda Filistin’e çok az sayıda da olsa bazı Yahudi aileleri yerleşmiş.
İşin asıl korkunç yanı şu ki, 2. Abdülhamid Han Hazretleri’nin; “Benim cesedimi çiğnemedikçe o toprakları alamazsınız” dediği diyarı, içimizdeki akıl ve ufuk fukaraları Ulu Hakan’ı devirdikten sonra işler çığırından çıkmış, Yahudiler oraya üşüşmeye başlamış. Hele o saf maceraperestler, Cihan Devletimiz’i akılsızca ve beceriksizce Birinci Dünya Savaşı’na sokunca, Yahudiler Filistin’de pek çok yeri beş para bile ödemeden ele geçirmişlerdir.
Urfa’ya yazık etmeyin!..
SİZLERE bu tarihî gerçeği hatırlattıktan sonra ciğerimin şimdiki yangınına geliyorum... Aziz can dostlarım, Urfa’da çirkin bir Siyonist oyunu oynanıyor. İsrail’den resmî heyetler geliyor, bazı tarihî binaları “bedava” onarmayı, restore etmeyi teklif ediyorlarmış. Bildiğiniz gibi Urfa tarihî âbideler harmanıdır. İnsanlık tarihinin beşiklerinden biridir. Şimdi sizlere çok safiyane bir soru sorayım... Amerika’nın her yıl verdiği milyarlarca dolarla ayakta duran İsrail, bizim tarihî âbidelerimizi acaba niçin “bedava” restore edip bize teslim etmek ister?...
İkincisi ve asıl korkuncu şu ki; Urfa’da çok hızlı bir şekilde Yahudiler’e toprak, arsa, arazi, hatta ev satılıyormuş. Alanların isimleri elbette Yahudi değilmiş. Hakan’mış, Elvan’mış, Nalan’mış, Selim’miş.... Türk vatandaşları imişler tabiî. Fakat altını biraz daha deşince görüyormuşsunuz ki bu “alıcılar” hep “dönme” imiş.
Bizler hiçbir ırkın veya dinin düşmanı değiliz. Hiçbir ırka ve dine kinimiz de yoktur garezimiz de. Dönmelere de diyeceğimiz yok. Hani şu Sebatay Sevi’yi “mehdi” olarak gören ve ona inanan, dışarıdan Müslüman görünüp içeriden Yahudi olmaya devam eden kimselerle de bir alıp veremediğimiz yok. Onlar bizim dinimize ve milletimize saygı gösterdikçe, biz de onlara saygı gösteririz. Fakat ülkemizden nemalanan, memleketimizin ekmeğini yiyen bu dönmelerin, İsrailliler’in dümen suyuna girip onlara âlet olmalarına ve fanatik Yahudilerin ve gözü dönmüş Siyonistler’in “Nil’den Fırat’a kadar uzanan Vadedilmiş Topraklar” masalına hizmet etmelerini asla hoş göremeyiz. Çünkü bu, kelimenin tam anlamıyla nankörlüktür, kendisine kucak açıp yer ve yuva vermiş, imkân tanımış Müslüman Türk Milleti’ne alenen ihanettir!..
Öte yandan, siz ey benim aziz gönüldaşlarım, bilhassa Urfalı kardeşlerim!.. Bu tuzağa daha önce Araplar düştü, bu oyuna daha önce Araplar geldi, şimdi sıra sizde mi?.. Siz verdikleri o şanlı direniş ile Urfa adının önüne “Şanlı” sıfatını koyduran o mübârek ecdadın torunları!.. Tarihten siz de ibret almazsanız, iki adım ötedeki İsrail’de, o güzelim Filistin topraklarında olup bitenin siz de farkında olmazsanız... Onca yakınlığına rağmen oradaki kanlı hadiseleri, vahşeti siz de görmezseniz, ben ne diyeyim?.. Urfa’nın şanlı evlatları, aranızdan çıkan bazı gafilleri, Allah’ı bırakıp da paraya, pula kulluk etmeye başlayanları ikaz ederek uyandırınız benim aziz hemşehrilerim... Ve siz, ey “Şanlı Urfa”nın bir kısım gafilleri!.. Şimdiki Filistinli Araplar’§ın dünkü dedelerine habire lânet yağdırdıkları gibi, sizler de torunlarınızın size sürekli lânet okumasını mı istiyorsunuz?.. Kanmayın diyalogculara, inanmayın çözümcü geçinen çözülmüşlere... Yüce Allah “süngü takışları” bile destan olan o “Şanlı Urfa Çeteleri”nin hakkını sorar sonra sizden!...